Devrimci Bir Enternasyonalʼin İnşası: Görevler ve Güçlükler

22.09.2015 | Harun YILMAZ
Enternasyonal parti anlayışı Stalinizmin işçi hareketindeki yarım asrı aşkın egemenliğinden ötürü muazzam yara almıştır. Öyle ki, bu milliyetçi yozlaşma sadece Stalinist ya da merkezci akımlara değil, Troçkist harekete de darbe vurmuştur. Bugün Enternasyonal parti anlayışı dendiğinde, tepe noktasını Üçüncü Enternasyonalʼde (ve onun mirasçısı olan, ama ölü doğan Dördüncü Enternasyonalʼde) bulan merkeziyetçi, ulusal seksiyonlara dayalı tek bir Enternasyonal parti akla gelmiyor ve ne yazık ki dünya genelinde egemen olan da bu değildir. Bugün onlarca Enternasyonal parti olmasına karşın, işçi sınıfına önderlik edebilecek devrimci Marksist bir parti yoktur, oysa böyle bir parti inşası sadece Türkiyeʼde değil, tüm dünyada devrimci Marksistlerin en acil görevi ve ihtiyacıdır.

Enternasyonal parti anlayışı Stalinizmin işçi hareketindeki yarım asrı aşkın egemenliğinden ötürü muazzam yara almıştır. Öyle ki, bu milliyetçi yozlaşma sadece Stalinist ya da merkezci akımlara değil, Troçkist harekete de darbe vurmuştur. Bugün Enternasyonal parti anlayışı dendiğinde, tepe noktasını Üçüncü Enternasyonalʼde (ve onun mirasçısı olan, ama ölü doğan Dördüncü Enternasyonalʼde) bulan merkeziyetçi, ulusal seksiyonlara dayalı tek bir Enternasyonal parti akla gelmiyor ve ne yazık ki dünya genelinde egemen olan da bu değildir. Bugün onlarca Enternasyonal parti olmasına karşın, ne yazık ki işçi sınıfına önderlik edebilecek devrimci Marksist bir parti yoktur, oysa böyle bir parti inşası sadece Türkiyeʼde değil, tüm dünyada devrimci Marksistlerin en acil görevi ve ihtiyacıdır.

Troçki devrime önderlik ettiği ülkeden sürgüne gönderilmeden önce, Stalinʼin “tek ülkede sosyalizm” teorisinin dünya işçi hareketinin tamamında milliyetçi bir yozlaşmayla sonuçlanacağına dikkat çekmişti. Troçkiʼye göre “tek ülkede sosyalizmin kurulabileceği teorisi, iktidarı ele geçirmiş proletaryanın yurtseverliği ile burjuva ülkelerdeki proletaryanın yenilgiciliği arasındaki iç bağlantıyı yıkar”dı. “Eğer tek ülkede sosyalizmi gerçekleştirmek mümkünse, o zaman bu teoriye sadece iktidarın fethinden sonra değil, önce de inanılabilir. Yarın Alman Komünist Partisiʼnin önderleri bu teoriyi savunmaya başlayacaklar. Ertesi gün sıra Fransız partisine gelecek. Bu durum Kominternʼin sosyal-yurtseverlik çizgisinde parçalanmasının başlangıcı olacaktır.”[1] Troçkiʼnin öngörüsü acı verici derecede doğru çıktı. Uluslararası dayanışmayı değil, uluslararası birlikteliği ve ortak eylemi ifade eden enternasyonalizmin örgütsel ayağı ve ideolojik ifadesi Enternasyonal partiyken, Stalinist yozluk hareketin geneline sirayet etmiş ve bir Enternasyonal partinin inşasını ciddi derecede zorlaştırmıştır. Kuşkusuz hiçbir şekilde aşılmaz engeller olmasa da, bu sorunlarla yüzleşmek gerekiyor; bunların üzerinden atlayarak dünya devriminin partisini kurmak imkânsızdır.

Devrimci Marksist hareketin omuzlarındaki yük tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar fazladır. Devrimci Marksistler dün enternasyonalizm bayrağının yere düşmesini engelledikleri gibi, bugün de bir bütün olarak sosyalist fikirlerin ikame edilmesini, yozlaştırılmasını, geri plana itilmesini engellemekle yükümlüdür. Bugün Enternasyonal bir devrimci partinin doğuşu ancak devrimci Marksistlerin eseri olabilir; diğer devrimci güçler bu sürecin ancak ucundan tutabilir. Bu yüzden Troçkist hareketin kendi muhasebesini yapması bir kat daha zorunludur.

Troçki sonrası Troçkist, dolayısıyla enternasyonalist hareketin en büyük erdemi Marksist teorinin kaybolup gitmesini, Stalinizmin ağır egemenliği altında yok olmasını engellemiş olmasıdır. Eğer Troçkizm bir -izm olarak varlığını sürdürmeseydi, Troçki sonrası Troçkist hareket devrimci teorinin ana halkalarını (kuşkusuz sorunlar, eksikler ve yanlışlar olmakla birlikte) tutmayı başarmış olmasaydı, Troçki örneğin bir Gramsci ya da Rosa gibi bir devrimci, büyük bir devrimci olarak kalacak, ama bugün Troçkizm dünyanın dört bir tarafında Marksizmin haklı varisi olamayacaktı. Bunun tartışılacak bir yanı yoktur; bu mirası Militan olarak sahipleniyor, göğsümüzü gere gere Troçkist olduğumuzu söylüyoruz.

