Halkların Barış Kültürüyle Halkların Barışı İçin!

22.09.2015 | Militanlarımızdan

Savaş çığırtkanlarının böğüre böğüre yürüdüğü caddeler, meydanlar bize, halklara barış çağrısı yapanlara dar edilmeye çalışılıyor. Bu hezeyanı besleyip büyütmekten hiçbir zaman kaçınmayacakları aşikâr. Ne var ki, biz de en az sınıf düşmanımız kadar inatçıyız! Kapitalizme ve onun mevcut aşaması olan emperyalizme karşı sınıf savaşımızı her alanda yükseltmeye kararlıyız ve kararlı olduğumuz ölçüde birikimli ve cesur olmak bizim görevimiz. Bu sınıf kültürümüzün, düşmanımıza oldukça endişe verdiğinin farkındayız. Pes etmedikleri takdirde doğayı işleyen, dünya pazarına ürünler üreten ve kendi ürettiğini kendisinin elde edememesinin psikolojik çöküntüsüyle her toplumsal alanda çürümeye mahkûm edilmiş sınıfın, işçi sınıfının mücadelesinin verdiği haklılıkla sizi altın klozetlerinizde boğacağız! Tüm engellemelere rağmen “yoksulların çocukları ölmesin” sloganımızla alanları inleteceğiz! Biz değil paraları sıfırlayamayan, kendilerine yeni gemiler alan hırsızlar ölsün!

Anadolu  Aleviliğinin akıl hocalarından Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Er erin üstüne böyle mi gelir? Zalimlerin kılığında geldiniz. Biz mazlum kılığındaydık. Eğer güvercinden daha mazlum bir mahlûk bulsaydık onun kılığına girerdik” özdeyişi, bu olaydan hareketle sembolleşen barış güvercininin bütün halklar nezdinde barış kavramının anlaşılmasını daha kolaylaştıracağını, daha rahat anlatabilme adına önemli olduğunu düşünüyorum.

Halkların kardeşliğinin, kültürel etkileşiminin en güzel örneği olarak işçi sınıfına sunulabilecek güzel bir ön kabul bu. Bu ön kabul mücadelemizi kolaylaştırmalı, benim kendi sokak deneyimimden de elde ettiğim sonuçlardan biridir bu: Sınıfımızın algıları buna oldukça açıkken, halkların işçi sınıfı ideolojisiyle, yani Marksizmle çelişmeyen değerlerini bu konu özelinde benimsemek, halkların sınıf perspektifine yol açabilecek uygun yöntemlerden sadece bir tanesi.

Halkın bilinç seviyesi hangi düzeyde olursa olsun, içinde bulunduğumuz dönemde akıllardaki sorular; çözüm sürecinin iki tarafı nasıl etkilediği, bu sürecin neden bittiği ve bu savaşın niteliği…

Tamamen milliyetçilik hezeyanına kapılmamış, hâlâ ruh sağlığı yerinde ve insani duygular barındırabilen insanların doğru analizle cevap bulabildiği sorular bunlar. Bu cevapların bulunması amacıyla savaşın “vatan savunması” değil –ki vatan savunması bizim açımızdan da saray(ların) savunulmasına eşittir!– saray savunması olduğunu kitlelere anlatabilmek adına, birçok kurumun, işçi sınıfı örgütünün oluşturduğu Barış Bloku bileşiminin bu coğrafyada gerçekleştirdiği aracı çalışmalar oldukça önemli. Önemli olmalı ki, bunu fark eden AKP çetesinin dikkatini muazzam ölçüde cezbediyor, her yerde gerek paramiliter yapılarıyla gerekse kendi aygıtlarıyla saldırabilme cüretini gösterebiliyor.

Düşmanı küçümsememek de önemli, ahmak oldukları kadar akıllılar da! Bu aracının, bileşimin, etki alanının daha da genişleyeceğinin oldukça farkındalar. Farkında oldukları kadarıyla da dozajı gittikçe artan müdahalelerde bulanabilmekteler. Hattâ Kürt halkıyla birlikte mücadele yürüten diğer halklara kurşun sıkmaktan, bombalar yağdırmaktan ve değerlerini ayaklar altına almaktan bile imtina etmeyecek kadar ceberutlar. Varto’da gerilla mezarlıklarının iki gün bombalanması; ardından cami, cemevi ve taziye evinin yıkılması bunun en son örneğiydi!

Savaş çığırtkanlarının böğüre böğüre yürüdüğü caddeler, meydanlar bize, halklara barış çağrısı yapanlara dar edilmeye çalışılıyor. Bu hezeyanı besleyip büyütmekten hiçbir zaman kaçınmayacakları aşikâr. Ne var ki, biz de en az sınıf düşmanımız kadar inatçıyız! Kapitalizme ve onun mevcut aşaması olan emperyalizme karşı sınıf savaşımızı her alanda yükseltmeye kararlıyız ve kararlı olduğumuz ölçüde birikimli ve cesur olmak bizim görevimiz. Bu sınıf kültürümüzün, düşmanımıza oldukça endişe verdiğinin farkındayız. Pes etmedikleri takdirde doğayı işleyen, dünya pazarına ürünler üreten ve kendi ürettiğini kendisinin elde edememesinin psikolojik çöküntüsüyle her toplumsal alanda çürümeye mahkûm edilmiş sınıfın, işçi sınıfının mücadelesinin verdiği haklılıkla sizi altın klozetlerinizde boğacağız!

Tüm engellemelere rağmen “yoksulların çocukları ölmesin” sloganımızla alanları inleteceğiz! Biz değil paraları sıfırlayamayan, kendilerine yeni gemiler alan hırsızlar ölsün!

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,

Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize

Göz koyanlardır,

Tanı bunları,

Tanı da büyü…

Ahmed Arif

Yaşasın halkların kardeşliği!

Yaşasın İşçi Sınıfının Sosyalist Dünya Devrimi!

Biji Azadiya Gelan!

Kurd U Tirk Birane!

İstanbul’dan militan bir öğrenci