Komünist Enternasyonal’in Kuruluşu (3. Bölüm)

16.02.2015 | Sinan KARASU
Bugün de devrimci Marksistlerin örnek aldığı parti modeli Lenin ve Troçki dönemindeki bu Enternasyonal’dir. Fakat devrimci Marksistler açısından Komintern’in ilk dört kongresi sahiplenilmesi gereken bir devrimci miras olmakla beraber, bir ideal katına da yükseltilemez. Bolşevikler için bu kongreler aynı zamanda inşa sürecinin devamıydı. Örneğin Komintern’in bu açıdan belli düzeyde geri olduğunun bir göstergesi de, Lenin ve Bolşeviklerin Polonya Savaşı’nı Komintern’de tartışmamış olmasıdır. Bolşevikler haklı olarak var olan prestijden yararlanıp Avrupa işçi sınıfının içinde çok daha güçlü mevziler elde etme teşebbüsünde bulunmuşlardı. Komintern’in yaşaması için mevcut Bolşevik çekirdeğin varlığını sürdürmesi zorunluydu. Lenin’in ölümüyle birlikte Bolşevik Parti içinde başlayan karşıdevrimci hareket Komintern’in de kaderini çizmiş oldu.

1. Bölüm İçin Tıklayınız

2. Bölüm İçin Tıklayınız


Komintern’e Katılım İçin 21 Koşul

Komünist Enternasyonal’in kuruluşunun, çoğunluğu komünist olmayan ya da komünist fikirlerin prestijine kapılan örgütlerle gerçekleşmiş olmasının olumsuz yanları da vardı. Bolşeviklerin sağlam ilkeleri dışında, türdeş bir partiden bahsetmek güçtü. Komintern birçok seksiyonun gözünde kendi eski (sosyal-demokrat ya da sendikalist) fikirleriyle Bolşevik Devrimi’nin coşkusunun birleşmesiydi. Enternasyonal’de fikir temelinde türdeşliği sağlamak için sağlam ve katı ilkelere ihtiyaç vardı. Komintern’in ikinci kongresinde kabul edilen 21 koşul bu şekilde ortaya çıktı.

Komintern’in kuruluşunun biraz aceleye geldiği söylenebilir; yukarıda bunun nedenleri sıralanmıştı. Bunun doğrudan göstergelerinden ve sonuçlarından biri ilk kongredir.

Komünist Enternasyonal’in Birinci Kongresi 2-6 Mart 1919’da Moskova’da toplandı. 17 ülkeyi temsilen gelen 51 delegeden 35’i karar oyuna sahipti. Fakat delege temsiliyeti istenen düzeyde değildi. Birçok delege emperyalist devletlerin engellemelerinden ötürü kongreye gelemezken (nitekim bu zorluklardan ötürü toplantı tarihi Şubat ortasından Mart başına alınmıştı), temsilci olarak hazır bulunan delegeler de zaten Rusya ve civarında mukim kimselerdi ve fahri birer temsilci olarak hazır bulunduklarını söylemek daha doğru olur. Örneğin Bulgar Dar Sosyal-Demokrat Partisi’ni (Tesniyaki) kendi gönderdikleri bir temsilci değil, Ukrayna’da bulunan Rakovski temsil etti. Keza İngiliz ve Fransızları temsilen de Rusya’dan devrimciler hazır bulunmuştu.

