Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (4. Bölüm)

01.08.2015 | Sinan KARASU
Bolşeviklerin nesnel kötüleşmeyi devrimle doğrudan ilişkilendirmek gibi bir görüşleri yoktu. Yenilginin devrimi kolaylaştıracağı yalnızca bir olasılığa işaret eder ve bu anlamda dikkate alınmayı gerektirir. Ama burada aslolan, yenilginin neyi kolaylaştırdığından bağımsız olarak, devrimcilerin zaferin milliyetçi hezeyanlarındansa, başka bir ulusun “kendi” ülkemiz tarafından ezilmesindense, yenilginin moral bozukluğunu tercih etmeleri ve Lenin’in de vurguladığı gibi, yenilginin sonuçlarından korkmamalarıdır. Öznel öğe eksikse ya da diğer nesnel koşullar uygunsuzsa devrim olmaz, o yüzden koşullara göre değerlendirmek gerekir. Sadece sloganlar üzerinden gidersek hiçbir yere varamayız. Bakılması gereken kısım şudur: Yenilgi devrimleri her zaman, her koşulda ilerletmez.

1. Bölüm İçin Tıklayınız

2. Bölüm İçin Tıklayınız

3. Bölüm İçin Tıklayınız

Yenilgi Devrimi Kolaylaştırır mı?

Yenilginin devrimi her zaman kolaylaştırdığı doğru değildir. Maalesef savaşın devrimlerin anası olduğu görüşü devrimci Marksistler arasında da çok yüzeysel ve mekanik bir tarzda ele alınmaktadır. Aslında bu yaklaşımı daha geniş bir çerçeveden değerlendirmemiz gerekiyor. Bu şekilde baktığımızda, yenilginin devrimi kolaylaştıracağı ya da savaşın devrimlerin anası olduğu görüşünün saf bir nesnel belirlenimcilik olduğunu ve üstelik çoklu belirlenimden ziyade, deyim yerindeyse, tek-belirlenimci ve dolayısıyla diyalektiğe aykırı bir dünya görüşünü yansıttığını görürüz. Bu yaklaşımı işçiler ne kadar çok ezilirlerse, koşullar ne kadar kötü olursa, devrimin o kadar çabuk olacağı gibi mekanik, Marksizme aykırı bir yaklaşıma eş tutabiliriz. Bu yaklaşım tarzının, nesnellikle öznelliği karşılıklı olarak birbirini belirleyen aktif etkenler olarak gören Marksizmin tarihsel materyalist yaklaşımıyla hiçbir alakası yoktur.

Böylece aynı soru yeniden karşımıza çıkıyor: O halde, Lenin yanılmış mıydı?

Lenin, yukarıda da belirttiğimiz üzere, devrimci yenilgicilik bağlamında yenilgilerin devrimci süreci hızlandıracağı vurgusunu da yapar. Şöyle der: “Hükümet ordusunun yenilgisi söz konusu hükümeti zayıflatır, köleleştirdiği halkların kurtuluşuna yardımcı olur ve egemen sınıflara karşı iç savaşı kolaylaştırır. … Bir yandan, hükümetlerin askerî başarısızlıkları (‘yenilgi’leri) hükümetler arasındaki savaşın iç savaşa çevrilmesini kolaylaştırır.”[17]

Bu görüşün mutlak bir doğru olup olmaması bir tarafa, öncelikle karşı çıkılması gereken husus savaşın peşi sıra devrimin geleceği düşüncesi, daha doğrusu yanılsamasıdır. Belli bir nesnelliğin her koşulda doğrudan tek bir sonucu doğuracağı düşüncesi, Marksizmin toplumsal olayları açıklarken kullandığı yönteme, “çoklu belirlenim” fikrine tamamen aykırıdır.

Lenin açısından toplumsal olaylar tek bir etkenle belirlenmez, birçok farklı etkenin bir araya gelmesiyle şekillenir. Toplumsal olayları birbirine doğrudan bağlı domino taşları olarak görmek ve birinin devrilmesinin hemen peşi sıra diğerlerinin de devrilmesine yol açacağını düşünmek yanlıştır. Yenilginin devrimi kolaylaştırması her şeyden önce hükümeti ve onun şahsında toplumsal rejimi zayıflatması anlamında mümkündür. Fakat devrime giden yolla bu zayıflık arasında öznel müdahalenin etkisi ve başka nesnel koşullar yer alır. Tüm bunlar devrimcilerin lehine değilse, yenilgi bireysel kurtuluş kaygısının ön plana çıkmasına ya da kolektif tepkilerin zorla bastırılması sonrasında bir burjuva diktatörlüğüne de yol açabilir. Savaş çıktığı zaman küçük ama kayda değer bir örgütlülük düzeyimiz yoksa savaş nasıl zaferimize yol açabilir ki?

