“Çözüm Süreci”nde Yeni Dönemeç

01.03.2015 | Vedat AKIN
Ulusların kaderlerini kendilerinin tayin hakkını savunmak bir devrimci Marksist için aslî ilkelerden biridir. Bundan kesinlikle taviz verilemez. Fakat bu durum, süreçle ilgili eleştiriler ve hatırlatmalar yapılamayacağı anlamına gelmez. Kürtler kaderlerini kendileri tayin edeceklerdir, ister masada ister başka yerde. Müzakere etmek en doğal haklarıdır, köşeye sıkışmış bir hükümetten kendileri adına kazanımlar koparmak da haklarıdır, fakat AKP’yle demokrasi geleceğine dair yanılsama uyandırmaları kabul edilemez. Zaten Tayyip’in hemen akşamında yaptığı açıklamalar sürece dair yanılsamaları olanlara şifa niyetindedir. Ülke demokratikleşmiyor ve AKP’yle demokratikleşmeyecek de!

“Çözüm süreci”nde nihayet beklenen adım atıldı ve kamuoyuna elle tutulur bir belge sunuldu. 28 Şubat sabahı HDP heyeti ile hükümet arasındaki görüşmeden 10 maddelik çözüm süreci taslağı çıktı. Taslağın en ilginç yanı bu maddelerin hiçbirinin yalnızca Kürt sorununu ilgilendiren maddeler değil, genel demokratikleşme adımlarının yazıya dökülmüş hali olmasıdır. Bu açıdan muazzam bir çelişki barındırmaktadır.

Söz konusu 10 maddeye baktığımızda mesela kadın ve çevre düşmanı AKP’nin bu iki konuda demokratik açılımlar yapacağı vaat ediliyor. Yani yaklaşık 5 yıldır gittikçe artan diktatörlük koşulları birden ortadan kalkacak ve AKP, “aslında hepsi şakaydı!” diyecek gibi bir içerik var.

Sırrı Süreyya Önder’in meclisteki sert uyarısının üzerinden yeller esiyor gibi. Döve döve faşist güvenlik yasası çıkaranlar, örneğin şu başlıklarda çözüm getirecek:

1) Demokratik siyaset; tanımı ve içeriği

2) Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri

3) Kadın, kültür ve ekoloji sorunlarının yasal çözümleri ve güvenceleri

Yani TOKİ’ciler çevre sorununda, “kadınlar kahkahayla gülmesin, hamileyken sokakta dolaşmasın” diyenler de kadın sorununda köklü iyileştirmeler yapacak!

Durumun trajikomik tarafı taslakla demokrasi gelebileceği havasının AKP tarafından propaganda ediliyor olmasıdır. Geniş bir çoğunluğun ve hatta HDP’nin mecliste de yaşayarak gördüğü polis ditatörlüğünden masa başında kurtulamayacağımız aşikârdır. Müzakerelerle demokrasi gelmeyecek!

Çıkan taslak sonucu yeniden tartışmalar başlamıştır: Kürt hareketi doğru mu yapıyor yanlış mı? Elbette mesele barış görüşmelerine, sürece veya müzakereye karşı olmak değildir. Grev mücadelesinde olduğu gibi ulusal mücadelede de masaya oturmak esastır. Tabii ki müzakere olmalı ve masaya da oturulmalıdır, bu her ulusal hareketin hakkıdır. Fakat tüm bu süreç bir AKP aldatmacasıdır ve tüm ülkeye demokrasi getirmek şöyle dursun, Kürtlere kırıntıların ötesinde somut demokratik haklar bile getirmeyecektir.

Bir diktatör kime neyin hakkını verebilir? Kadına tecavüzü meşrulaştıran, erkek egemenliğinin değirmenine her gün yılmadan su taşıyan, daha geçen gün yeni bir “mega proje” ortaya atarak doğayı daha da talan edeceğini ilan eden, hırsız-katil bir diktatör olduğu su götürmeyen bir hükümet, hattâ hükümet de değil, tek bir diktatör nasıl sorunlarımıza medet olabilir?