Diğer yandan, Mart ayında toplanan bu kongre aslında ilk başta bir konferans olarak tasarlanmıştı. Kongre olmasına ilişkin karara Enternasyonal’de manevi ağırlığı fazla olan Alman partisi karşı çıkıyordu. Alman komünistlerini temsil eden Eberlein Komintern’in kurulmasına oylamada karşı çıkma talimatıyla Rusya’ya gelmişti, zira Alman komünistleri Enternasyonal’in kurulması için henüz erken olduğunu düşünüyorlardı. Eberlein’le görüşmeler sonuç vermeyince bir platform hazırlanması ve oluşturulacak komiteyle bir kongre çağrısı yapmak kararlaştırılmıştı. Fakat konferansa geç katılan Avusturya delegesi Steinhardt’ın (Gruber) gelişi ve konuşması ortamı değiştirdi. Viyana’daki ayaklanmayı ve Avrupa’nın devrime gebe olduğunu bizzat yaşamış biri olarak anlattıkları, Eberlein’in muhalefetini yumuşattı ve oylamada çekimser kalacağını ve Almanya’ya dönüşte partisini ikna etmeye çalışacağını açıklamasıyla toplantının kuruluş kongresi olmasına hükmedildi.

Kongrenin aceleye gelmesinin bir sonucu olarak, tüzük hazırlanamadı. Troçki’nin kaleme aldığı ve “İkinci Komünist Manifesto” olarak bilinen Komünist Enternasyonal Manifestosu yazıldı.

Kongrenin alelacele toplanmasının arkasındaki nedenlerden biri de İkinci Enternasyonal’i yeniden kurma girişimlerinin olmasıydı. Ocak ayında Lozan’da bir “Enternasyonal Sosyalist” konferans toplanmıştı. Lenin Bolşeviklerin prestiji sayesinde komünist fikirlere çekilen önderler aracılığıyla bu partilerin tabanındaki kitlelere ulaşmak istiyordu. İkinci Enternasyonal’in yeniden kurulması bu süreci zorlaştırabilirdi. Nitekim kongrede kabul edilen “Komünist Enternasyonal’in Kuruluş Kararı”nda bu husus belirtilmişti: “Şu an Bern’de ve muhtemelen başka yerlerde de eski oportünist Enternasyonal’i kurma ve proletaryanın kafası karışık ve kararsız tüm unsurlarını arkasına toplama girişimleri olduğundan Komünist Enternasyonal’in kurulması daha da zorunludur.”

Bu çerçevede, Komintern’i kurma girişimleri hızlandırılmıştı. Fakat ilkelerden taviz vermek söz konusu olamazdı. Lenin nasıl bir malzemeyle karşı karşıya olduğunu gördüğünden, bu malzemeden devrim adına azami yarar elde etmenin planlarını yapıyordu. “Bolşevizmin ve Sovyet hükümetinin kitleler açısından nasıl karşı konulmaz bir çekiciliğe sahip olduğunu gören eski önderler, proletarya diktatörlüğü ve Sovyet hükümetini lafta tanıyarak bir kaçış yolu arıyorlar (ve çoğu zaman da buluyorlar), oysa bunlar gerçekte ya hâlâ proletarya diktatörlüğünün düşmanıdır ya da onun anlamını anlamak ve hayata geçirmekten acizdir. … Üçüncü Enternasyonal henüz bir yaşında bile değil, ama şimdiden moda haline geliyor ve kitlelerin gittiği her yere giden siyasetçiler için bir albenisi vardır.”[16] Bu nedenle, komünist örgütlenmenin her zamanki koşulu olan ortak ilkeler (muğlâk ya da genel ifadeler değil, ideolojik ortaklaşma, tüm temel sorunlarda aynı düşünmek) çok somut bir niteliğe büründürülmüştü.

Bunu daha ilk maddenin ilk cümlelerinde görebiliriz: “Tüm propaganda ve ajitasyon gerçekten komünist nitelik taşımalıdır. Partinin bütün yayın organları, proleter devrimi davasına bağlılığını kanıtlamış güvenilir komünistler tarafından yayına hazırlanmalıdır. Proletarya diktatörlüğü ezberlenecek basmakalıp bir formül olarak görülmemelidir.” 21 koşulun özetinin bu cümleler olduğunu söylemek yanlış olmaz, zira 21 koşulun omurgası olan iki temel fikir burada mevcuttur. Birincisi, soyut bir sosyalizm düşüncesi ya da ideali değil; sosyalizm dendiğinde aynı şeyi anlamak ki, bu tutum bir isim değişikliğinde de ifadesini bulmuş ve “sosyalizm”in yerini “komünizm” almıştır. İkinci fikir ise bir örgütlenme tarzı olarak sıkı (demokratik) merkeziyetçiliktir.