Kuşkusuz, burjuva hükümetin yenilgisinin devrimi kolaylaştırma ihtimali kesinkes reddedilemez. Yenilgiyle birlikte hükümet zayıflar, kitlelerde moral bozukluğu alternatif arayışını tetikler vb. Ama bu alternatif arayışının neden illa sol alternatif olması gerektiği, mesela neden sağ, faşist bir eğilim olamayacağını sormamız gerekir. Bu yüzden yenilginin başka şeyleri kolaylaştırabileceğini de reddetmemiz mümkün değildir. Nitekim Lenin’in kendisi de bunu söylemekten geri durmamıştır. Örneğin 29 Temmuz 1917’de yazdığı “Bonapartizmin Başlangıcı” adlı yazıda, yenilginin (“başarısızlıkların”) Bonapartizme giden yolu döşeyebileceğini söyler:

Burjuvazi ile proletarya arasındaki mücadele sınıra dayandı. …Toprak sahipleri ile köylüler de iç savaşın eşiğine gelmiş durumdalar… Bu duruma bir de aptalca saldırıları ve askerî başarısızlıkları ekleyin, alın size Bonapartizme giden toplumsal-siyasal ortamın kusursuz bir tablosu.[18]

Yenilginin her koşulda devrimi kolaylaştıracağı düşüncesi, krizin devrime yol açacağı düşüncesi kadar mekanik ve yanlıştır. Kapitalizmin küresel krize girdiği 2008’de birçok tezcanlı tarafından “devrim” çığlıkları atıldığını duyduk. Bu yaklaşım da tıpkı yenilginin devrimi kolaylaştıracağı görüşü gibi aşırı basitleştirilmiş bir yaklaşımın ürünüdür. Krizin devrimi tetikleyebileceği doğru olsa da, aynı şekilde krizin örneğin bireysel kurtuluşa itebileceği de doğrudur: Kriz ortamında iş bulmanın daha zor olduğu koşullarda, örgütlülük düşükse ve toplumsal alternatif yoksa, işçilerin tutuculaşması ve kendi bireysel dertlerine düşmeleri de mümkündür, hattâ daha yüksek ihtimaldir. Keza tersinden bakıldığında, bazen koşulların iyileşmesi ve krizin azalması da devrimi kolaylaştırabilir. Komintern dönemindeki tartışmalar bu noktada ön açıcıdır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında tüm dünyada oluşan krizin devrimi tetikleyeceği düşüncesi çok yaygındı. İlk kriz dönemi geçip, Sovyet iktidarını destekleyecek yeni devrimler gecikince, kafalarda kuşkular belirlemeye başlamıştı. Troçki Komintern’in Üçüncü Kongre’sinin 23 Haziran 1921 tarihli oturumunda sunduğu raporda şöyle diyordu:

Krizin yerini geçici bir elverişli konjonktür aldığında, bu bizim hareketimiz açısından neyi ifade edecektir? Birçok yoldaş bu dönemde ekonomide görülecek bir iyileşmenin devrimimiz için ölümcül olacağını söylüyor. Hayır, bu kesinlikle doğru değildir. Genel anlamıyla, proleter devrimci hareketi otomatikman krize endekslemek doğru değildir. Bu ikisi arasında yalnızca diyalektik bir etkileşim vardır. Bunu anlamak esastır.

