6 Milyonu Tutukladılar

05.11.2016 | Vedat AKIN
4 Kasım itibariyle ülkenin %11’lik bir kesimi, yani yaklaşık 6 milyon kişi, siyasi bir cinayete kurban gitmiş durumdadır. Bu siyasi soykırımın altında elbette Erdoğan diktatörlüğü kalacaktır. İç savaş artık kapıdadır. İslam Devleti (IŞİD) iç savaşın neferi olacağına dair bir açıklama yapmışken bu olasılık daha da artmış oldu. Bu cephede sadece Erdoğan ve İslam Devleti yok; MHP-Sözcü-Doğu Perinçek-Metin Feyzioğlu vb. cabası. Peki, diğer cephe ne olacak? Bugün esas soru budur. Bizim niyetlerimizden bağımsız olarak bir iç savaşa gidiyoruz. Bunu biz seçmedik, bugün böyle bir savaşı istemiyoruz da; ama gerçek budur ve gerçekle soğukkanlı bir şekilde yüzleşmek zorundayız.

4 Kasım itibariyle ülkenin %11’lik bir kesimi, yani yaklaşık 6 milyon kişi, siyasi bir cinayete kurban gitmiş durumdadır. Bu siyasi soykırımın altında elbette Erdoğan diktatörlüğü kalacaktır.

Bir gece yarısı operasyonuyla, kapılar kırılarak, zorbalıkla teslim alınmaya çalışılan irade, on yıllardır mücadeleyle bilenmiş ve sağlamlaşmıştır. Öyle kolay değil! Yıllar önce de beyaz Toroslarla yapılan saldırıları ve katliamları bu irade püskürtmüş; Türkiye halklarının 6 milyonuna ulaşmış, geri kalanının da önemli bir kısmına sesini duyurabilmiştir. Başarılı ve meşru olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu güne dek “Seni Başkan Yaptırmayacağız” mücadelesiyle diktatöre uykusuz geceler geçirtmiştir.

Ama diktatörde alicengiz oyunları, komplolar ve tehditler bitmiyor. Yanına MHP stepnesini alan Erdoğan, Kürt halkının iradesine darbe vurma planını uygulamaya koyduğu gibi içeride muhalifleri yok olmanın eşiğine götürecek bir iç savaşın da fitilini ateşlemekten çekinmiyor. HDP’li vekillerimize yapılan saldırının ve sabahında Diyarbakır-Bağlar’da olan patlamanın birbirini takip eden bir plan çerçevesinde olduğunu görmemek için, her şey bir tarafa, son bir yılın derslerine kör olmak lazım. Bu tür saldırılar sonrasında devletin resmî ağızlarının borazanı olmak ayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor. Bilindiği üzere patlama olduktan sonra devlet, gündemi soğutmak ve Kürt hareketine yeni bir çamur atmak üzere harekete geçip patlamayı PKK’ye yıktı. Bir süre geçti ve hükümetin yalanını ortaya çıkaran IŞİD açıklaması geldi. Örgütler yapmadıkları eylemleri elbette üstlenebilirler. Son tahlilde tedhiş yönteminin mantığında bu vardır. Böylesi olaylarda polis telsizi dinlemek yerine siyasi analiz yapmak mutlak bir zorunluluktur. IŞİD’in tehditlerle dolu açıklamasını da mutlak gerçeklik derecesine yükseltmemek gerekir. Evet, bir gün mutlaka Erdoğan IŞİD’le boğaz boğaza gelecektir. Bu ânın gelebilmesi için Ortadoğu siyasetinde somut olgusal değişimlere ihtiyaç var. Gerçek şu ki Bağlar saldırısı da Suruç ve Ankara gibi Erdoğan diktatörlüğü kokuyor. Olayın ayrıca vahim yanı PKK’nin yapmadığı ortaya çıktığı gibi saldırının o karakolda esir tutulan HDP’li vekillerimizi hedef aldığı da bir gerçeklik olarak karşımıza çıktı.

İç savaş artık kapıdadır. İslam Devleti (IŞİD) iç savaşın neferi olacağına dair bir açıklama yapmışken bu olasılık daha da artmış oldu. Bu cephede sadece Erdoğan ve İslam Devleti yok; MHP-Sözcü-Doğu Perinçek-Metin Feyzioğlu vb. cabası. Peki, diğer cephe ne olacak? Bugün esas soru budur. Bizim niyetlerimizden bağımsız olarak bir iç savaşa gidiyoruz. Bunu biz seçmedik, bugün böyle bir savaşı istemiyoruz da; ama gerçek budur ve gerçekle soğukkanlı bir şekilde yüzleşmek zorundayız.

Diktatörlüğün oyunlarına çanak tutan (ister siyasi basiretsizlik olsun ister bilerek ve isteyerek olsun) CHP sosyal medyada topa tutulurken, bu siyasi yanlışları savunmaya, mazur görmeye ve göstermeye çalışanların ise özrü kabahatlerinden büyük. Siyasi olarak sığ sularda gezinen destekçilerinin 93 yıllık ezberleri burada da öne çıktı. CHP’ye neden yükleniliyormuş? Eğer CHP dokunulmazlıkların kaldırılmasına anayasa aykırı olmasına rağmen destek vermeseydi, “Allah’ın bir lütfu” olan 15 Temmuz sonrasında sözde Yenikapı ruhuna el açıp dualı destek atmasaydı bugün CHP’ye yüklenilmezdi (tıpkı 7 Haziran seçimlerinde yüklenilmediği gibi) ya da başka (ve daha doğru) bir temelde (sınıfsal temelde) yüklenilirdi.

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırı sadece o gazeteye yapılan bir saldırı olmadığı gibi bu da sadece HDP’ye ve onun seçmenlerine yapılmamıştır. Örgütlü örgütsüz tüm toplumsal muhalefete ve aslında parlamenter sistemi destekleyen, oy verme özgürlüğünü savunan tüm ülke nüfusuna yapılmıştır. Erdoğan tek adamlığını, ülkeyi gerekirse kan gölüne çevirerek de olsa, ilan etmenin, daha doğru bir ifadeyle resmileştirmenin peşindedir. Durum bundan ibarettir.

Bundan sonraki süreci örgütlü örgütsüz tüm muhalefetin aldığı kararlar belirleyecektir. Artık hamle sırası bizlerdedir. Reste rest demenin zamanıdır!

Kürt halkının iradesi serbest bırakılmalıdır! İradeye kelepçe vurmak bu toprakların devlet refleksi haline gelmiştir. Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırı da bunun en açık ifadesidir.

Ortada ciddiye alınacak bir dava bile yokken gazeteciler tutuklanıyor. Devlet tamamen basının üzerine çöküyor. Tutuklanan gazeteciler serbest bırakılmalıdır.

İşçi sınıfı hem esir alınan Kürt halkının iradesine hem de haber alma hürriyetine sahip çıkmalıdır. İşçi sınıfı, patronların ve devletin zulmüne karşı yanlarında olmuş, onları meclise taşımış vekillerin ve onların sesini duyurma çabasını az çok güden basın emekçilerine sahip çıkmalıdır.

Halkların iradesi teslim alınamaz!

Gazeteciler teslim olmaz!

Teslim olmadık, teslim olmayacağız!

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

5 Kasım 2016