İlkinden ilerleyecek olursak, İkinci Enternasyonal’in sosyalizm anlayışı konusunda çeşitliliğe(!) izin verdiğini ve sosyalizme iman beyanını yeterli gördüğünü belirtmiştik. Komünist Enternasyonal ise bunun olağan dönemlerde çoğu zaman büyük sorunlar yaratmasa da, sınıf mücadelesinin keskinleştiği, barışçıl niteliğini kaybettiği dönemlerde çok büyük sorunlara yol açtığını yaşayıp gören devrimciler tarafından oluşturulmuştu. Olağan dönemlerde küçük görünen farklılıklar devrim dönemlerinde barikatın iki ayrı tarafında konumlanmaya yol açacak kadar büyüyebiliyordu. Bu nedenle sosyalistlerin sosyalizm derken ne anladıklarını ayrıntılı olarak ortaya koymaları zorunluydu.

Komintern bu ideolojik ortaklık temelinde yükselecekti. Partinin hangi durumda ne yapacağı, öncesinde olabildiğince kesin bir şekilde ortaya konmalı, komünistler yumurta kapıya dayandığında ilkeler hakkında tartışmak zorunda kalmamalıydı. Dahası bu ilkeleri lafta kabul edip gerçekte aksini yapanlara partinin kapıları kapatılmalıydı.

Nitekim ancak bu şekilde bir ideolojik ortaklık yarattıktan sonra ve yaratıldığı oranda merkeziyetçilik iyi, zaruri ve vazgeçilmez bir ilke haline gelebilir. Partinin görüşlerinin oluşturulmasında demokratik işleyiş hâkimdir. Üyeler görüşlerini sonuna kadar savunabilir, tartışabilir, ama bir kez karar alındıktan sonra bu karara uymakla yükümlüdür. Ancak böyle bir demokratik tartışma ortamı yaratıldıktan ve görüşler sınandıktan sonra merkezî karara uymak bir yük olmaktan çıkabilir. Aksi takdirde merkeziyetçilik ağır bir yük haline gelir.

Dolayısıyla merkeziyetçilik daha baştan ortak fikirleri gerektirir; ikisi birbirine bağlıdır. Azami ortaklaşmanın olmadığı yerde merkeziyetçilik kaçınılmaz olarak sorunlar doğurur.

Böylece birinci maddenin diğer temel fikrine geliyoruz. “Partinin bütün yayın organları, proleter devrimi davasına bağlılığını kanıtlamış güvenilir komünistler tarafından yayına hazırlanmalıdır.” Bu ilke partide çokbaşlılığın önüne geçmenin ve partinin dışarıya karşı birlik içinde olmasının zorunluluğunu anlatır.[17] Merkeziyetçiliğe vurgu 21 koşulda tekrar tekrar yapılacaktır:

11. Her komünist proleterin [parlamento üyesinin] tüm faaliyetlerini gerçekten devrimci propaganda ve ajitasyonun gereklerine tabi kılmasını talep etmelidirler…

12. Düzenli ve düzensiz yayınlar ve genel olarak tüm yayın faaliyetleri de tamamen parti merkez komitesine tabi olmalıdır…

13. Komünist Enternasyonal’e mensup partiler, örgütlenmelerini demokratik merkeziyetçilik ilkesi temelinde yapmalıdırlar. İçinde bulunduğumuz şiddetli iç savaş döneminde, komünist partiler ancak en merkeziyetçi tarzda örgütlendikleri, parti içinde askerî disipline yakın bir demir disiplin hüküm sürdüğü ve geniş yetkileri olan ve tüm üyelerin güvenini kazanmış güçlü ve otorite sahibi parti merkezleri olduğu takdirde görevlerini yerine getirebilirler…

16. Komünist Enternasyonal’e mensup bütün partilerin programlarının, Komünist Enternasyonal’in olağan kongresi ya da onun Yürütme Komitesi tarafından onaylanması bir kuraldır…

17. Komünist Enternasyonal kongrelerinin ve Yürütme Komitesi’nin bütün kararları, üye bütün partiler için bağlayıcıdır. Şiddetli iç savaş koşullarında faaliyet yürüten Komünist Enternasyonal, İkinci Enternasyonal’den çok daha merkeziyetçi bir tarzda örgütlenmelidir.

