Kapitalist Sistemde Kadın Olmak

16.03.2015 | Militanlarımızdan
8 Mart “Ben de varım!” demek içindir. “Ben erkeğin bir parçasından yaratılmadım!”, “Ben köle değilim!” demek içindir. Çığlıkların en çok duyulduğu zamanlardır 8 Mart. Sokakların her köşesinde kadınların haykırışıdır 8 Mart. Kızıldır 8 Mart. Sistemi yıkmadan özgür olamaz kadın. Kadının her yerini zincirleyen sistemin zincirlerini koparmadan özgürlükten bahsedemeyiz. Özgür kadın, örgütlü kadındır! Özgür kadın, haykıran kadındır! Özgür kadın, mücadele eden kadındır. Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz!

Yüzyıllar önce ete kemiğe bürünmüş kapitalist sistemle daha da şekillendi her şey. Sanayi devriminin ortaya çıkması, kadının çalışma yaşamına katılması, aslında var olan kimliğini özgürleştirmedi, onu sadece hapsetti. Görünürde kadını çalışma hayatına katan özgürlükçü bir yapı, kadın mı yoksa hayvan mı olduğu tartışılan ortaçağ döneminden biraz daha ileriye gitti sadece. Ama kadına bakış açısı aslında temelde hep aynı düşüncelerle çerçevelendi.

Dinin etkisi ve söylemleriyle de ortaya çıkan egemen düşüncelerle, kadın her zaman erkeğin yanında sadece bir eşya misali yer alan, istenildiğinde kullanılıp atılan, değersiz bir varlık haline dönüştürüldü. Kadın, seks için önemli bir işlevden öteye gidemedi asla. Tek görevinin erkeği mutlu etmek, çocuk doğurmak olduğu şeklindeki fikirlere bir de erkeğin hizmetçisi, evin kölesi olması eklendi. Gelgelelim kadın onlar için bir oyun hamurundan çok da farklı değildi.

Elbette bu durumu tek bir ülkedeymiş gibi anlatmak ya da bu durum Doğu illerinde ya da gelişmemiş ülkelerde oluyor diye nitelendirmek, sadece üstü kapalı bir zihnin göstergesidir. Çünkü kadını yok saymanın, cinsel bir obje gibi görmenin, tecavüz etmenin, dövmenin ve öldürmenin ülke veya il tanımadığı her geçen gün yüzümüze çarpıyor!

Ekonomik açıdan gelişmiş, okuma oranı hayli yüksek ülkelerden gelen kadın çığlıklarını sadece duyamadığımız içindir bilemememiz. Zaten bizim çığlıklarımız ne zaman duyulabildi ki? Kadının yaşadığı zulümler karşısında hangi yayın organı, hangi devlet veya hangi kadın sesini haykırabildi? Sustuk… Çünkü bize susmaktan başka hiçbir yol bırakmadılar. Kime veya nereye şikâyet edeceğini bilmemek mi, yoksa mağdur olanken suçlu yerine konulmak mıydı en büyük sorun bilemedik. Güvenip sığındığımız karakollarda defalarca tecavüze ve şiddete uğrayan yine bizlerken hem de…

Kadınının görselliği, bardaklardan tutun, reklam afişlerine kadar her yerde sergilendi. Her kadın sistemin istediği kadın bedenine sahip olabilmek için bıçak altına yattı. Kadın dediğin erkeği tarafından beğenilmeliydi çünkü. Kadın her daim güzel, bakımlı, zayıf olmalıydı çünkü… Öteki türlüsü tersti işte sisteme. Sevdirmiyordu kendini erkeklere…

İşte tam da bu nedenle 8 Mart çok daha anlamlıdır kadınlar için. Kendisini bir meta gibi gören, tecavüz eden, şiddet gösteren ve öldüren erkek egemen sisteme sonuna kadar haykırmak içindir 8 Mart. “Ben de varım!” demek içindir. “Ben erkeğin bir parçasından yaratılmadım!” “Ben köle değilim!” demek içindir. Çığlıkların en çok duyulduğu zamanlardır 8 Mart. Sokakların her köşesinde kadınların haykırışıdır 8 Mart. Kızıldır 8 Mart.

Daha ilkokulda tecavüze uğramaya ramak kalmışken, annesinin sözlerini hatırlayıp kurtulan bir kadınım ben. Sapık zihniyetlerin var olduğu leş kokan bir sistemde yaşayan bir kadınım ben.

Bu sistemde kadın olmak zordur. Bu kapitalist sistemde çocuk olmak zordur. Erkek egemen kapitalist sistemde insan olmak zordur.

Sistemi yıkmadan özgür olamaz kadın. Kadının her yerini zincirleyen sistemin zincirlerini koparmadan özgürlükten bahsedemeyiz. Özgür kadın, örgütlü kadındır! Özgür kadın, haykıran kadındır! Özgür kadın, mücadele eden kadındır.

Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz!

İstanbul’dan Militan Bir Kadın İşçi