Gerçekten de krizin derinleşmesiyle kitlelerin durumunun kötüleşmesi bireysel kurtuluşu tetikleyebilirken, birazcık bir iyileşme, işçinin aklını başına getiren, güç kazandıran iyileşme mücadeleyi tetikleyebilir. Şöyle devam eder Troçki:

Rusya’daki ilişkilere bakalım. 1905 devrimi yenilgiye uğradı. İşçiler büyük fedakârlıklara katlandılar. 1906 ve 1907’de son devrimci parlamalar görüldü ve 1907 sonbaharıyla birlikte dünyada büyük bir kriz patlak verdi. Bunun işaretini Wall Street’teki Kara Cuma vermişti. 1907, 1908 ve 1909 boyunca Rusya’da da çok korkunç bir kriz hüküm sürdü. Bu kriz işçi hareketini tümüyle öldürdü, çünkü işçiler mücadele süresince o kadar çok cefa çekmişlerdi ki, bu bunalımın onların cesaretini kırmak dışında bir etkisi olamazdı. O dönemde devrime neyin yol açacağı üzerine aramızda birçok tartışma olmuştu: Kriz mi yoksa elverişli bir konjonktür mü? Bu tartışmalarda dönemde birçoğumuz Rusya’daki devrimci hareketin ancak elverişli bir ekonomik konjonktürle yeniden hayata dönebileceğini savunmuştuk. Nitekim böyle de oldu. 1910, 1911 ve 1912’de, hem ekonomik durumumuzda ilerleme hem de demoralize olmuş, cesaretini ve canlılığını kaybetmiş işçileri yeniden bir araya getirmeye yarayan elverişli bir konjonktür vardı. İşçiler üretimde ne kadar önemli olduklarının yeniden farkına vardılar ve önce ekonomik alanda, sonra da siyasi alanda saldırıya geçtiler. Bu refah dönemi sayesinde işçi sınıfı savaşın arifesinde doğrudan saldırıya geçebilecek ölçüde sağlamlaşmıştı.

Dolayısıyla Bolşeviklerin nesnel kötüleşmeyi devrimle doğrudan ilişkilendirmek gibi bir görüşleri yoktu. Yenilginin devrimi kolaylaştıracağı yalnızca bir olasılığa işaret eder ve bu anlamda dikkate alınmayı gerektirir. Ama burada aslolan, yenilginin neyi kolaylaştırdığından bağımsız olarak, devrimcilerin zaferin milliyetçi hezeyanlarındansa, başka bir ulusun “kendi” ülkemiz tarafından ezilmesindense, yenilginin moral bozukluğunu tercih etmeleri ve Lenin’in de vurguladığı gibi, yenilginin sonuçlarından korkmamalarıdır.

Savaş sırasında devrim demek iç savaş demektir. Bir yandan, hükümetlerin askerî başarısızlıkları (“yenilgi”leri) hükümetler arasındaki savaşın iç savaşa çevrilmesini kolaylaştırır; diğer yandan, tam da yenilgiyi kolaylaştırmadan böyle bir dönüşümü hedeflemek fiilen olanaksızdır. … Yenilgi sloganına karşı çıkanlar, hükümete karşı devrimci ajitasyonla onun yenilgisine katkıda bulunmak arasında kopmaz bir bağ olduğunu görmeyi reddettiklerinde aslında yalnızca kendilerinden korkuyorlar. … Farklı ülkeler bir tarafa, tek bir ülkede bile devrimci eylem konusunda ortaklaşma ancak ciddi devrimci eylemin teşkil ettiği ör­nek üzerinden bu eylemlerin başlatılması ve geliştirilmesi yoluyla mümkündür. Fakat hükümetinin yenilgisini istemeden ve bu tür bir yenilgiye katkıda bulunmadan bu tür bir eylem imkânsızdır. (a.g.e., 81 ve 83)

Bu noktada, söylediklerimizin Lenin’in genel düşüncesiyle uyumlu olduğunu görmek adına,  Lenin’in “yenilginin devrimi kolaylaştıracağı” görüşünü Troçki ve Rosa Luxemburg ile polemik içinde savunduğu “Kendi Hükümetinin Yenilgisi Üzerine” ve “Junis Broşürü” yazılarına bakabiliriz.

Lenin iki büyük devrimci, Troçki ve Rosa Luxemburg ile tartışırken, “yenilginin devrimi kolaylaştırdığı” görüşünü savunmak için, özünde, “Yenilgi riski olmadan devrimci müdahale mümkün müdür?” sorusunu soruyor.  Fakat bunu yapmakla aslında tartışmayı başka yere çekiyor. Hem Troçki hem de Rosa, deyim yerindeyse, “burjuva hükümet yenilirse yenilsin” diyorlar, bunu umursamıyorlar. Sorun burada değildir.