En son maddede de belirtildiği üzere, İkinci Enternasyonal’in aşılması zorunluluğu vurgulanmaktadır. İkinci Enternasyonal’in tek sorunu yanlış siyasi görüşlere sahip olması değildi. Aslında İkinci Enternasyonal tam anlamıyla bir Enternasyonal parti bile değildi. Komintern önderlerinin kuruluş sürecinde tekrar tekrar vurgu yaptıkları bir husustur bu. Örneğin Zinovyev, Komintern’in “farklı ülkelerde seksiyonları olan tek bir Komünist Parti olması gerek”tiğini söyler.[18] Keza Troçki, “Komünist Enternasyonal ulusal [ayrı ayrı ülkelerdeki] işçi partilerinin aritmetik bir toplamı değildir. Komünist Enternasyonal, uluslararası proletaryanın Komünist Partisi’dir” der.[19]

Oysa İkinci Enternasyonal tam da ayrı ayrı ülkelerdeki partilerin aritmetik toplamıydı. Partiler “her ülkenin kendi koşulları var” aldatmacasına sığınarak, genel olarak konuşmak gerekirse, kendi çöplüklerinde bildiklerini okuyorlar, Enternasyonal kongreleri ise bir konferanstan ya da çalıştaydan öteye geçmiyordu. Örneğin Komintern’in İkinci Kongresi’nde İngiliz komünistleriyle olan tartışma bu açıdan manidardır. İkinci Enternasyonal ruhunu aşamamış olan İngiliz heyeti, İngiltere’de ne yapmak gerektiğine bırakın biz karar verelim, der. Lenin ise bunu söylemenin İngiliz partisindeki bir il teşkilatının merkeze “bu ilde bırakın biz kendi bildiğimizi okuyalım” demesinden farksız olacağını düşündüğünden şu cevabı verir:

Ramsay yoldaş, “lütfen bırakın da bu sorunu biz İngiliz komünistleri olarak kendimiz karara bağlayalım” diyor. Eğer her küçük grup çıkıp, “bazılarımız şunu, bazılarımız bunu savunuyor; meseleyi bırakın da biz karara bağlayalım” deseydi, Enternasyonal neye benzerdi? O zaman bir Enternasyonal’e, bir kongreye ve tüm bu tartışmaya ne gerek olurdu?[20]

Bugün devrimci Marksizmin Enternasyonal Parti ve enternasyonalizm savunusunun karşısına Stalinist akımlar tarafından “her ülkenin koşulları farklı” iddiasıyla İkinci Enternasyonal’den mülhem bu görüşlerin çıkarılıyor olması manidardır.

Komünist Enternasyonal kendisini “Eylem Enternasyonal’i” olarak adlandırmıştı. Bunun gerçeğe dönüşmesi, gerçek bir kavga örgütü şeklinde tezahür etmesi için bir merkeze, o günkü askerî terminolojiyle söylersek, bir genelkurmaya ihtiyacı vardı. Bu da sıkı disiplin olmadan başarılamazdı. Bu bakımdan Komintern tüzüğü şunu ortaya koyuyordu:

