Konut Sorunu ve Kentsel Dönüşüm

21.11.2015 | Taylan YÜCEL
TOKİ’nin kuruluşu 1984 yılına dayanmaktadır. Kuruluş amacı güya alt ve orta gelire sahip insanların konut ihtiyacını gidermektir. 2000’li yılların başına dek pek adı duyulmayan TOKİ, imar affıyla birlikte, önünü açan yasal düzenlemelerin yapılmasından sonra büyük bir şirkete dönüştü. TOKİ artık her türlü inşaat projesine girmeye, her türlü gayrimenkulü alıp satmaya başlayan, bu konuda sınırsız yetkileri olan, sadece Sayıştay tarafından denetlenen (bugün o da kalmadı!), kendi alanında tartışılmaz bir tekel haline gelmiştir. Van depremiyle birlikte kentsel dönüşüm, yıkım ve rant politikalarına hız vermiştir. Şehirlerin depreme dayanıklı olmadığı gerçekliği üzerinden bir meşrulaştırma söylemiyle TOKİ’ye pazar alanı sağlanmaktadır. TOKİ başkanı Bayraktar, “Şu İstanbul’u yeniden yıkıp yapmaktan güzel şey yok” demişti. Bu durum Türkiye sermaye sınıfının inşaat sektörünü büyük bir rant kaynağı olarak görmesinin açık ifadesidir.

Marx, Komünist Manifesto’da yazılı tarihi “şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir. Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, bey ile serf, lonca ustası ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen…” olarak yorumlamıştı.

İnsanlığın konut ve barınma sorunu sınıflı toplumların tarihiyle neredeyse yaşıttır. Ezilen sınıflar her zaman kötü şartlarda barınmak zorunda bırakılmışlardır.

Kapitalizmin gelişimiyle birlikte kentler şekillenmeye, modernleşmeye başlamıştır. Kapitalizm için işgücü bir zorunluluktur. Sanayinin gelişmesi kentleşmeyi doğurmuş, sanayi bölgelerinde daha yoğun bir nüfus ortaya çıkmıştır. Şehirler üretim merkezlerine dönüştükçe, üretim merkezleri de ister istemez şehirleşmeye başlamıştır. Kapitalizm üretime geçmek için işgücüne ihtiyaç duyar, bunun için de işgücünü hazırda tutmak zorundadır. Bu ihtiyacın ürünü olarak; işçi sınıfına üretim merkezlerine yakın, kent içinde ve dışında konut olanağı sağlaması gerekmektedir. Sanayinin gelişmesiyle ve işgücünün kırlardan kentlere gelmesiyle birlikte yığınlar için konut sorunu boy göstermiştir.

Engels Konut Sorunu adlı eserinde konuyu şöyle dile getirmektedir: “Bugün konut darlığı ile kastedilen, nüfusun ani şekilde artması, bu kiralardaki büyük artış, kentlerin göç alması konut sorununu doğurmaktadır. Hatta bazıları için konut bulmak olanaksızdır. Konut sorunundan bu kadar çok söz edilmesi, yalnızca işçi sınıfıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda küçük burjuvazinin de etkilendiğindendir.”[1]

Sanayi bölgelerinin civarına ve şehrin diğer yerlerine yapılan konutlar, bir süre sonra yanlarına dikilen gökdelenler, plaza vb. yapıların yanında baraka ya da kulübe görünümünde kalır. Zamanla bunların yıkımı gündeme gelir. Artık, bu işçi semtleri, burjuvazi için rant ve yatırım alanına dönüşür.

Kent her zaman toplumsal bir varlık olarak gelişim gösterir. Üretim bölgelerine içkin sınıf mücadelesi, kentlerde emekçilerin konumlanacağı yerleri belirleyici bir rol oynamaktadır. Zaman zaman burjuvazinin ihtiyacı doğrultusunda fabrikalar ve atölyeler farklı bölgelere taşınır, çünkü burjuvazi bu bölgeleri kendisi için farklı bir rant alanına dönüştürecektir. Üretim bölgelerinin yakınlarında bulunan emekçi yerleşimleri için böyle durumlarda kentsel dönüşüm başlar. İşçi sınıfı başka bölgelere dağıtılmaya çalışılır, çünkü burjuvazinin ışıltılı yerleşim yerlerini işçilerin gecekonduları rahatsız eder. Emekçinin payına sürgün düşer. Engels’in tabiriyle “Burjuvazi, işçi sınıfının ıstırabını saklama sanatında durmaksızın yeni ilerlemeler kaydeder. Burjuvazi boş bulduğu arazileri her zaman ihtiyacı doğrultusunda kullanır.”[2]

