Vedat Türkali’ye Saygı: O Sokaklardan Geçeceğiz Zafer Şarkılarımızla

02.09.2016 | Vedat AKIN

Vedat Türkali yalnızca büyük bir sanatçı değil, aynı zamanda bir komünistti. Öyle de uğurlandı. Onun için kortej halinde binler yürüdü. Polisle kavga edildi, gaz yendi. Ama aynı onun gibi hiç pes edilmedi. Sloganlar hiç susmadı, sıkılı yumruklar hiç inmedi. Kendi uğurlanışını görebilse, tabutunda o yeşil örtüyü ve imamın “O’nun iyi bir Müslüman olduğuna şahitlik ediyor musunuz?” şeklindeki helallik alma ritüelini istemezdi. Son yıllarında en çok da barış gelsin (aslında oğlunun isminin Barış olması bu isteğinin son yıllara özgü olmadığının bir işareti de olabilir) isterdi. Barış gelmedi ama onu Dünya Barış Günü’nde uğurladık. Bu kadar rezilliğin, pespayeliğin ve ölümün sisi ardından doğruyu, bilimsel olanı ve edebi güzelliği hatırlatan çok az insan kaldı. Kalanlar olarak başımız sağ olsun! Ebediyen zihnimize mukayyet olacak eserleri yaratanlara da selam olsun!

Bu topraklar sonu gelmeyecek gibi görünen bir sonbaharın içinde debelenip duruyor. Toplumsal mücadelenin ve işçi sınıfı hareketinin diplerde seyrettiği bir dönemden geçiyoruz. Mücadelenin yoğun olduğu dönemlerde yeşeren sanatçılarımız yavaş yavaş eksilirken, geçtiğimiz mevsim bize bereketsiz ve ruhsuz bir gelecek vadediyor.

Kökü Anadolu’dan ve tüm dünyanın kültürlerinden beslenen, aynı oranda geri dönüp onu besleyen yazarlarımız ve şairlerimiz, birer birer bizi bu acımasız dünyada eksik bırakıyorlar. Kitaplarını okumak için para biriktirdiğimiz, okumadığımız için de utandığımız yazarlarımız teker teker o güzel atlara binip gidiyorlar. Gelgelelim bu çınarlar bizi yalnız bırakmıyorlar. Kocaman gölgelerinin altında, yaşadığımız pervasız ve ölümcül düzenin/günlerin göz alıcı suni ışıltılarından aklımızı korumak, kendimiz için uygun ilhamı edinmek için boylu boyunca uzanıyoruz. O satırlar ve dizeler yaşadıkça, nefeslerini o romanlarda, şiirlerde duyuyoruz. En önemlisi de onları kendi dillerinde okuyabiliyoruz.

Vedat Türkali de gölgesi altında kendimizi huzurlu ve bir o kadar da kararlı hissettiğimiz bir çınardı. 97 yıllık hayatının bilinçli kısmını, devrimci mücadelenin ön saflarında legal ya da illegal alan farkı gözetmeksizin tüm dünya halklarına umut vermek için harcadı. Bu topraklarda komünist olmanın en zor olduğu dönemlerde devrimcilik yaptı. Hem SSCB’nin KP’lerle olan amir-memur ilişkisi hem de TC’nin komünistlere yönelik amansız zulmü o dönemi komünistler için eşsiz baskı ve bunalım dönemlerinden biri haline getirmişti. Bu baskının en bilinen sonucu aydınları hapse tıkmaktı. Vedat Türkali de devletin bu refleksinden mahrum kalmamıştı. Nazım Hikmet’i içeri atmak konusunda tereddüt etmeyen devlet elbette Vedat Türkali için de tereddüt etmemiş, onu yedi sene tutsak almıştı. Ne hikmetse, o dönem hapse giren aydınların veya yazarların çoğu, bu ülkenin dünyaca tanınan, hattâ Nobel’e aday olmuş aydınları veya yazarları oldu.

Vedat Türkali’nin hayatını anlatmak bu yazının konusu olmayacak; çünkü onu soğuk biyografilerden değil, canlı romanlarından, senaryolarından veya oyunlarından tanımak en anlamlısı olur. Derin ve samimi anlatış tarzıyla sizi karakterin içine çekmeyi başarır Vedat Türkali. Dolayısıyla hem karakterin hem de Vedat Türkali’nin zihninde dolaşabilirsiniz.