Komünist Enternasyonal, zaferi hızlandırmak için, kapitalizmi ortadan kaldırma ve komünizmi kurma mücadelesi veren İşçi Derneği’nin güçlü bir merkeziyetçi örgüte sahip olması gerektiğini kabul eder.  Komünist Enternasyonal hem lafta hem eylemde dünya çapında tek bir komünist parti olmalıdır. Farklı ülkelerde faaliyet yürüten partiler bu partinin ayrı seksiyonlarından başka bir şey değildir. Komünist Enternasyonal’in örgütsel mekanizması her ülkenin işçilerine belli bir anda diğer ülkelerin örgütlü proletaryasından azami yardımı edinme fırsatını teminat altına almalıdır.[21]

Burada Komintern’in 21 koşulunun tamamını ele alamayacak olsak da, bu şekilde özetini sunmuş oluyoruz. 21 koşulun özünü partiyi sulandırmaktan kurtarmak oluşturuyordu. O günkü somut şartlara dair söylemlerle genelgeçer kurallar iç içe geçmişti. Ama aslolan partiyi ideolojik ortaklık temelinde kurmaktı. Özellikle de partinin kuruluşunda komünist olmayan unsurların üyeliğe alındığı düşünüldüğünde, bunu yapmak özellikle zorunluydu. İkinci Kongre’den sonra bir değerlendirme yapan Zinovyev 21 koşulu şöyle özetliyordu:

Nasıl ki bir devenin iğne deliğinden geçmesi kolay değilse, aynı şekilde umarım merkezcilerin de 21 koşulu atlatıp içeri girmeleri kolay olmayacaktır. Bu koşullar USPD ve İtalyan ve Fransız Sosyalist partilerindeki işçilere ve tüm örgütlü işçilere proleter devriminin genelkurmayının onlardan neler talep ettiğini göstermek için konulmuştur.[22]

Dolayısıyla “21 Koşul”a bakarak Komintern’in aynı anda hem artılarını hem de eksilerini görebiliriz. 21 koşulda cisimleşen ilkeler Komintern’in eski Enternasyonal’den farklı bir parti olacağını gösteriyordu. Bu parti, aynı fikirler etrafında toplanmış ve burjuvazinin ve burjuva devletin baskıları karşısında uzlaşma aramak yerine zora dayalı devrim davasına sarılmayı ilke edinmiş sosyalistlerden oluşacaktı.

Elbette bu ilkeleri hayata geçirmek savunmaktan daha zordu. Bu ilkeler esasen Bolşeviklerin benimsedikleri, daha doğrusu gerekliliğini yaşayıp gördükleri ve diğer partilere doğruluğunu göstermeye çalıştıkları ilkelerdi. Komintern’de Rusların öne çıkması buradan kaynaklanıyordu. Komintern’in çekirdeğinde Bolşevik parti gibi bir partinin bulunması onun güçlü yanını ifade ederken,  Bolşeviklerin bu ağırlığı aynı zamanda Komünist Enternasyonal’in zayıf yanını da ortaya çıkarıyordu: Partinin varlığı kurucu öğe olarak Bolşeviklerin varlığını aynen sürdürmesini şart koşuyordu. Aksi takdirde kuruluş öncesi tartışma ve bölünmelerin bu kez Enternasyonal’in içinde tekrardan su yüzüne çıkması ve bir süre sonra sağ eğilimin baskın çıkması kaçınılmazdı.

Bolşevikler partinin bu durumunun farkındaydı ve bunu dikkate alarak bir denge tutturmaya çalışmışlardı. Elbette bu üstünlük beraberinde mütenezzil (yukarıdan baktığı için yapılan yanlışları paternalist bir tutumla “hoşgören”) bir yaklaşıma yol açmamış olsa da, yanlışlara derhal tepki gösteren değil, daha ziyade anlamaya ve düzeltmeye çalışan tutumu güçlendirmişti. Komünist Enternasyonal hâlâ ulaşılmaya çalışılan bir idealdi.

