Kölelik Dayatmasına Karşı Ortak Mücadeleye

16.03.2016 | Berna IRMAK

2011’den bu yana çeşitli aralıklarla gündeme getirilen ve aslında nabız yoklanan bu yasa tasarısı ile asıl hedef kıdem tazminatı hakkının ortadan kaldırılmasıdır. Bu yasa teklifine ikna etmenin yolunu “zaten işçilerin büyük bir çoğunluğu kıdem hakkından yararlanamamaktadır” açıklamasında bulmaları ise yüzsüzlükten başka bir şey değildir. Bu açıklamaya karşılık ilk sorulması gereken soru: İşçilerin çoğunluğu neden kıdem hakkından yararlanamamaktadır ve yararlanamayanların yararlanmasını sağlamak yerine var olan bir hakkı iç etmek nasıl bir mantığın ürünüdür?


Siyasal iktidarın hem tüm muhalif kesimlere hem de işçi sınıfına karşı saldırılarının yoğunlaşarak arttığı bir dönemden geçiyoruz. Her ne kadar Erdoğan’ın bir diktatör olarak gerektiğinde burjuvaziye de başkaldırdığı ve kendi iktidarını güçlendirecek her adımı attığını görsek de diğer yandan burjuvazi açısından bunca “istikrarsızlığa” rağmen yeni alternatiflerin hemen palazlanıp çıkarılmamasının arkasında yatan nedeni de görmek gerekir. Her yıl iş cinayetlerinde binlerle ölen ama buna karşı ayaklanmayan bir işçi sınıfı Erdoğan’a desteğin en temel nedeni ve işareti aslında, ama başka önemli noktalar da bulunmaktadır.

AKP hükümeti özellikle 2016’nın başından itibaren çalışma yaşamına ilişkin pek çok yeni adım atacağını açıkladı. Bunların çoğu aslında yeni değildi. Son beş yıldır burjuvazinin de ısrarıyla ısıtıp ısıtıp önümüze koyduğu çeşitli yasa tekliflerini bir kez daha gündeme getirdi. Bunlardan ilki kıdem tazminatının fona devredilmesi idi. (Konuyla ilgili ayrıntılı değerlendirmemiz için, bkz. “Kıdem Tazminatı Hedef Tahtasında”). 2011’den bu yana çeşitli aralıklarla gündeme getirilen ve aslında nabız yoklanan bu yasa tasarısı ile asıl hedef kıdem tazminatı hakkının ortadan kaldırılmasıdır. Bu yasa teklifine ikna etmenin yolunu “zaten işçilerin büyük bir çoğunluğu kıdem tazminatı hakkından yararlanamamaktadır” açıklamasında bulmaları ise yüzsüzlükten başka bir şey değildir. Bu açıklamaya karşılık ilk sorulması gereken soru: İşçilerin çoğunluğu neden kıdem hakkından yararlanamamaktadır ve yararlanamayanların yararlanmasını sağlamak yerine var olan bir hakkı iç etmek nasıl bir mantığın ürünüdür?

İşçi Sınıfının Büyük Bir Kesimi Neden Kıdem Tazminatından Yararlanamıyor?

Bunun en temel nedeni sınıfın büyük bir kesiminin kayıt dışı yollarla çalıştırılmasıdır. Kıdem tazminatı hakkından faydalanabilmenin yolu sosyal güvenlik sistemine kayıtlı olarak çalışmaktır, ama pek çok patron en temel hak olan sigortayı dahi yapmama yolunu rahatlıkla seçebiliyor çünkü denetleme ve cezai yaptırım mekanizmalarının bir caydırıcılığı yok.

İkinci büyük neden, özellikle 2000’lerin başından itibaren asıl çalıştırma biçimine dönüşen taşeron sistemidir. Taşeron çalıştırma yoluyla ana patronun tüm sorumluluklardan kaçma yolunu bulması ve taşeron şirketlerin her yıl değiştirilmesi (ya da isminin değiştirilmesi) yöntemiyle işçilere giriş çıkış yaptırılması ve bu yolla kıdem tazminatına ulaşma ihtimalinin çok azalmasıdır. Çoğunlukla taşeron şirket işten çıkartırken tazminatı cebe indirmekte ve izini kaybettirmekte, açılan davalar uzun sürmekte ve en temel hak olan kıdem tazminatına erişmek zorlaştırılmaktadır.