Bunun dışında bir “yenilgi devrimi kolaylaştırır” anlayışı yanlıştır. Lenin’in de zaman zaman vurguladığı, “yenilgiyi istemek” formülü bu şekilde ele alınmalıdır. Birincisi, yenilginin her zaman devrimi kolaylaştırdığı doğru değildir. İkincisi de, devrimciler olarak tespit (“kolaylaştırır”) ya da duygular (zaferdense yenilgi olmasını istemek) ayrı, siyaset ayrıdır.

Toparlamak gerekirse, yenilginin ya da savaşın devrimi hızlandıracağı gibi otomatik bir sonuç yoktur. Yenilgi içerde gericiliğin muazzam yükselmesine ve faşizmin yükselişine de neden olabilir. Hangi olasılığın gerçekleşeceğini görmek için, ülke içindeki işçi hareketine ve devrimcilerin gücüne, nesnel ve öznel güçlerin etkileşimine bakmak gerekir.

Yenilginin devrimi kolaylaştırdığı genel anlamda doğrudur, ama ancak “savaş devrimlerin anasıdır” sözü kadar doğrudur. Savaş devrimlerin anasıdır ama başlangıcında değil bitiminde! Lenin’in dediği gibi, emperyalizm çağı savaşlar, devrimler ve karşıdevrimler çağıdır. Öznel öğe eksikse ya da diğer nesnel koşullar uygunsuzsa devrim olmaz, o yüzden koşullara göre değerlendirmek gerekir. Sadece sloganlar üzerinden gidersek hiçbir yere varamayız. Bakılması gereken kısım şudur: Yenilgi devrimleri her zaman, her koşulda ilerletmez.

Sonuç

Bugün enternasyonalist fikirler sözde Marksist ya da Marksist harekette bile ciddi derecede gerilemiş durumda. Stalinizmin on yıllar süren egemenliği Marksizmin kurucularının enternasyonalist fikirlerinin unutulmasına ya da çarpıtılmasına yol açmıştır. Devrimci yenilgicilik bu çerçevede muazzam öneme sahiptir; kavramın kendisine ilişkin tartışmalar ve nüanslar bu özünün gözden kaçırılmasına yol açmamalıdır.

Örneğin Lenin’in Troçki’yle girdiği polemik bu özü kavramaya çalışmadığımızda apayrı bir karmaşa doğurur. Troçki’yle girilen polemiğin de anlaşılabilmesi için Lenin’in yazılarının bütününe bakmak esastır. Troçki bu konuda karşı çıktığı hususlarda haklıdır ve Lenin başka yerlerde dolaylı yollardan bunu teslim eder. Örneğin Emperyalist Ekonomizm‘deki şu cümle Troçki’nin ana teziyle aynıdır: “Şu ya da bu emperyalist burjuvazinin zaferi konusunda spekülasyonda bulunmak (Fracy’nin yaptığı gibi) onun uşağı haline gelmek demektir.”[19]

Öze inmek gerektiğinde hemen Komünist Enternasyonal’e dönmek gerekir. Devrimci yenilgiciliğin en damıtılmış hali Komintern’in Birinci Kongresi’nde sunulmuş haliydi.

Paris’te emperyalist zorbalar Milletler Cemiyeti denen kendi kara Enternasyonallerini yaratmaya çalışıyorlar. Fransa, İngiltere, Amerika, İtalya, Sırbistan, Romanya ve Polonya’nın işçi ve askerleri. Silahlarınızı kendi burjuvazinize çevirin. Düşmanınız kendi ülkenizde. Burjuva hükümetlere karşı cephe gerisinde isyanlar örgütleyin. … Almanya ve Avusturya’nın işçi ve köylüleri. Silahlarınızı kendi burjuvazinize ve ona hizmet eden “sosyal-demokratlara” çevirin. … Yalnızca ama yalnızca siz ülkenizi açlık ve işsizlikten kurtarabilirsiniz.

Silahlarınızı kendi burjuvalarınıza çevirin demek, başdüşman içeride demektir ve bunun gereği olarak burjuvazinin ulusal masallarına karşı uzlaşmaz bir savaş yürütmek demektir. Devrimci yenilgiciliğin aslı esası budur.

Yaz 2010


Notlar

[17] V.İ. Lenin, Yenilgicilik ve Enternasyonalizm, s. 81.
[18] “Bonapartizmin Başlangıcı”, Ağustos 1917, a.g.e., cilt 25, s. 224.
[19] V.İ. Lenin, Emperyalist Ekonomizm – Marksizmin Bir Karikatürü, Agora Kitaplığı, 2014, s. 64