Komünist adlı anı kitabında size kurgu olmayan gerçek kişiler sunar usta. Oradaki gerçek hayatlar üzerinden, dönemin (1935-45 arası Türkiye) Vedat Türkali’si, Komünist Parti üzerinden dönemin siyaseti ve o yılların Türkiye’si sunulur. Çok dobra ve samimidir Türkali. Stalinizmin adem-i merkezileşme kararının ülkedeki komünistlere ve yazarımıza ne tür zorluklar yaşattığını, mücadeleye gönülden bağlı olan komünistleri nasıl yüzüstü bırakıp demoralize ettiğini izlersiniz. Bürokratik merkeziyetçiliğe karşı aldığı tavrı şu alıntıyla örneklendirelim: “Çeşitli komünist partilerdeki genel sekreterlerin birbirine benzer benmerkezcil tutumu, demokratik santralizmin antidemokratik santralizme kaydırılmasıyla oluşmuş, düzeni çürüten uygulama biçimiydi. Söz onda biterdi, son sözü ‘Genel Sekreter’ olan ‘Stalincik’ söylerdi her konuda.”[1]

O, bu topraklarda Leninist bir yazar olarak yaşadı ve sonsuzluğa uğurlandı. Tam bir işçi sınıfı devrimcisi gibi yaşadı. Kendi alanını işçilere açtı. Senaryolarında (özellikle Karanlıkta Uyananlar filminde), anılarında, romanlarında ürettiği birçok eserde sınıf mücadelesinden izler bıraktı. Gerçek bir komünist olarak toplumdaki tüm sorunları sahiplendi. Bu toprakların en acil sorunu olan Kürt sorununda hiç eğip bükmedi. Barış gelmesi için üzerine düşen ne varsa fazlasıyla yapmaya çabaladı. 2002 yılında DEHAP’tan milletvekili adayı oldu.

Dünyanın kapitalistlere değil bize layık olduğunu İstanbul şiirinde dile getirdi. İstanbul’a bekle derken, aslında motorları maviliklere süreceğimiz günlerin sabırla mücadeleden geçtiğini anlatmaya çalıştı.

İlerlemiş yaşına rağmen her işini kendi yapmaya çalıştı. Mülk edinmeyi hiç düşünmedi, son nefesine kadar yaşadığı ev kiraydı. En yakın dostlarından biri Dr. Haig Açıkgöz’ün verdiği Nazım Hikmet’in gömleğini birkaç gün giymeyi, her kitap bitirişinde kendine ödül olarak koydu. Ölümden hiç korkmadı, hep üretmeye devam etti. Son nefesini verdiğinde arkada dörtte üçü biten bir roman daha kalmıştı.

Vedat Türkali yalnızca büyük bir sanatçı değil, aynı zamanda bir komünistti. Öyle de uğurlandı. Onun için kortej halinde binler yürüdü. Polisle kavga edildi, gaz yendi. Ama aynı onun gibi hiç pes edilmedi. Sloganlar hiç susmadı, sıkılı yumruklar hiç inmedi. Kendi uğurlanışını görebilse, tabutunda o yeşil örtüyü ve imamın “O’nun iyi bir Müslüman olduğuna şahitlik ediyor musunuz?” şeklindeki helallik alma ritüelini istemezdi. Son yıllarında en çok da barış gelsin (aslında oğlunun isminin Barış olması bu isteğinin son yıllara özgü olmadığının bir işareti de olabilir) isterdi. Barış gelmedi ama onu Dünya Barış Günü’nde uğurladık.

Özellikle 2000’li yıllar bu topraklar için ne bilimsel ne de edebi bir gelişmeye tanıklık etti. Dezenformasyon ve sığlık sürekli mahmuzlandı. O kadar büyük yalanlar söylendi ki doğrular Kaf dağlarının ardında kaldı ve geniş kitlelerce çoktan unutuldu. Bu kadar rezilliğin, pespayeliğin ve ölümün sisi ardından doğruyu, bilimsel olanı ve edebi güzelliği hatırlatan çok az insan kaldı. Kalanlar olarak başımız sağ olsun! Ebediyen zihnimize mukayyet olacak eserleri yaratanlara da selam olsun!

1 Eylül 2016


Notlar

[1] Vedat Türkali, Komünist, Everest Yay., 2008, s. 47