Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim!

15.08.2016 | Berna IRMAK
AKP hükümetinin ve sermayenin amacı açıktır. Bir kez daha işçi sınıfı üzerinden kendine kaynak yaratmaya çalışmaktadır; hükümet, açıklamalarında yasa gerekçesi olarak 10 yılda 100 milyar kaynak yaratmayı sıraladı bile! Bu yolla hem uzun vadede patronların üzerindeki emeklilik prim yükünü ortadan kaldırmayı hem de biz işçi ve emekçileri sigorta şirketleri eliyle daha fazla kontrol altında tutmayı planlamaktadır. Tam da bu nedenle bu yasayı kabul etmemek ve zorunlu emeklilik dayatmasına karşı örgütlenmek zorundayız. Onların hayalindeki dünya belli: Kiralık işçi büroları yoluyla güvencesizleştirilmiş, kıdem tazminatının fona devredilmesi yoluyla çalışmaya mahkûm edilmiş ve zorunlu emeklilik dayatması ile sigorta şirketlerinin portföy hesaplarının parçası haline getirilmiş bir işçi sınıfı. EMEKLİLİK HAKKINA SALDIRI İÇİN KAPI ARALANIYOR! Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim! Gelin bu dayatmalara izin vermeyelim, güvenceli bir iş ve gelecek için örgütlenelim!

AKP iktidarı işçi haklarına saldırıya hız kesmeden devam ediyor. Kıdem tazminatı hakkına göz dikilmesi ve kiralık işçi büroları uygulaması benzeri bir diğer saldırı da 10 Ağustos 2016 günü TBMM Genel Kurul’unda kabul edildi ve 1 Ocak 2017’den itibaren geçerli olacak. Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun başlığıyla geçen yasaya göre 45 yaş altındaki 13 milyon işçi sisteme dâhil olacak.

Egemen medyada, alışıldığı üzere, bir lütuf olarak sunulan ve aslında gönüllü olduğu vurgulanan bu yeni sistem biz işçiler açısından elbette yine olumsuz sonuçlar doğuracak. Sistemin özü 45 yaş altındaki işçilerin ücretlerinden doğrudan kesilen prime esas kazancının yüzde üçü yoluyla (ayda ortalama 100 TL) bir aracı şirkette birikmesi ve emeklilik halinde bu biriken paranın da şirket tarafından bizlere ödenmesi üzerine kurulu. Devlet bir kereye mahsus olarak 1000 TL’lik bir prim ödeyecek ve “ilginçtir”, patronlar herhangi bir prim ödemeyecek.

Bireysel Emeklilik sistemi Türkiye açısından yeni değil. 2001 yılından itibaren isteğe bağlı olarak bireysel emeklilik sistemi bulunmakta. Tüm dünyada 90’ların sonundan itibaren semiren sigorta şirketlerinin Türkiye’de de muadilleri kuruldu ve varlığını sürdürüyor. Fakat hükümet tasarruf yapılamadığını gerekçe gösteriyor ve bu sistemi hayata geçirmelerinin nedenini “vatandaşı tasarruf yapmaya teşvik etmek” olarak açıklıyor.

İlk sorulması gereken soru herhalde ortada: Sizce neden tasarruf yapamıyoruz? İşçi sınıfı olarak açlık sınırında ücretler aldığımız için mi? Her geçen gün bir sosyal hakkımıza daha göz diktiğiniz için mi? Tüm bu düşük ücretlere rağmen alım gücünün çok düşük olması nedeniyle mi? Bu sebeplerin toplamından ötürü kredi kartı borçlarını ödemeye çalışarak geçen bir ömürden ötürü mü? Bu sorular arttırılabilir ama ortak cevap açıktır: İşçi sınıfının büyük bir çoğunluğu açısından bırakın tasarruf (birikim) yapmayı, o ayı geçirebilecek insana yakışır bir ücret alamadığımız için tasarruf yapamıyoruz. Tam da bu yüzden bizlere tasarruf yapmayı öğretmek için bu yola başvurulduğu iddiası saçmalıktır.

Kısa ve Uzun Vadeli Tehlikeler

45 yaş altı 13 milyon işçi 1 Ocak 2017 itibariyle doğrudan sisteme dâhil edilecektir. Cayma hakkı mevcut olsa da 2 ayla sınırlı ve pek çok yerde sistemin olumlu yanları öne çıkarıldığından sınıfın büyük bir çoğunluğu açısından bu geçerli olmayacak.

Bunun anlamı ücretimizden her ay asgari 100 TL’nin (önenen primin % 3’ü şeklinde geçiyor) patron tarafından kesilecek olması ve yine bizim belirlemediğimiz bir emeklilik şirketinde birikecek olması. Şu soruları sormak zorundayız: Birincisi, böyle bir kesintiyi neden kabul edelim? İkincisi, neden bizim alınterimiz üzerinden sigorta şirketleri semirsin ve güçlensin?

Bir diğer önemli risk ise sadece Türkiye’de değil tüm dünyada sigorta şirketlerinin geçmişi. Finansal kriz gerekçesiyle kapanan ve batan sigorta şirketi sayısı azımsanamayacak düzeyde. Bunun anlamı yıllarca biriken paranın bir günde yitip gitmesi de olabilir.

Diğer yandan çok daha büyük tehlike bu tür adımlar yoluyla kazanılmış bir hak olan kamudan emeklilik hakkının özel sektöre devredilmeye çalışılmasıdır. Bu yolun açılması ile birlikte hükümetin bir süre sonra sistemin tamamını özele devretmeyeceğinin garantisi olmadığı gibi genel eğilimleri göz önüne alındığında asıl amaçlarının bu olduğu ortadadır.

Sonuç olarak, AKP hükümetinin ve sermayenin amacı açıktır. Bir kez daha işçi sınıfı üzerinden kendine kaynak yaratmaya çalışmaktadır; hükümet, açıklamalarında yasa gerekçesi olarak 10 yılda 100 milyar kaynak yaratmayı sıraladı bile! Bu yolla hem uzun vadede patronların üzerindeki emeklilik prim yükünü ortadan kaldırmayı hem de biz işçi ve emekçileri sigorta şirketleri eliyle daha fazla kontrol altında tutmayı planlamaktadır. Tam da bu nedenle bu yasayı kabul etmemek ve zorunlu emeklilik dayatmasına karşı örgütlenmek zorundayız.

Onların hayalindeki dünya belli: Kiralık işçi büroları yoluyla güvencesizleştirilmiş, kıdem tazminatının fona devredilmesi yoluyla çalışmaya mahkûm edilmiş ve zorunlu emeklilik dayatması ile sigorta şirketlerinin portföy hesaplarının parçası haline getirilmiş bir işçi sınıfı.

EMEKLİLİK HAKKINA SALDIRI İÇİN KAPI ARALANIYOR!

Zorunlu Bireysel Emeklilik Dayatmasını Kabul Etmeyelim!

Gelin bu dayatmalara izin vermeyelim, güvenceli bir iş ve gelecek için örgütlenelim!

14 Ağustos 2016