Sarı Sendikacılıkta Çığır Açan Uygulama

11.05.2016 | Militanlarımızdan
Şeker-İş sendikası 25 kamu şeker fabrikasının bulunduğu, tüm il ve ilçelerde 1 ay boyunca 2 saat ücretsiz mesai eylemi yapacağını açıkladı. Büyük bir marifetmiş gibi utanmadan bu kararı, basın açıklaması ile duyurdu. Bu eylemi yapma gerekçesi olarak; farkındalık yaratmak, seslerini geniş kitlelere duyurmak olarak belirttiler. İşçileri 1 ay boyunca ücretsiz fazla mesai yaptırarak farkındalık yaratacağını, seslerini geniş kitlelere duyuracağını savunmak, her şeyden önce işçilerle dalga geçmektir. Bu anlayış kraldan çok kralcı olma anlayışıdır. Saray dalkavukluğunun hızla yayıldığı bu günlerde, Şeker-İş bürokrasisi sendikalar alanında dalkavukluk yarışını açık farkla kazanmıştır.

Sendika bürokrasisi, işçi sınıfının mücadele tarihinde hep olmuştur. Sendikal mücadele tarihi, bürokrasiye karşı mücadele tarihiyle neredeyse yaşıttır. Patronlar işçi sınıfını denetim altında tutmak için, her zaman sarı sendikalara ihtiyaç duymuşlardır. Bu sendikalar her zaman devlet-patron işbirliğiyle büyütülmeye çalışılmıştır. Sarı sendikaların geleneği dâhilinde işçi sınıfına ihanetlerine, işçi sınıfının üzerinde baskı oluşturma, fişleme, kimi zaman zor aygıtlarını kullanıp, patronların fabrikadaki gardiyanları rollerine bürünmelerine çok şahit olduk. Lakin tüm sarı sendikalar her zaman işçilerin haklarını savunduklarını, bunlar için mücadele ettiklerini dile getirmekten asla vazgeçmediler. En açık satış sözleşmelerini dahi, zafer, kazanım olarak sundular. Son günlerde Şeker-İş sendikası, sarı sendikacılık tarihinde çığır açan bir uygulamaya imza atmıştır.

Şeker-İş sendikası 25 kamu şeker fabrikasının bulunduğu, tüm il ve ilçelerde 1 ay boyunca 2 saat ücretsiz mesai eylemi yapacağını açıkladı. Büyük bir marifetmiş gibi utanmadan bu kararı, basın açıklaması ile duyurdu. Bu eylemi yapma gerekçesi olarak; farkındalık yaratmak, seslerini geniş kitlelere duyurmak olarak belirttiler. İşçileri 1 ay boyunca ücretsiz fazla mesai yaptırarak farkındalık yaratacağını, seslerini geniş kitlelere duyuracağını savunmak, her şeyden önce işçilerle dalga geçmektir. Bu anlayış kraldan çok kralcı olma anlayışıdır. Saray dalkavukluğunun hızla yayıldığı bu günlerde, Şeker-İş bürokrasisi sendikalar alanında dalkavukluk yarışını açık farkla kazanmıştır. Bu kadar açık bir ihaneti gerçekleştirecek cüreti kendinde bulmasının nedeni, işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin diplerde olmasıdır. Sendika bürokrasisi ancak işçilerin öz-örgütlülüğüyle, fiili meşru mücadelesiyle bertaraf olur. Renault deneyimleri son yılların en önemli deneyimlerindendir.

Sendikal Bürokrasi Savaşarak Aşılır!

Sendikalar, kökenleri, üyeleri ve toplumsal bilinçteki yerleri bakımından kuşkusuz işçi örgütleridir. Fakat sendikalar bugün bundan çok uzak durumdalar, çünkü egemen sınıflar ve devletle kurdukları bağlar, ayrıca sürdürdükleri siyaset, varolma nedenleriyle doğrudan çelişki halindedir. Aynı zamanda işçi sınıfı içinde, işçi sınıfının devrimci mücadelesi karşısında en önemli engeli oluşturmaktadırlar.

Sendikal mücadelede temel perspektifimizi Troçki’nin analizleri doğrultusunda geliştiriyoruz ve pratiğimizi bu görüşleri temel alarak örgütlüyoruz. Troçki Ağustos 1940’ta şu satırları yazdı: Bu mücadelede temel slogan şudur: Kapitalist devlet karşısında sendikaların tam koşulsuz bağımsızlığı. Bu sendikaları işçi aristokrasinin organları olmaktan çıkarıp, geniş sömürülen kitlelerin organları haline getirmeye yönelik bir mücadele vermek anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle, içinde bulunduğumuz çağda sendikalar, kendilerini işçi sınıfının gündelik ihtiyaçlarına hizmet etmekle sınırlandıramazlar. Bundan böyle reformist olamazlar, çünkü nesnel koşullar hiçbir ciddi ve kalıcı reformun yapılmasına olanak tanımamaktadır. Günümüzde sendikalar ya işçilere boyun eğdirmek, onları disiplin altına almak ve devrimin önünü kesmek için emperyalist sermayenin ikincil aygıtları işlevini görecekler ya da tam tersine, proletaryanın devrimci hareketinin araçları haline geleceklerdir. Emperyalist politikanın ortağı olmayan ancak kapitalist düzenin doğrudan devrilmesini kendi görevi olarak belirlemiş olan devrimci sendikalar bütünüyle olasıdır. Emperyalist çürüme çağında sendikalar, ancak bilinçli bir biçimde eylemde proleter devrimin organları oldukları ölçüde gerçekten bağımsız olabilirler. Bu anlamda, Dördüncü Enternasyonal’in son kongresinde kabul edilen geçiş talepleri programı yalnızca partinin çalışma programı değildir; temel nitelikleri bakımından sendikaların da çalışma programıdır.” (Lev Troçki, Emperyalist Çürüme Çağında Sendikalar, Yazın Yayıncılık, 2009, s. 21-25)

Bursa’dan Militan Bir İşçi