Kadının Yeni “Vatani Görevi”: Çocuk Doğurmak

26.02.2016 | Militanlarımızdan
İçeride ve dışarıda savaş politikalarına hız kesmeden devam eden AKP hükümeti, kadınlardan savaşlarda kendi sarayının çıkarları için ölecek çocuklar doğurmasını istemektedir. Kadını ötekileştirirken, iş hayatından kopartarak eve hapsetmekte ve sadece sarayın savaşı için ölecek askerler ile sermaye sınıfı için ucuz işçi yetiştirmesini istemektedir. Kadına vatani görev olarak sunulan budur.

AKP hükümeti, neredeyse her gün kadını ötekileştiren, itibarsızlaştıran bir söylemde bulunuyor ve geniş emekçi kitlelerin kafasını bulandırarak bu söylemlerini uygulamaya geçiriyor. Kadının tüm yaşamına müdahale eden emir ve direktifleri sistemli bir şekilde dayatmaktan vazgeçmiyor. Kadının kaç çocuk doğuracağından, hamileyken sokağa çıkıp çıkmamasına varıncaya kadar, hayatın her alanında kadını kontrol altında tutan ataerkil kapitalist devlet ideolojisini İslami gericilikle harmanlayıp, algılara kazıma operasyonlarına devam ediyor.

AKP İl Başkanlar Kurulu’nda konuşan Davutoğlu “Bizim için doğum yapan kadın hem mübarek annelik görevini yerine getiriyor, hem de aslında vatani bir görevi yerine getiriyor. Doğum yapan bütün kadınlarımızın hizmeti vatani bir hizmet gibidir. Doğum izni onun için memuriyetten sayılır” açıklamasında bulundu. Davutoğlu kadına daha önce defalarca biçtikleri kuluçka makinesi görevini bir kez daha tekrarladı. İçeride ve dışarıda savaş politikalarına hız kesmeden devam eden AKP hükümeti, kadınlardan savaşlarda kendi sarayının çıkarları için ölecek çocuklar doğurmasını istemektedir. Kadını ötekileştirirken, iş hayatından kopartarak eve hapsetmekte ve sadece sarayın savaşı için ölecek askerler ile sermaye sınıfı için ucuz işçi yetiştirmesini istemektedir. Kadına vatani görev olarak sunulan budur.

Oysa Annelik Bir Görev Değil, Haktır!

Devletin en etkili isimlerince, en az 3 çocuk doğurmanın takdire şayan olduğu yaklaşımı emekçi kitlelere empoze edilmeye çalışılmaktadır. Ancak yalnızca 4 kişilik bir aile için bile yoksulluk sınırının 4.714 TL, açlık sınırının da 1.447, 20 TL olduğu ülkemizde, asgari ücret ancak 1.300 TL (net 1.177 TL)  olarak belirlenmiştir. Genel sağlık sigortası altında sağlık hizmetlerinin, eğitime katkı payı adı altında eğitimin özelleştirilmesi bir yana, temel tüketim maddelerine yapılan zamlar da dikkate alındığında, bu şartlarda ortalama bir işçi ailesi ancak ölümüne borçlanarak yaşamını sürdürebilmektedir. Sermaye için büyük işçi kitlelerinin ertesi gün yeniden işe gelebilecek durumda olmaları, sadece işyerinde çalışabilecek, açıkçası daha fazla sömürülecek kadar hayatta kalmaları yeterlidir.

Yine kadın doğurganlığının artırılması amacıyla önümüze getirilen yeni yasalarda sermayenin işçi sınıfına kesin bir kazanım olarak göstermeye çalıştığı başka sömürü biçimleri de gizlidir. Doğum yapan kadın işçiye zaten yasalarda var olan –ama fiilî olarak uygulanan değil, yasalarda yazılı bulunan– doğum izni hakkı yeniden tanımlanmaktadır.

Buna ek olarak doğum izni dışında işçinin yarı-zamanlı çalışacağı, ama tam gün ücret alacağı yazmaktadır. Basından öğrendiklerimize göre:

  • Anne olan çalışan kadın, doğum sonrası izninden sonra işe başlayacak. (Doğum izni doğumdan sonraki 16 haftalık süreyi kapsamaktadır.)
  • Bu çalışma sırasında yeni anne yarım gün (4 saat) çalışacak, tam gün parası alacak.
  • Patron da yarım gün çalışan anneye ek olarak, bir personel daha alabilecek. Bu personel de yarım gün (4 saat) çalışacak.
  • İkinci personel ve annenin 4 saatlik çalışma ücretini devlet ödeyecek.(Çalıştıkları süreye tekabül eden kısmının prim ve ücretleri patrondan, çalışmadıkları süreye tekabül eden prim ve ücretleri ise İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak.)
  • Bu uygulama ilk bebekte 2 ay, ikinci bebekte 4 ay, üçüncü bebekteyse 6 aylık bir süreyi kapsayacak.