Bu yüzdendir ki, kapitalizm konut sorununa kalıcı bir çözüm getiremez. Sanayinin geliştiği bölgelerde kırdan kente göçler yoğun şekilde yaşanır. Bu göç dalgaları ile gelenler kendilerine şehir hayatından kopuk ve yalıtık hayatlar kurarlar. Kırdan koparılıp kentlere gelen proleter kitleler, feodal ve dinî aidiyetlerini, kır kültürü ve geleneklerini yaşam alanlarında farklı şekilde devam ettirirler. Bu durum sınıf mücadelesine etkilerini beraberinde getirir. Kendisini kapitalist sınıfa karşı tanımlayan bir sınıf konumu yerine; kentin belli bölgelerinde küçük dar mahalleci kimliği ve aidiyetiyle çevresindeki diğer bölgelere kapalı, güvensiz, karşıtlık oluşturan bir geri bilinç gelişir. Hemşehricilik, etnik ya da dinsel kimlik gibi aidiyetler işçinin kendi asli kimliği olmaktadır.

Türkiye’de Kentleşme ve Konut Sorunu

Cumhuriyet’in ilk yıllarıyla birlikte sürekli olarak sanayileşme hedefi vardı. İlk zamanlar devlet eliyle bir burjuva sınıfı yaratılmaya çalışılmıştır. Fakat bu yıllardaki sanayileşme hamleleri kentlerin dokusunu şekillendirecek, kırdan kente yoğun bir göç dalgası yaratacak düzeyde değildi. Mevcut sanayileşme hamleleri, kentlerin nüfusundan işçi temin etmeye yeterli düzeydeydi. 1950’lerle birlikte Marshall yardımıyla sanayileşme gözle görülür bir ivme kazandı. Kırlara traktör vb. tarım makinelerinin hızla girmeye başlamasıyla birlikte kırlarda işsizlik yaygınlaşmaya başladı.

1960’lı yılların başlarıyla kırdan kente göçler başlamıştır. Sanayi hamlelerinin yaygınlaşması, bir yandan kırdan kente göçü yaygınlaştırdı, bir yandan da burjuvazinin işgücü ihtiyacını karşılayan, kentlere göç eden insanlar konut sorununu beraberinde getirdi. Bu dönemde konut ihtiyacını karşılamak için emekçiler bir zorunluluk olarak devlet arazilerinde gecekondu kurmaya başladı. Devlet uzun süre bu duruma müdahale etmedi, çünkü bu durum burjuvaziyi, işçilerin konut ihtiyacını giderecek masraftan kurtarmaktaydı. Gecekondulaşmanın yaygınlaşması, çarpık kentleşmeyi, elektrik ve temiz sudan yoksun, insanlık dışı barınma koşullarını beraberinde getirdi. Devlet arazilerinde gecekondulaşmanın tavan yapmasıyla birlikte, bu alanda mafyalaşmalar başladı; gecekondu bölgeleri yeni semtlere dönüşüyor, bu alanda da işyerleri kuruluyordu. Gecekondu mahalleleri bir süre sonra devrimcilerin faaliyet yürüttüğü, radikal, sistem için tehdit oluşturmaya başlayan bölgeler haline geldi. O dönemde kurulan 1 Mayıs Mahallesi sembol niteliğindedir.

12 Eylül faşist darbesiyle birlikte işçi hareketi ezilmiş, devrimci hareket ciddi zarar görmüştü. İşçi sınıfının birçok kazanımı elinden alınmıştı. Bu koşulları fırsata dönüştüren Türk burjuvazisi, neoliberal politikaları son hızıyla devam ettiriyordu. Yeni sanayi bölgelerinin kurulmasıyla birlikte kentler tekrar şekillenmeye başladı. Gecekondu yıkımları yaygınlaştı; gecekondu rantı bundan böyle belediyelerin inisiyatifine bırakılmıştı. Belediyelerin seçim öncesi inşaata izin verip, seçim sonrası binaları yıkması uzun süre devlet politikası olarak uygulandı. Siyasi iktidarlarla belediyelerin ortak şekilde, kendine yakın yeni inşaat şirketleri kurup bu şirketlere ihaleler vererek, bu alanda tekelleşme yaratma politikası izlendi. Belediyeler gecekondu sahiplerinden haraç talep etti.

