Sosyalizm ve Ulus-Devlet

11.05.2016 | Sinan KARASU
Tek ülkede sosyalizm ideolojisi ile dünya devrimi ve dünya çapında sosyalizm anlayışı arasındaki ayrımı; aynı hedefe giden farklı yollar arasındaki basit bir yöntem ya da tarz farkı olarak görmemek gerekir. Stalinizm birbirinden ayrı, tek tek ülkelerde gerçekleşecek ulusal sosyalizmlerin toplamıyla komünizme varacak bir Marksizm yorumu ya da Marksizmin bir kolu değildir. Ulus-devletlerin aritmetik ya da ilerlemeli toplamıyla dünya sosyalizmine varılabileceği düşünülmemeli. Ulus-devletler arasındaki ihtilafın nedeni “sosyalist” değil, burjuva olmalarından kaynaklanan iyi niyet eksikliği değildir. “Tek ülkede sosyalizm” diğer ülkelerdeki sosyalizmlerin kapısını aralayan bir ilk adım değil; bir müddet sonra diğer ülkelerdeki “sosyalizm”lerin bastırılması için aktif müdahale demektir. 1936 İspanya belki de bunun en acı örneğidir. Üstelik her yönüyle ve her çeşit yaklaşıma (“SSCB kötü de olsa neticede bir mevziydi” ya da “öyle ya da böyle ‘çift’ kutuplu bir dünya vardı”) sahip çevreler açısından dersler çıkartılması gereken bir örnektir.

Geçen ay sitemizde Sosyalizm, Ulus-Devlet ve Enternasyonalizm başlığıyla bir yazı yayınlandı. Orada, sosyalizm ile ulus-devletin, sosyalist toplumun inşası görevi ile ulusal çıkarlar anlayışının neden uyuşmayacağını göstermiştik. Bu yazıda aynı konuyu tarihsel bir örnek üzerinden biraz daha irdeleyeceğiz: İspanya İç Savaşı’nda (1936-39) devrimci cepheye yardım ve daha somutta, “altın meselesi”.

***

Seksen yıl önce 17-18 Temmuz’da generallerin darbesi, devrimci işçi sınıfının hain önderlikleri (sosyalistler, anarşistler ve Stalinistler) tarafından durdurulmadığı yerlerde darbeyi püskürtmesi, ülkenin üçte birindeyse kanlı bir şekilde ezilmesi sonrası üç yıl sürecek bir İç Savaş’a dönüşmüştü.[1] İspanya’daki “Halk Cephesi” hükümetinin başbakanı Giral hemen SSCB’den silah yardımı talebinde bulunmuş, fakat Stalin’den bir cevap alamamıştır. Haftalar süren sessizliğin, diplomatik riyakârlıkların ve küçük hesapların ardından SSCB “yardım” kararı almıştı, fakat ufak denilemeyecek bir şartla: Stalin, Komintern üyesi İspanya Komünist Partisi’nin seçim öncesinde ön ayak olduğu ve dışarıdan desteklediği (birkaç ay sonra da parçası olacağı) İspanya Halk Cephesi hükümetinden silah “yardımı” karşılığında altın rezervlerinin tamamını SSCB’ye yollamasını talep ediyordu! Devrimin kalesi olduğunu, sosyalizmi kurduğunu iddia eden Stalin Rusya’sı “faşizme karşı omuz omuza”, “devrimci dayanışma” gibi kavramlara yeni bir boyut getirmişti!

Bu noktada Marksizm açısından görünüşte bir çelişki, deyim yerindeyse, her işçi iktidarını arada derede bırakacak bir durum ortaya çıkmaktadır. Bir işçi devleti, çok net bir tavırla, başka bir ülkedeki devrimci ayaklanmaya varını yoğunu ortaya koyarak yardım etmeli midir, yoksa “kendi öz çıkarları”nı da hesaba katarak mı hareket etmelidir? Komünist dünya görüşü neyi gerektirir? Ancak bu sorunun ardından özele inip İspanya ve altın örneğini tartışmak mümkündür.

Sorunun cevabını daha baştan vermek gerekirse, zaten bu çelişkiyi çözebilmenin yolu komünizmdir, yani komünist düşünce komünist toplumu (sadece sınıfların değil, sınırların ve ulusların da olmadığı dünya) gerektirir. Marksizmin kurucuları bu nedenle komünizmi şu şekilde tarif etmişlerdir: “Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir idealdir. Biz bugünkü duruma son verecek fiilî harekete komünizm diyoruz.”[2] Sosyalizm ya da aynı anlama gelmek üzere komünizm tam da İspanya örneğinde görülen çelişkilere düşmemek için geliştirilmiş bir bilimsel düşüncedir. Bunun Marksist terminolojideki ifadesi, üretim araçları ile üretim biçimi arasındaki uyuşmazlıktır.

*  *  *

İspanya İç Savaşı’na muhtemel bir işçi devletinin müdahalesi bu bağlamda ele alınmalıdır. 1936 yılına gelindiğinde Sovyetler Birliği’nde karşıdevrim süreci tamamlanmış, devlet mülkiyetini elinde bulunduran bürokrasi en sonunda bir egemen sınıf konumuna yükselmişti. Bu nedenle SSCB’den böyle bir yardım beklemek zaten hayal olurdu. Nitekim Stalinist bürokrasinin yaptıkları da bu söylenenleri kanıtlamaktadır. Bir işçi devleti İspanya İç Savaşı’nda desteğini öncelikle Halk Cephesi hükümetine ya da cumhuriyetçi İspanya devletine değil, yeni İspanya devletinin temsilcileri olarak ortaya çıkmış devrimci işçilere (komitelere) verirdi. Devrimci komitelerde örgütlenmiş işçi ve emekçilere verilecek destek koşulsuz ve sınırsız olurdu. Burada burjuva savaş kuralları değil, devrimci meşruiyet kuralları işler. Bu demektir ki güçlü ordusu olan bir işçi devleti, askerî ve siyasî yönden gerekli şartlar oluştuğunda, sadece askerî ve insani yardım sunmamalı, Kızıl Ordu’suyla da müdahale etmelidir.

