Darbe Süreci Bir Eksen Kaymasının Başlangıcı mı?

26.07.2016 | Sinan KARASU
Tüm bunlar Türkiye’nin bir eksen kayması içinde olduğunu mu gösteriyor? Kritik soru şu: ABD ve genel olarak Batı emperyalizmi Tayyip’ten desteğini çekti mi çekmedi mi? Kokteyl darbeye ABD’nin verdiği aleni ya da zımni destekten hareketle Tayyip “bundan böyle Batı’dan bana ekmek çıkmayacak ve ben de yüzümü Rusya’ya, Şangay Beşlisi’ne çevirmeliyim” sonucu çıkardı mı çıkarmadı mı? Geride kalan on günün sonunda ilk izlenim Tayyip’in ABD-AB’den umudunu kestiği ve Avrasyacılığa meylettiği yönünde. Zaten ulusalcı ortaklarının düşleri hep bu çizgide olduğundan; Tayyip’in idam tartışmasını bugün bile sürdürüyor olması, NATO’dan çıkma ihtimalini dillendirmesi, Türkiye’nin uzun zamandır Körfez sermayesiyle iyi ilişkileri vb. gibi etkenler bir araya geldiğinde Türkiye’nin yüzünü artık “Doğu’ya” çevirecek olmasından bahsedilebilir. Her halükarda, şu an Rusya’yla ilişkiler birkaç ay önce düşünülemeyecek kadar iyi, daha doğrusu Tayyip’in tamamen biat etmesi sonucu sorunlardan temizlenmiş durumda.

Darbe darbe üstüne bindi. Demokrasi kamuflajında atılan şeriat naralarıyla sokaklarda faşist bir seferberlik yaratıldı. Ucu nereye varacak, bilinmez; ama hayra varmayacağı kesin. Üstüne bindirilen OHAL’e de bakarak söylersek, buradan demokrasi doğmayacağı daha da kesin. İslamcıların hercümerç olmuş darbelerine karşı doğru tutum almak için, darbenin sınıfsal köklerini, uluslararası ilişkilerdeki yerini anlamamız gerekiyor. Burada muvakkat bir cevap aramaya çalışacağız.

Darbenin bir kokteyl ürünü olduğu her geçen gün daha da netleşiyor. Kokteylin nasıl hazırlandığı ya da servis edildiği kesin olmasa da, Erdoğan’ın davetiyle orduya geri dönen ulusalcı askerlerin cemaatçileri tufaya düşürdüğü ve bir darbeye kalkıştırarak yarı yolda bıraktığı izlenimi daha da güç kazanıyor. Tayyip’in 100 bini bulan devletteki ve özel kurumlardaki tasfiye listesi, öncesinde gayet örgütlü bir hazırlık yapıldığının, darbenin beklenmedik bir gelişme olmadığının ispatı. Bu hazırlığı, yerlerine kimi koyacağını bilemeyen ve bu nedenle CHP’nin bile kapısını çalan Tayyip’ten ziyade, birkaç yıl önce devlet aygıtına yeniden buyur edilen ulusalcı-faşistlerin (“Perinçekçilerin”) yapmış olması ve ortak darbenin asıl failinin de cemaatçilerden ziyade bunlar olması akla yatkın geliyor.

Erdoğan’ın bu süreçten güçlenerek çıktığı şu an kesin olsa da, bunu sürdürülebilir görmemek gerekir. Ne darbe atlatıldı ne de Erdoğan’ın iktidardaki yeri sağlam. Tersine, onbinlerce kişiyi kapsayan temizlik operasyonundan da anlaşılacağı üzere, İslamcıların devleti ele geçirme operasyonları bir türlü nihayete ermiyor, ermeyecek. Bu yüzden AKP sokaklarda faşist bir seferberliğe girişiyor. Devletin, hani ele geçirdiğini düşündüğü devletin kendisini koruyamadığının farkında ve paramiliter güçler yoluyla kendi canını kurtarmak ve ülkeyi –canı cehenneme diyerek– daha da korkunç bir felakete sürüklemek istiyor.

ABD’nin darbe gerçekleştiği sırada ne darbecileri ne de Erdoğan’ı desteklediğini; tipik bir bekle-gör taktiği izlediğini, darbe başarıya ulaşsa tıpkı Mısır’da Sisi-Mursi örneğinde olduğu gibi desteğini açıklayacağını, ama başarısız olacağı anlaşılınca “hükümetin yanındayız” mesajı verdiğini söylemiştik. Hürriyet Washington muhabiri Tolga Tanış bunu doğrulayacak yazılar kaleme aldı. ABD’de birçok kanaat önderinin ve yazarın da darbenin tamamen Erdoğan’ın başının altından kalktığını düşündüğünü belirtti. Bu çizgide başka yazılar da yayınlandı.