1990’lı yıllara gelindiğinde Kürdistan’da savaş keskinleşmekteydi. Kürt halkı serhildana kalkışmıştı. Köy boşaltmalar, faili meçhuller, zorunlu göç vb. faşist uygulamalar nedeniyle Kürdistan’dan Batı’ya yoğun göç yaşandı. Bu göç dalgası kentlerin şekillenmesinde ana belirleyici etmen olmuştu. Yerlerinden, yurtlarından sürülen Kürt halkı çadırlarda, barakalarda; temiz su vb. en insani ihtiyaçlardan yoksun şekilde hayatta kalma savaşı veriyordu. Kürt illerinden zorunlu göçe maruz bırakılan insanların zor durumunu, Türk burjuvazisi, ucuz işçilik olarak fırsata dönüştürdü. Kürtlerin yoğun olduğu bölgeler, kira ve konut ücretlerinin muazzam artışına tanık oldu. Tüm bu gerçekliğin doğal sonucu olarak göçe mecbur bırakılan Kürtler gecekondu yapımına girişti. Bu durum da kentlerde Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelerin kurulmasını getirdi.

Aynı dönemde, gecekondu mahalleleri politikleşmeye başladı. Bu durum devlet için ciddi bir tehditti. Devletin her türlü zor aygıtının müdahalesiyle sonuç alınamayınca, yeni bir devlet politikası olarak, uyuşturucu, kumar, fuhuş vb. yozlaştırma politikaları uygulandı. 2000’li yıllarla birlikte devlet artık gecekondulaşmayı ve konut sorunu alanını boş bırakmamayı, buraları bir rant alanına dönüştürmeyi hedef tahtasına koydu. Bu ihtiyaca cevap vermek için TOKİ’nin yeniden yapılanması gündeme geldi. AKP hükümeti iktidarının ilk yıllarında “herkese konut” ve “kira öder gibi ev” vaatleriyle kentleri yeni dönemin ihtiyacı doğrultusunda şekillendirmek için yeni bir politika üretmiştir.

Kentsel Dönüşümün Özü: Rantsal Dönüşüm

Kent ve yerleşim politikalarında seçim taktikleri ve yerel yönetimden kaynaklanan belli bir başıboşluk yaşansa da; kentin asıl rantını devlet, TOKİ, yerel yönetimler ve şirketler aldı. Sanayinin yaygınlaşmasıyla birlikte burjuvazi kendine yeni lüks yaşam alanları kurmaya başladı. Şehirden ve sanayiden uzak alanlara AVM, plaza vb. yatırımlar yaparak kendine yeni bir yaşam alanı kurdu. Bu yaşam alanları eskiden yüzüne dahi bakılmayan emekçi semtleridir. Bunun sonucu olarak devlet, sistematik bir şekilde kentsel dönüşüm politikasına geçmektedir. Cafcaflı vaatlerinin arkasında, tüm hayatı boyunca ödeyeceği borç veya ipotekle bir yaşam ve taksitler geçtiğinde ödeyeceği faizler düşüyor işçilerin payına. Bu durumun neticesinde, üretim alanında patronla işgücü konusunda pazarlık şansı azalan, sendikalaşmadan ve örgütlenmeden korkan, hayatını işsizlik korkusuyla geçiren bir işçi nesli yaratılmaya çalışılıyor. Kentsel dönüşüm özünde zor, baskı, tehdit ve dolaylı yoldan el koyma ve yıkım saldırısıdır; kentsel değil, rantsal dönüşümdür.

AKP’nin TOKİ’yi Büyük Bir Şirket Haline Getirmesi

TOKİ’nin kuruluşu 1984 yılına dayanmaktadır. Kuruluş amacı güya alt ve orta gelire sahip insanların konut ihtiyacını gidermektir. 2000’li yılların başına dek pek adı duyulmayan TOKİ, imar affıyla birlikte, önünü açan yasal düzenlemelerin yapılmasından sonra büyük bir şirkete dönüştü. TOKİ artık her türlü inşaat projesine girmeye, her türlü gayrimenkulü alıp satmaya başlayan, bu konuda sınırsız yetkileri olan, sadece Sayıştay tarafından denetlenen (bugün o da kalmadı!), kendi alanında tartışılmaz bir tekel haline gelmiştir. Van depremiyle birlikte kentsel dönüşüm, yıkım ve rant politikalarına hız vermiştir. Şehirlerin depreme dayanıklı olmadığı gerçekliği üzerinden bir meşrulaştırma söylemiyle TOKİ’ye pazar alanı sağlanmaktadır. TOKİ başkanı Bayraktar, “Şu İstanbul’u yeniden yıkıp yapmaktan güzel şey yok” demişti. Bu durum Türkiye sermaye sınıfının inşaat sektörünü büyük bir rant kaynağı olarak görmesinin açık ifadesidir. TOKİ’yi denetleyen bir mekanizma yoktur. Yeter ki sıcak para ve rant alanı açılsın; ne çöken binaların ne inşaatlarda ölen işçilerin bir önemi vardır sermaye için.

7 Kasım 2015


Notlar

[1] F. Engels, Konut Sorunu, Alter Yay., 2013, s. 19.

[2] F. Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, Sol Yay., s. 184.