Bu itirazlara somut bir karşılık veremeyenler “sürecin sabote edilmesine izin vermeyelim”den öteye geçemiyorlar. Şurası çok açık ki, “sabotaj” korkusu bile sürecin ne kadar temelsiz olduğunun ikrarıdır. Eğer süreç sağlam temellere sahipse ve hedefe o kadar yakınlaştıysak, hiçbir komplo o sürecin başarıya ulaşmasını engelleyemez. Fakat çözüm süreci denilen aldatmaca, oyalamaca tam da bir pamuk ipliğine bağlı olduğu ve somutta bir karşılığı bulunmadığı için kolayca “sabote” edilebilir. Hükümet tarafından dile getirilmeyen kısım da budur. Hiçbir söz verilmemekte ve verilen kırıntılar da saçma sapan nedenler ileri sürülerek yerine getirilmemektedir. Bu sürecin halklar nezdinde karşılığı bulunmakla beraber AKP tarafından oyuncağa çevrilmiş, barış umutları bir diktatörün keyfine bırakılmıştır.

İşin ilginç ve acı yanı, daha dün HDP’den Ertuğrul Kürkçü’nün iç güvenlik yasasıyla ilgili “iç savaş çıkabilir, AKP silahlı çete oluyor” uyarısını yaptıktan sonra bugün bir bakıyoruz masada konuşulanlar, konuşanlar ve yapılan açıklamalar demokrasi getirebilir havası estiriyor. Madem öyle, “Kürkçü’nün kafası boşuna mı yarıldı?” diye sormak gerekiyor.

AKP’nin en kurnaz savunucularından Muhsin Kızılkaya en doğru yorumlardan birini yapıyor: “Öcalan’ın bahsettiği ‘Tahkim edilmiş ateşkes’ kavramı sadece silah bırakılması değil, kamu düzenini bozucu eylemlerin de bitirilmesidir.” Aynen öyle. AKP’nin ateşkesten anladığı sadece silahların bırakılması değil, muhalefetin de bırakılmasıdır. AKP tüm toplumsal muhalefeti susturmanın peşindedir. Hükümet silahsız ve barışçıl eylemleri bile kamu düzenini bozucu nitelikte görmektedir. Yeni yasayla da bağıra bağıra bunu söylemektedir. O halde bu ateşkes neyin ateşkesidir? AKP tokmakla yeni anayasa geçirecekse bu anayasa kime güvence sağlayacaktır? Ateşkes kendi tokmaklı vekillerini de kapsıyor mu?

Belirli kesimler HDP’nin hükümetle başkanlık konusunda anlaşmış olabileceği kaygısını taşıyor. Bu kesimlerin tümünün olmasa bile önemli bir kısmının kaygıları dikkate alınmalıdır, zira bu kesim HDP’nin % 10 barajını aşmasını sağlayacak kitlenin en aktif temsilcileridir. Bu kesimlerin kaygılarını giderebilmenin yolu HDP’nin çıkıp “biz ne AKP diktatörlüğünü ne başkanlığı kabul ederiz” demesidir. Zaten bunu söylemiş olmasının bir anlamı yok, tekrar tekrar vurgulamalı, kampanyasının merkezine taşımalıdır. Unutmamalı ki, bir önceki seçimde Tayyip’i hırsız diye yerden yere vuran Demirtaş mecliste yalan yere yemin eden diktatörü ayakta alkışlamaktan geri durmamıştı.

Ulusların kaderlerini kendilerinin tayin hakkını savunmak bir devrimci Marksist için aslî ilkelerden biridir. Bundan kesinlikle taviz verilemez. Fakat bu durum, süreçle ilgili eleştiriler ve hatırlatmalar yapılamayacağı anlamına gelmez. Kürtler kaderlerini kendileri tayin edeceklerdir, ister masada ister başka yerde. Müzakere etmek en doğal haklarıdır, köşeye sıkışmış bir hükümetten kendileri adına kazanımlar koparmak da haklarıdır, fakat AKP’yle demokrasi geleceğine dair yanılsama uyandırmaları kabul edilemez.  Zaten Tayyip’in hemen akşamında yaptığı açıklamalar sürece dair yanılsamaları olanlara şifa niyetindedir. Ülke demokratikleşmiyor ve AKP’yle demokratikleşmeyecek de!

1 Mart 2015