Balçınlar Maden Direnişi: Yaşamak İçin Ölmek Zorunda Değiliz!

31.05.2016 | Güven YALÇIN
Balçınlar maden direnişi hem sınıf mücadelesinin ülkede bulunduğu durumu, hem de işçi sınıfının en doğal hakları olan maaşlarını almak için ölesiye direnişe hazır olduğunu ve yılmadığını göstermesi bakımından büyük önem taşıyor. Hem Ermenek gibi aynı işkolunda hem de Avcılar, Avon, Kastaş gibi diğer işkollarındaki işçilerin direnişte olması, burjuvazinin saldırılarına karşı, henüz birleşik bir biçimde olmasa bile, işçi sınıfının sessiz kalmadığını ve kalmayacağını gösteriyor. Erdoğan diktatörlüğünün onayıyla patronların sistemli, birleşik saldırılarına; işçi sınıfının birleşik, örgütlü tepkisiyle cevap vermek için safları sıklaştırmalı ve sınıfımızın gücünü kendimize, dosta ve düşmana göstermeliyiz. Yaşamak için ölmek zorunda değiliz!


Sermaye sınıfının, patronların temsilci Erdoğan diktatörlüğü, tüm ezilen kesimlere olduğu gibi işçi sınıfına olan saldırılarını da gün geçtikçe artırıyor. Erdoğan, “kiralık işçilik” olan bilinen vahşi sömürü mekanizmasına onay vererek patronlara son yılların en büyük kıyağını yaptı. Oysa onları kayıran şey bizim için en insanlık dışı koşullarda çalıştırılmak, iş güvencesinin yok olması ve her türlü örgütlenmenin önündeki engellerin büyümesi demekti. Yani onlara kıyak bize zulüm!

Patronlar, diktatörlüğün hem yasal hem de fiilî olarak desteği sayesinde kuralsızlıkta her gün yeni bir sayfa açıyor. Asgari ücretin artırılması sahtekârlığının yankıları birçok fabrikada hâlâ sürüyor. Aradaki ücret farklarını alamayan işçiler, bu sahtekârlığa karşı sürekli eylem halinde. Patronların bu rezilce rahatlığının en son örneği, işçilerin ücretlerini ya hiç vermeme ya da çok geç verme şeklinde kendini gösteriyor. Gün geçmiyor ki, ürettiği halde, maaşlarını alamadıkları için iş yavaşlatan, iş durduran ya da işyerini işgal eden işçi haberi gelmesin! Sınıf mücadelesinin şu anda bulunduğu seviyenin en iyi barometresi sanırız bu olacak: Maaşımızı, en temel hakkımızı almak için bile eylem yapmak zorunda olmak! Hem de ölesiye!

Zonguldak’ta Balçınlar Madencilik’te çalışan 120 işçi bu eylemlerin en çok ses getirenini gerçekleştirdi.

Ocak ayından beri maaşlarını alamayan işçiler Nisan başında iş bırakarak başlattıkları eylemlerini, 18 Mayıs’ta çalıştıkları madene inerek açlık grevine dönüştürdüler. Yayınladıkları videolarda haklarını alana kadar madenden çıkmayacaklarını, aileleriyle vedalaşarak eyleme başladıklarını, dilenci olmadıklarını, emeklerinin karşılıklarını istediklerini dile getirmişlerdi.

Patronlar ve onların devleti 11 gün süren direnişi bitirmek için ne kadar iğrenç girişimlerde bulunduysa da, eylemin büyük burjuva basının gündemine, dahası ana haber bültenlerine kadar gelmesine engel olamadılar. Neler yapmadı ki sınıf düşmanlarımız? Madenin girişine katil polisleri dikerek işçi ailelerinin direnişçilere destek için madene girilmesine engel oldu; destek için eylem yapan örgütlere saldırdı; utanmaz vali eylemde olmayan işçilerin maaşlarının verileceği vaadiyle işçileri bölmeye çalıştı, işçilere yardım parası verilebileceği teklif edilerek dilenci muamelesi yapıldı. Bu da yetmedi, valinin, madenin bir süredir kaçak çalıştığını bildiği ortaya çıktı, yani patronların bütün pislikleri biliniyordu ve işlerine çomak sokulmuyordu.

Patronların midesizliklerinin en ilginç yönlerinden biri, suçu kendi üstlerinden atmak amacıyla, şirketin kayyumluk olmasını kullanmaları oldu. Düşman kardeşler Erdoğan-Gülen restleşmesi Balçınlar’da da kendini göstermiş, “FETÖ/PDY” hesaplaşması kapsamında Nisan ortasında şirkete kayyum atanmıştı. İş bırakan işçiler iki patron temsilcisi arasındaki kapışmanın kendi durumlarını daha da içinden çıkılmaz hale geldiğini gördüklerinden, bir süre sonra açlık grevine başladılar. İl emniyet müdürü “FETÖ/PDY terör örgütü”nün işçileri mağdur ettiğini, dolandırdığını ileri sürerek suçu Erdoğan’ın eski ortaklarına attı. Ayrıca 11. günün sonunda işçileri ikna ederek, “sorunu çözen kişi” olarak gösterildi. Oysa sorunun kısmen de olsa çözümünü, işçilerinin ölümüne kararlı direnişi sağladı! İşçiler, 750 TL’si sosyal yardım 1000 TL’si alacaklarının bir kısmına mahsuben olmak üzere 1750 TL verilmesi, maaşlarının tamamının alınması, kıdem tazminatı için hukuki süreci takip etme sözü verilmesi üzerine direnişe son verdiler. Direniş sürecinde rahatsızlanan ve hastaneye kaldırılan arkadaşlarının durumu da karar vermelerinde etkili olmuşa benziyordu. İşçiler ayrıca iş güvencesi de istediklerini belirttiler.

İşçiler, üye oldukları Genel Maden İşçileri Sendikası bürokratlarının direniş sürecinde sessiz kalmasını ve çeşitli bahaneler ileri sürmelerini birçok kez teşhir etti. Sendika bürokratları maden bölgesine geldiklerinde ise işçi aileleri kendilerine tüm sınıfsal kinlerini kustular! Aileler bu tepkilerle yetinmedi, patronların hırsızlığı ve hükümetin sessizliğine karşı da sürekli eylemdeydiler.

Balçınlar maden direnişi hem sınıf mücadelesinin ülkede bulunduğu durumu, hem de işçi sınıfının en doğal hakları olan maaşlarını almak için ölesiye direnişe hazır olduğunu ve yılmadığını göstermesi bakımından büyük önem taşıyor. Hem Ermenek gibi aynı işkolunda hem de Avcılar, Avon, Kastaş gibi diğer işkollarındaki işçilerin direnişte olması, burjuvazinin saldırılarına karşı, henüz birleşik bir biçimde olmasa bile, işçi sınıfının sessiz kalmadığını ve kalmayacağını gösteriyor.

Erdoğan diktatörlüğünün onayıyla patronların sistemli, birleşik saldırılarına;  işçi sınıfının birleşik, örgütlü tepkisiyle cevap vermek için safları sıklaştırmalı ve sınıfımızın gücünü kendimize, dosta ve düşmana göstermeliyiz.

Yaşamak için ölmek zorunda değiliz!

30 Mayıs 2016