Bu nedenle, en acil öneme sahip ilkeler üzerinden anlaşma sağlamaya çalışmak, geri kalan anlaşmazlıkları ise parti içinde çözmek öngörülmüştü. Örneğin Lenin’in 28 Ekim 1919’da Alman komünistlerine hitaben dile getirdiği şu sözü böyle yorumlamak gerekir: “Kanaatimce, temel husus olan Sovyet iktidarını savunma ve burjuva parlamentarizmine karşı mücadelede hemfikir olunduğu sürece birlik mümkün ve zorunludur, tıpkı Kautsky yandaşlarıyla ayrılığın zorunlu olması gibi.”[23] Keza o dönemde yazılmış başka metinlerde de benzer bir vurgu yer alır. Alman partisindeki sol komünistlerle kurulan ilişkide parlamenter mücadelenin tali önem taşıdığına dikkat çekilir: “Partinin kurulması, partinin sendikalarda kendi gruplarını oluşturması ve sendikaları ele geçirmesi, mücadelenin seyri içinde Sovyetlerin örgütlenmesi, kitle mücadelelerine önderlik edilmesi, kitleler arasında devrim için ajitasyon yürütülmesi, tüm bunlar birinci sırada gelir. Parlamenter faaliyetler ve seçimlere katılım ise yalnızca tali faaliyetlerdir, daha fazlası değil.”[24] Oysa biz biliyoruz ki parlamenter mücadelenin reddi çoğu zaman daha derin yanlışlıkların göstergesidir. Nitekim bu dönemde yazılmış olan “Sol” Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı kitabı tam da bunu anlatır.

Fakat Bolşevikler açısından o gün haklı olarak esas ayrım Sovyetler, şiddete dayalı devrim, anavatan savunmasının reddedilmesi vb. başlıklardı. Bu konularda anlaşma olduktan sonra “tali” önem taşıyan meselelere eğilmek gerekiyordu. Yoksa Lenin’in de kitabında vurguladığı üzere, bunlar da hayati meselelerdi. Fakat Bolşevikler öğretici bir şekilde yaklaşmak zorundaydılar, zira ilkelerinin olmasa bile, ilkelerinin bütününün sosyalist hareket açısından yeni olduğunun bilincindeydiler.

Bu yüzden devrimci Marksistler açısından Komintern’in ilk dört kongresi sahiplenilmesi gereken bir devrimci miras olmakla beraber, bir ideal katına da yükseltilemez. Bolşevikler için bu kongreler aynı zamanda inşa sürecinin devamıydı. Dünya devrimine yetişme telaşı içinde aceleyle kurulan Komünist Enternasyonal, ikinci kongreden sonra dalganın geri çekildiğinin anlaşılmasıyla inşa çalışmasına devam etmişti. Ama bunu yaparken de, Enternasyonal’in mevcut gerçekliği unutulmamıştı.

Örneğin Komintern’in bu açıdan belli düzeyde geri olduğunun bir göstergesi de, Lenin ve Bolşeviklerin Polonya Savaşı’nı Komintern’de tartışmamış olmasıdır. Gerek Rusya Devrimi gerek dünya devrimi açısından çok kritik önem taşıyan bu savaş, bu uluslararası mesele Bolşevik Parti içinde Lenin ve Troçki arasında farklı görüşlere yol açacak denli ihtilaflı ve can alıcı bir sorundu. Dolayısıyla Komintern açısından meselenin yakıcı niteliği konusunda herhangi bir yanılsama yoktur. Lenin de Komintern’in zaaflarının farkındaydı. Aksi takdirde, böyle önemli bir kararın Komintern’de tartışılmaması beklenemezdi.