Peki, Stalin’in başında olduğu “sosyalist” SSCB ne yaptı? Devrimci dayanışmayı nakde bağladı! Bu kısım, daha doğrusu rezalet apayrı bir yazının konusu olduğundan, meseleye bir de pragmatik açıdan yaklaşarak Marksist teoriyi sınayalım, yani Stalin dünya devrimini engellerken kendi devleti açısından akılcı bir politika uyguladı mı? Evet, Stalin tastamam akılcı bir politika izlemişti, ama sosyalizm davasının gereklilikleri açısından değil, kendi ulus-devletinin ve temsilcisi olduğu bürokrasinin bekası açısından! Stalin’in yaptıkları (hattâ kendisi, zira Stalin o ulus-devletin ihtiyaçlarını en iyi ifade eden kişi olduğu için “Stalin”dir) Rusya’daki karşıdevrimci ulus-devletin gerekliliklerine verilen doğal yanıttı. Buradaki çelişki ulus-devlet örgütlenmesi ile sosyalizmin uzlaşmazlığından kaynaklanmaktadır.

Stalin SSCB’nin varlığını devam ettirebilmek adına olaya son tahlilde ekonomik yönden bakmak mecburiyetindeydi, elebaşılığını yaptığı Sovyet bürokrasisinin bekası açısından bu bir mecburiyetti. Aksi takdirde, İspanya’daki başarılı bir işçi iktidarı Sovyetler Birliği’nde sosyalizm masalıyla uyutulan işçi sınıfını da tetikleyecek ve Rusya’daki işçi sınıfının ilk yapacağı iş de egemen bürokrasiyi alaşağı etmek olacaktı. Stalin ve ardından gelen Stalinistler (Stalin’e kişi olarak karşı çıksalar da, Stalinizme, yani tek ülkede sosyalizm ideolojisine ve onun doğal sonuçlarına karşı çıkmayan bürokratlar) ilerleyen süreçte dünyanın dört bir tarafındaki devrimci fırsatları da aynı gerekçeyle ezmişlerdir, buna 12 Eylül öncesi Türkiye de dâhildir.

Tek ülkede sosyalizm ideolojisi ile dünya devrimi ve dünya çapında sosyalizm anlayışı arasındaki ayrımı, yani Stalinizm ile devrimci Marksizm arasındaki ayrımı; aynı hedefe giden farklı yollar arasındaki basit bir yöntem ya da tarz farkı olarak görmemek gerekir. Stalinizm birbirinden ayrı, tek tek ülkelerde gerçekleşecek ulusal sosyalizmlerin toplamıyla komünizme varacak bir Marksizm yorumu, ya da Marksizmin bir kolu yahut karikatürü değildir. Ulus-devletlerin aritmetik ya da ilerlemeli toplamıyla dünya sosyalizmine varılabileceği düşünülmemeli. Ulus-devletler arasındaki ihtilafın nedeni “sosyalist” değil, burjuva olmalarından kaynaklanan iyi niyet eksikliği değildir. “Tek ülkede sosyalizm” diğer ülkelerdeki sosyalizmlerin kapısını aralayan bir ilk adım değil; bir müddet sonra diğer ülkelerdeki “sosyalizm”lerin bastırılması için aktif müdahale demektir. İspanya belki de bunun en acı örneğidir. Üstelik her yönüyle ve her çeşit yaklaşıma (“SSCB kötü de olsa neticede bir mevziydi” ya da “öyle ya da böyle ‘çift’ kutuplu bir dünya vardı”) sahip çevreler açısından dersler çıkartılması gereken bir örnektir.

İşte bu siyasi ve ticari kaygılar birleşince İspanya Devrimi harcandı. Sovyet Rusya gibi mütevazı ihracat rakamları olan bir ülke için bu ticaret hiç de yabana atılamaz. İspanya bu dönemde Rusya’nın en iyi ikinci müşterisi olmuş ve ticaret hacmi savaş öncesinin yirmi katına çıkmıştı. Keza İspanya meselesi Sovyet bürokrasisinin dikkatleri başka yöne çekmesini sağlaması bakımından da bulunmaz bir fırsattı. SSCB devrimci görevlerin hiçbirini yapmadan, tıpkı diğer örneklerde olduğu gibi, mevcut durumun nimetlerinden yararlanabiliyordu. İspanyol devrimcilerine “yardım” günleriyle Bolşevik kadroların tasfiye edildiği SSCB’deki göstermelik yargılamaların (“temizlik operasyonu”) aynı döneme denk gelmesi ve anarşistinden sosyalistine kadar İspanya’da Halk Cephesi’nde yer alanların neredeyse tamamının Moskova Mahkemeleri karşısında dut yemiş bülbülü oynaması tesadüf değildir.

6 Mayıs 2016


Notlar

[1] İspanya İç Savaşı’na dair ayrıntılı bir yazı önümüzdeki aylarda sitemizde yayınlanacaktır. Savaşın arka planı ve bir özeti için, bkz. Sinan Karasu, 80. Yılında Asturias Komünü ve “Carrar Ana’nın Silahları ve İspanya İç Savaşı”.

[2] Karl Marx ve Friedrich Engels, Alman İdeolojisi, Sol Yayınları, 1999, s. 62.