Bir diğer önemli neden ise işçi sınıfının genel örgütsüzlüğüdür. Her türlü yasal düzenlemeyle en temel haklara erişim engellenirken, bir yandan da örgütlenmenin önündeki engeller devreye girmektedir. Türkiye işçi sınıfının sendikal örgütlülük düzeyinin düşüklüğü (bu örgütlülüğe sarı sendikalar da dâhildir) düşünüldüğünde haklar için yürütülen bir kolektif mücadelenin olmayışı her alanda kendini göstermektedir.

Diğer yandan yine de uzun hukuki mücadeleler sonucunda kıdem tazminatı hakkı elde edilebilmektedir; böyle olamayan durumların sorumlusu da yine devletin kendisidir. Dolayısıyla kıdem tazminatının fona devredilmesini meşrulaştırmak için sunulan bu gerekçe saçmalığın dik âlâsıdır.

Bir Diğer Saldırı: Özel İstihdam Büroları

AKP hükümeti Özel İstihdam Bürolarına Günlük İşçi Kiralama Yetkisi veren tasarıyı TBMM’ye sunmakla çok açık bir adım atmıştır: Türkiye çalışma hayatını köle pazarına çevirmek istemektedir.

Şimdiye kadar hem taşeron işçilik hem de iş yasasında yapılan düzenlemelerle fevkalade güvencesiz olan çalışma yaşamında artık sadece burjuvazinin kurallarının geçerli olması sağlanmaya çalışılmaktadır.

Özel istihdam bürosu yoluyla kiralanan işçi güvencesiz ve kuralsız çalışmış olacak, ama onun varlığı aynı işyerindeki diğer işçilerin de çalışma koşullarını belirleyecektir. Özel istihdam bürosu vasıtasıyla çalıştırılan işçi, günlük olarak alınıp satılacak, “memnun kalınmazsa” hemen gönderilebilecek, ana patronun işçisi olmadığı için sendikalaşamayacak ve fiilen kıdem tazminatı hakkından mahrum kalacaktır. Aynı işyerinde çalışan diğer işçiler ise sürekli olarak özel istihdam bürosundan yerlerine işçi alınabileceği baskısını yaşayacak, sendikalaşmak istediklerinde çoğunluğu elde etmelerinin önüne bu yolla çalıştırılan işçi sayısı çıkacak, her geçen gün haklarının tırpanlanmasına sınıf kardeşlerinin geri koşulları bahane edilecektir.

Tam da bu nedenle mesele sadece burjuvazinin ekonomik çıkarları değildir. Aynı zamanda zaten örgütsüz olan işçi sınıfını daha da bölmek ve yaratılan rekabet yoluyla birleşmesinin önüne geçmek istenmektedir.

Hem savaş politikaları hem de her türlü muhalefete karşı yürütülen sistematik şiddet bir yana, işçi haklarına karşı bu saldırılar mücadelemizin temel dayanağını oluşturmak zorundadır.

Bugün, pek çok nedenle toplumun bir kesimini ikna etmiş görünen siyasal iktidarın, ikna ettiği bu kesimin tüm haklarına açıkça saldıracağını açıkladığı bir döneme de işaret etmektedir. Bu dönem aynı zamanda işçi sınıfı içerisinde sabırlı ve tutarlı bir çalışmanın gerekliliğini de bir kez daha göstermektedir.

İşçi sınıfının en temel hakları olan güvenli iş, güvenceli gelecek için ortak bir mücadele hattı kurmak tüm muhalif kesimlerin önündeki önemli görevlerden biridir. Bu mücadele hattı savaş politikaları sayesinde artan şoven duygulara karşı örülecek mücadelenin de önemli bir parçasını oluşturacaktır.

Ekmek ve barış sloganı her geçen gün daha da güncel hale gelmektedir.

Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!

14 Mart 2016