Ne var ki bu başarı yanlışlara göz kapamayı haklı çıkarmaz. Devrimci teoriye birçok katkıya rağmen, aynı zamanda çok önemli yanlışlar da yapılmış, bu teorik ve siyasi yanlışlar hareketin büyümesini ciddi şekilde engellemiştir. Denilebilir ki, nesnel koşulların etkisi kadar bu vahim yanlışlar ve hatalı siyasi tutumlar da Dördüncü Enternasyonalʼin büyüyüp gerçek bir dünya partisi haline gelmesine mani olmuştur.

Gelgelelim Troçkist hareket bu hakikatle yüzleşmek yerine, suçu nesnel koşullarda aramıştır. Troçki sonrasında gerçek bir Enternasyonal partinin, dünya devriminin partisinin kurulamamış olması Stalinizmin dünya işçi hareketindeki egemenliğine ve baskısına bağlanmıştır. Stalinizmin sosyalizmi kurduğunu iddia etmesi, dünyanın üçte birinden fazlasında egemenlik tesis etmesi sol harekette muazzam bir üstünlük elde etmesini sağlamış ve bu nedenle, kuşkusuz, gerçek devrimci fikirleri yaymak mümkün olmamıştır. Stalinizm gücünü fikirlerinden değil, SSCBʼnin varlığından alıyordu. Nasıl ki burjuvazinin fikirlerinin mevcut nüfuz alanı fikirlerinin doğru ya da haklı olmasından değil, egemen sınıf olmasından geliyorsa; Stalinizm de benzer bir sebeple güçlüydü. Nitekim SSCB yıkılınca bu güçten geriye kalıntılar kaldı, Stalinizm bugün sadece cepten yiyor.

Her halükarda, devrimci Marksistlerin güçlenememiş ya da sağlam bir çekirdekle adeta pusuya yatar şekilde kendi küçük ama sağlam örgütünü inşa edememiş olması sadece Stalinizmin egemenliğiyle açıklanamazdı. Troçkist hareketin kendi yanlışları, teorik ve pratik hataları olmasaydı işçi sınıfının Enternasyonal partisinin akıbeti bugünkü gibi olmazdı. Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz! Leninʼin meşhur sözünü istediğimiz zaman kabul edip istediğimiz zaman bir kenara atamayız. Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmazsa, devrimci teoride hatalar olmadan devrimci pratikte yanlışlar da olmaz. Teorimiz iyi ama pratiğimiz kötü diye bir şey yok! Pratikteki her doğru teorik doğrudan kaynaklanmadığı gibi, her yanlış da teorik yanlıştan kaynaklanmaz, fakat pratikteki sayısız hata ve kusurun teoriyle hiçbir bağı olmadığını düşünmek kolaycılıktır. Troçki sonrası Dördüncü Enternasyonalʼde teorideki yanlışlar pratikteki çıkışsızlıkta önemli rol oynadı.

Bugün de, devrimci Marksist harekete mensup onlarca farklı Enternasyonal birçok ideolojik konuda aynı düşünmesine rağmen bu meseleleri hiç sorgulamadan ayrı bir Enternasyonalʼin haklılığını ispatlamaya çalışıyor. Oysa yüzeysel olarak bakıldığında bile farklı Enternasyonal partilerin teorik önermelerinin çoğunluğunda ortaklık göze çarpıyor. Faşizm teorisi, emperyalizm teorisi, SSCBʼnin tahlili özelinde devrim anlayışı, devletleştirme ve devletçilik… Temel önermelerde bu denli ortaklık varken, ayrılığın nerede olduğunu (kuşkusuz var!) sormadan nasıl ilerlenebilir?

Sembolik bir örnek olması adına emperyalizm mevzuunu, yani kapitalistlerin “enternasyonalizm”ini düşünelim. Troçkist hareketin neredeyse tamamı emperyalizmi aynı şekilde kavrıyor. Dünyayı bir avuç emperyalist devlet (aslında ABD ve AB) ve yarı-sömürgeler olarak tanımlıyor. Emperyalizmin mali bağımlılığını esasen sömürgecilik dönemine ait olan siyasi ve askerî bağımlılıkla (sömürge) aynı kefeye koyarak; kendi niyetlerinden bağımsız olarak, dünyanın yarısından çoğunun önüne aşılması gereken bir ulusal sorun koyuyor. Bu durum, dünyanın çoğunluğuyla daha baştan çarpık bir ilişki kurulmasını neredeyse kaçınılmaz hale getiriyor. Enternasyonal partinin inşasında çok kilit yer tutan bu ülkelerde olup bitenlere daha baştan yanlış bir şablonla yaklaşılıyor. En son Suriye örneği bu anlamda önemlidir. Türkiyeʼde Esadʼın peşinden gidenlere bakıp, sonra Enternasyonal alanda Esadʼa (“ezilen” ya da “yarı ezilen” ulusun temsilcisine!!) utangaç destek verenleri görünce bir durup düşünmek gerekmiyor mu?