Burjuva basını okuduğumuzda tüm bunlar emekçi kadınlara yönelik bir müjde olarak sunulmaktadır. Kadın çalışan yarım gün çalışacak ve tam gün ücret alacak, denilmektedir, ama ücreti tam güne tamamlayan ikinci yarısı tutarında paranın patronun hesabına yatırılacağı gerçeği gizlenmeye çalışılmaktadır. Tasarının bu biçimiyle yasalaştığı gazetelerde yazmamaktadır. Bu durumda kadın işçiye ödenecek yarım günlük ücretin tutarını devlet patronun hesabına peşinen yatıracak; ancak bu ödemenin ve primlerin işçiye yansıtılması bütünüyle patronun keyfiyetine kalacaktır.

TBMM Komisyonu’nda kabul edilen bu tasarıda ayrıca özel istihdam bürolarının faaliyetleri arasına “geçici iş ilişkisi kurma yetkisi” de eklendi. Özel istihdam bürosu aracılığıyla geçici iş ilişkisi, Türkiye İş Kurumu’nca izin verilen özel istihdam bürosunun, işçisini geçici olarak bir başka patrona yazılı devri ile kurulacak. Geçici iş ilişkisi askerlik hizmeti, doğum, analık ve süt izni ile ücretsiz izin hallerinde izin süresince, ebeveynlere doğumdan sonra tanınan kısmi süreli çalışma süresince, mevsimlik tarım işlerinde ise en fazla altı ay için kurulabilecek.

Bu durumda doğum yapan kadın çalışanın yerine geçici süreliğine işçi kiralanabilecektir. Bu şartlarda, çalışma karşılığı ödenen ücret hem doğum iznine ayrılan kadın çalışana yönelik bir baskı aracı olarak kullanılacak hem de geçici iş sözleşmesine bağlı olarak işe alınan kadın işçi üzerinde bir tehdit aracı olarak işlev görecektir.

Ayrıca en iyi yasaları da çıkarsalar önemli olan fiili uygulamaların işçilerin iş örgütlenmesine ve çalışma yaşamına nasıl yansıtıldığıdır. Örneğin doğum izni zaten öteden beri kadın işçilerin enternasyonal zeminde yoğun mücadelelerle büyük bedeller ödeyerek kazandığı bir haktı, fakat geçtiğimiz yıllarda Antalya Serbest Bölgesi’nde ağırlıklı olarak kadınların örgütlediği NOVAMED grevinin önemli nedenlerinden birisini de bu konudaki talepler oluşturmuştur.

Petrol-İş’e bağlı sendikalı işçilere patrondan gelen bir “talimat” ile NOVAMED’de çalışan kadınların hamile kalması bile her vardiya ve grupta listelerle sıraya konulmuştu.

Grevdeki işçilerin ifadelerinde ortaya çıkan gerçekler kanımızı dondurdu: Yeni işe başlayan bir kadın işçinin hamile olduğunu açıklamasından sonra istifa dilekçesi yazmaya zorlandığını ve kendi isteğiyle ayrılmış gibi gösterildiğini anlattılar. Daha önce işe başlamış olan ve yine izinsiz hamile kalan arkadaşlarından birisinin de  istifa etmesi konusunda çok yoğun baskılar yaşadığını ifade ettiler. Hamilelik sonrası süt izninin ise ancak sendikanın işyerine girmesiyle sağlanabildiğini belirttiler, fakat bu hakkın kullanımı kadın çalışan olarak yalnızca çalışan anneyi alacak bir yakınının bulunduğu şartlarda olanaklı olabilmişti.

Açık olan nokta şudur ki, devletin işçi sınıfıyla  ilgili uygulamaya koyduğu  yasalar da belli bir sınıfın  egemenliğini ve sömürü sistemini sürdürebilmesi için düzenlenmektedir. Devlet, sermayenin devletidir ve Karl Marx’ın da yüz elli yıl önce belirttiği gibi en büyük kolektif kapitalisttir. Bizim çıkarımıza olan yasal düzenlemelerin hemen hepsi de sınıfa karşı sınıf savaşımı zemininde büyük mücadeleler sonucu kazanılmıştır.

Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!

Bursa’dan Bir Eğitim Emekçisi Kadın