Paris Katliamı: Ne İlk Ne Son

21.11.2015 | Berna IRMAK

IŞİD’in ortaya çıkmasında ve palazlanmasında tüm emperyalist devletler ortaktır. Başlangıçta Ortadoğu’da kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanabildikleri bir yapıyken, gelinen noktada güçlenmiş ve hem değirmenin suyunun kesilmesine tepki olarak kendini göstermesi bakımından, hem de emperyalist devletlerin kendi aralarındaki rekabette kullandıkları bir piyon olarak patlayıcılığı artmış ve daha geniş alanlara yayılmıştır. Fakat bu “bağımsızlaşmanın” tam olarak emperyalistlerin zararına olduğu söylenemez. Tıpkı 11 Eylül saldırılarını ABD’nin terörle mücadele kapsamında tüm toplumsal alanı denetim altına almak için kullanması ve Irak Savaşı’nın gerekçesi haline getirmesi gibi; bugün Paris katliamı da, özellikle AB ülkelerinde toplumsal muhalefete yönelik saldırıların bahanesi haline gelecektir ve Ortadoğu’ya yapılacak kanlı müdahaleleri meşru göstermenin zemini olacaktır.

13 Kasım Cuma gecesi Paris’te altı farklı noktada eşzamanlı gerçekleştirilen saldırılarla 132 kişi hayatını kaybetti, 350’den fazla kişi yaralandı. 8 faşistin de katliam sırasında hayatını kaybettiği saldırıları, hemen ertesi gün IŞİD sahiplendi. Yakın dönem tarihimizdeki Suruç ve Ankara katliamlarında yetkililerin apaçık görülen IŞİD ilişkisini kurmama konusundaki inatları ve yayın yasakları nedeniyle failler hakkında konuşulması engellenmişti.  Paris katliamını IŞİD’in yaptığının ortaya çıkmasıyla Belçika’da hücrelere operasyonlar düzenlendi, Le Monde’un resmî kaynaklara dayandırarak yaptığı haberde 18 Kasım Perşembe günü Paris’te yapılan operasyonlarla katliamın planlayıcısı olduğu iddia edilen Abdülhamid Abaaoud’un öldürüldüğü ve cesedinin teşhis edildiği açıklandı.

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande 14-15 Kasım günlerinde Antalya’da gerçekleştirilen G-20’ye katılmayacağını açıkladı, ama emperyalistlerin zirvesi ana gündem maddesi “terör” olmak üzere toplandı. Zirve öncesinde ve sonrasında yapılan ikili toplantılar yoluyla terör lanetlendi ve yeni dönemin terörle mücadele kapsamında Suriye politikası etrafında şekilleneceği belirtildi.

Öncelikle vurgulanması gereken nokta açıktır: IŞİD’in ortaya çıkmasında ve palazlanmasında tüm emperyalist devletler ortaktır. IŞİD başlangıçta Ortadoğu’da kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanabildikleri bir yapıyken, gelinen noktada güçlenmiş ve hem değirmenin suyunun kesilmesine tepki olarak kendini göstermesi bakımından, hem de emperyalist devletlerin kendi aralarındaki rekabette kullandıkları bir piyon olarak patlayıcılığı artmış ve daha geniş alanlara yayılmıştır.

Fakat bu “bağımsızlaşmanın” tam olarak emperyalistlerin zararına olduğu söylenemez. Tıpkı 11 Eylül saldırılarını ABD’nin terörle mücadele kapsamında tüm toplumsal alanı denetim altına almak için kullanması ve Irak Savaşı’nın gerekçesi haline getirmesi gibi; bugün Paris katliamı da, özellikle AB ülkelerinde toplumsal muhalefete yönelik saldırıların bahanesi haline gelecektir ve Ortadoğu’ya yapılacak kanlı müdahaleleri meşru göstermenin zemini olacaktır.

Paris katliamının hemen ardından IŞİD hücrelerine “Paris’ten sevgilerle” yazılı uçaklarla bombardıman düzenlendi. Hatırlamakta fayda var, katliamda hayatını kaybedenlerle bugün o bombardımanlara karar verenlerin çıkarları bir değil. Bunun en açık kanıtı katliamın hemen ardından Hollande tarafından duyurulan ve 18 Kasım tarihiyle parlamentoda oylanarak uzatılan olağanüstü hal. 3 Nisan 1955 yasasına dayandırılarak ilan edilen bu olağanüstü hal dolayısıyla planlanan eylemler güvenlik gerekçesiyle iptal edilmekte ve tüm Fransız yurttaşları polise yardımcı olmaya davet edilmektedir.

Ankara katliamına benzer bir şekilde Fransa’da tüm resmî yetkililer ve basın ulusal birlik çağrısı yapıyor. Sosyal medya Fransa ile dayanışma amacıyla paylaşılan Fransız bayraklarıyla dolup taşıyor, fakat vurgulamakta fayda var: kapitalizmin devamlılığı esas alınarak hayata geçirilen politikaların bir sonucu olarak karşımıza çıkan terör olaylarının mimarlarıyla mağdurları aynı değildir. Aynı şekilde, bu katliam bahane edilerek milliyetçilik dalgasını yükseltmeye çalışanlarla bu dalganın altında kalma ihtimali olanlar da farklıdır. Olağanüstü hal ilan ederek eylemleri engelleyenlerle o alanları dolduracak işçi ve emekçilerin çıkarları da çatışmaktadır.

Özetle, Suruç’ta, Ankara’da, Beyrut’ta ölenler ve ölmesi istenenler ile bu katliamların tamamından sorumlu emperyalizmi birbirinden ayırt etmek, asıl düşmanı dışarıda aratmaya çalışanlara karşı enternasyonalist bir karşı çıkış sergilemek önümüzdeki en büyük görevdir. Aksi takdirde katillerin istediklerini onlara vermiş oluruz ve bölünmüş bir sınıf olarak başarıya ulaşmamız imkânsızlaşır.

19 Kasım 2015