Tekrar tekrar vurgulamakta yarar var, bunların hiçbirisi Enternasyonal partinin kurulması önünde aşılmaz engeller değildir, ama bu sorunlarla yüzleşmeden ilerlemek mümkün değildir.

Enternasyonal partiler bunca soruna rağmen öyle ya da böyle kemikleşmiştir. Teorik önermelerinde hiçbir kusura ihtimal vermeyen yapılar, hâliyle, sorgulamaya da kapalı oluyorlar. Bugün maalesef olmuş bitmiş bir Enternasyonal parti yok, ama ne yazık ki ilişki kurma tarzı bu yönde. Müstakbel seksiyonlardan beklenen zaten kurulmuş (“olmuş bitmiş”) olan Enternasyonal partiye iltihak etmeleri. Örneğin Lenin ve Troçki dönemindeki Komünist Enternasyonalʼin böyle bir edayla ilişki kurması belli oranda anlaşılabilirdi, zira arkasında hiçbir şey olmasa 1917ʼnin rüzgarı vardı; oysa günümüzde mevcut yapıların bu türde “mütenezzil” bir tutum içine girmeleri abestir. Bu tavra yöneltilen eleştiri ya da itirazlarda yalnızca verilen cevaplar değişiyor: “Troçkiʼnin kendisiyle teşrik-i mesaiye dayanan bir enternasyonal birikime güvenmemek”, “henüz ulusal anlamda bile güç haline gelmeden gereksiz özgüvenle yılların birikimini sorgulamak” ve sair.

Bu öğelerin atlanmasıyla kurulan Enternasyonal ilişkilerin ne yazık ki daha baştan yüzeysel olduğunu görüyoruz. Enternasyonal parti, her şeyden önce bir program ve ondan çıkan stratejik, taktiksel ve örgütsel yöntemlere ilişkin bir sistemdir. Troçki parti demek program demektir diyor, fakat programdan ibarettir demiyor. Yine Troçkiʼnin sevdiği bir lafla söylersek, program partinin abcʼsidir, ama alfabe abcʼden ibaret değildir! Metne dökülmüş program sayesinde söz konusu Enternasyonalʼle tanışırsın, ama tanıyamazsın, kavrayamazsın. O Enternasyonal partinin ne olduğunu gerçekten anlamak için gidip iş üstünde görmek, mümkünse birkaç öne çıkan seksiyonunu (dolayısıyla farklı ülkeleri) yan yana mücadele ederek tanımak gerekiyor. Bu olmayınca ilişki yanlış kuruluyor, mesele iltihak etmekten de çıkıp intisap etmeye dönüşüyor.

Elbette bunu söylemek kolay, hayata geçirmek zor. Özellikle de bizim gibi ekonomik açıdan geri ülkelerde bulunan ya da Avrupa dışı ülkelerdeki komünistler için ciddi bir maddi külfet anlamına geliyor. Dahası devrimciler örgütünün inşası sırasında çok hayati bir yer tutan bir ya da birkaç kadronun “gözden çıkarılması” ve yurtdışına yönlendirilmesi anlamına geliyor. Bunların hepsi –kesinlikle aşılmaz olmamakla birlikte– önemli bir zorluk. Ciddi bir plan-program gerektiriyor, ama özellikle de bizimki gibi işçi hareketinin diplerde seyrettiği, halen bir avuç sayıda devrimcinin Marksizm bayrağını dalgalandırmaya çalıştığı ülkelerde plan-program dinlemeyen maddi hayatın cilveleri kendi ajandasını dayatıyor. Bunun kendiliğindenlikle ulusal bir yozlaşmaya varmaması için zorlukları bahane olarak kabul etmeyip, üzerine gidilecek esaslı bir problem olarak bunlarla yüzleşmek gerekiyor.

Bolşevik-Leninistler için, enternasyonal alanda kurulacak samimiyetsiz, ilkesiz, aceleci birliktelikler yerine, “küçük” ama sağlam adımlarla ilerlemek esastır. Zorluklar karşısında geri adım atarak Enternasyonalʼin temel ilkelerinden vazgeçmek bizim işimiz olamaz. Bu adımları kararlılıkla atabilmek için de devrimci militanlara büyük görev düşüyor. Sadece ülke içindeki gelişmeleri takip etmek ya da ülke içinde pratik faaliyet yürütmek değil; bir enternasyonaliste yakışır şekilde dünyadaki gelişmeleri ve diğer devrimci grupları takip etmek, bu bağlamda dil öğrenmek ve hepsinden önemlisi bir an önce Enternasyonal alanının önünü açabilmek için yeni insanlara ulaşmak ve kendini ilerletmek her militanın görevidir.

27 Ağustos 2015


Notlar

[1] L. Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonal, Tarih Bilinci Yay., 2000, s. 65-6 (düzeltilmiş çeviri), abç.