Nitekim AKP daha ilk günden ABD’yi töhmet altında bırakacak açıklamalar yaptı. Tayyip’in üst düzey tetikçilerinden Çalışma Bakanı Süleyman Soylu darbenin arkasında ABD’nin olduğunu söyledi. Sonrasında, bizzat ABD Dışişleri Bakanı Kerry’den gelen tepkiye rağmen bu iddiasının arkasında durarak resmî görüşü dile getirdiğini göstermiş oldu. Birkaç gün önce de Erdoğan bizatihi “bekle-gör” tabirini kullanarak, ABD’ye atıfla, bekle-gör tutumu alanları not ettiğini söyledi. Keza “Adalet” Bakanı Bekir Bozdağ da ABD’yi suçlayan açıklamalarda bulundu.

ABD’nin darbe öncesindeki kesin rolünün ne olduğu bir tarafa, ABD dâhil Batı kamuoyunun darbe sonrasındaki tavrı çok net: Bunun sahici bir darbe olduğuna inanmıyorlar. Neden inansınlar ki? AKP korkusuyla mı yaşıyorlar ki! Batılı gazeteciler ve kanaat önderleri düz ama yararlı bir mantıkla ilerliyorlar. Yaklaşık 15 yıldır iktidarda olan ve bunun özellikle de son 5 yılını mutlak bir hükümranlık kuracak şekilde devletin askerî ya da sivil her kademesine kendi adamlarını yerleştirerek geçiren bir devlet adamına darbe yapılıyorsa iki seçenek vardır: Ya diktatörlüğü tüm o azametine karşın kumdan bir kaledir ve darbe oluyorsa kellesi alınır(dı) ya da darbeyi kendisi veya ortaklarından biri yaptırmış yahut bu kumpasta rol oynamıştır. Belli ki ikinci seçeneğe meylediyorlar.

shangai cooperation

Diğer yandan, Rusya ise tam zıddı konumda yer alıyor. Darbeyi Tayyip’e haber verenin Rus istihbaratı olduğu yazılıp çizildi, Rusya’dan bu yönde açıklamalar geldi. Doğrulanamamış bu bilginin sızdırılmış olması bile dikkatle bakılması gereken yöne işaret ediyor. Nitekim Rusya’yla önümüzdeki haftalarda birkaç görüşme yapılacak.

Tüm bunlar Türkiye’nin bir eksen kayması içinde olduğunu mu gösteriyor? Kritik soru şu: ABD ve genel olarak Batı emperyalizmi Tayyip’ten desteğini çekti mi çekmedi mi? Kokteyl darbeye ABD’nin verdiği aleni ya da zımni destekten hareketle Tayyip “bundan böyle Batı’dan bana ekmek çıkmayacak ve ben de yüzümü Rusya’ya, Şangay Beşlisi’ne çevirmeliyim” sonucu çıkardı mı çıkarmadı mı? Geride kalan on günün sonunda ilk izlenim Tayyip’in ABD-AB’den umudunu kestiği ve Avrasyacılığa meylettiği yönünde. Zaten ulusalcı ortaklarının düşleri hep bu çizgide olduğundan; Tayyip’in idam tartışmasını bugün bile sürdürüyor olması, NATO’dan çıkma ihtimalini dillendirmesi, Türkiye’nin uzun zamandır Körfez sermayesiyle iyi ilişkileri vb. gibi etkenler bir araya geldiğinde Türkiye’nin yüzünü artık “Doğu’ya” çevirecek olmasından bahsedilebilir. Her halükarda, şu an Rusya’yla ilişkiler birkaç ay önce düşünülemeyecek kadar iyi, daha doğrusu Tayyip’in tamamen biat etmesi sonucu sorunlardan temizlenmiş durumda.

Umutsuzluğa kapılmak için hiçbir neden yok. Egemenler it dalaşındalar ve ülkeyi yönetmekten acizler. Şu keşmekeşin tozu pisliği az biraz ortadan kalktığında devrimci güçlere, ülkenin yegâne güvenilir unsurlarına alan açılacaktır. Yılmadan mücadeleye devam!

25 Temmuz 2016