Fakat yukarıda da belirtildiği üzere, ideal bir örgüt inşa modeli ve zamanı yoktur. Her örgüt biraz erken biraz geç kurulur, aslolan temel taşların bulunması ve de inşanın devamının gelmesidir. Bolşevikler haklı olarak var olan prestijden yararlanıp Avrupa işçi sınıfının içinde çok daha güçlü mevziler elde etme teşebbüsünde bulunmuşlardı. Daha sabırlı bir şekilde, uzun yıllara dayanan bir parti inşası mümkün değildi. Örneğin partiyi yarı yolda terk eden Paul Levi bu zorunluluğu şöyle özetler:

Burada mazisi eskilere dayanan bir sorunu ele alıyoruz: Sosyalist (devrimci) partilerin inşası. Tarih bu sorunda hükmünü vermiştir. Lenin haklıydı. Biz de adeta cımbızla seçer gibi komünist partiler kurabilirdik. İllegalite koşulları altında, adeta cımbızla adam seçerek ve komünistleri mekanik bir süreçle bir bir örgütleyerek, Lenin iyi bir parti oluşturdu. Yoldaşlar, bizim de önümüzde on yıllık bir illegalite dönemi uzanıyor olsaydı, belki biz de bu yolu izlemeyi tercih ederdik.[25]

Bu nedenle, Bolşevikler güçlü partiler kurarak o partinin merkezindeki güçlü Bolşevik çekirdekten diğer seksiyonlara yönelme yoluna gitmişlerdi. Bu açıdan ilk adımda başarılı oldukları söylenebilir, zira 1921 yılına gelindiğinde Avrupa’nın belli başlı ülkelerinde Komintern’e üye partiler örgütlü işçilerin çoğunluğuna erişmişlerdi; bunların arasında Fransa, İtalya, Norveç gibi ülkeler vardı. Almanya, İsveç gibi ülkelerde ise önemli bir güç elde etmişlerdi.

Fakat ikinci adımda başarı için, mevcut Bolşevik çekirdeğin varlığını sürdürmesi zorunluydu. Lenin ve Troçki Sovyet Rusya’da iktidarda oldukları dönemde bile Enternasyonal’in işlerine arzuladıkları kadar eğilememişlerdi; Rusya’daki işçi devletinin iç sorunları mesainin önemli bir kısmını alıyordu. Fakat daha da büyük sorun, Bolşeviklerin içinde olumsuz gelişmelerin ortaya çıkmasıydı. Komintern’in eskisi gibi varlığını devam ettirmesi için Bolşeviklerin sağlamlığını koruması şarttı. Lenin’in Rusya’daki Bolşevik Parti için söylediklerini Komintern için genelleştirebiliriz: “Gözlerimizi gerçeğe kapamazsak, şu anda partinin proleter politikalarının üyelerinin niteliği tarafından değil, partinin eski tüfekleri olarak adlandırılabilecek küçük grubun sahip olduğu mutlak nitelikteki muazzam prestij tarafından belirlendiğini kabul etmemiz gerekir. Bu grup içindeki ufak bir çatışma, bu prestiji yok etmese bile, her halükârda bu grubu politikaları belirleme gücünü yok edecek kadar zayıflatacaktır.”[26]

Lenin’in ölümüyle birlikte Bolşevik Parti içinde başlayan karşıdevrimci hareket Komintern’in de kaderini çizmiş oldu. Komintern’in sağlam çekirdeği parçalanmaya başlayınca Enternasyonal için de geri sayım başladı. Nitekim Komintern’i kendi elleriyle dağıtan da bizzat bu çekirdeği parçalayan Stalinist önderlik olacaktı.

Sonuç

Komintern dünya devriminin çok güçlü bir olasılık olarak göründüğü konjonktürde kuruldu. İlki Moskova’da toplanan kongrenin seneye Paris’te yapılacağı iddiası naif bir iyimserlik değil, güçlü bir olasılık olması bakımından tüm devrimcilerin tüylerini diken diken eden bir hedefti. Bolşevikler sağlam ilkelere sahip bir Enternasyonal çatısı altında bu devrime, dünya devrimine önderlik etmek istiyorlardı, ama eskinin mirasını temizlemek o kadar kolay olmadı. Devrimci partilerin yokluğunda, Avrupa’daki ve diğer ülkelerdeki devrimci fırsatlar kaçtı, ama yine de güçlü bir dünya partisi kuruldu.

Bugün de devrimci Marksistlerin örnek aldığı parti modeli Lenin ve Troçki dönemindeki bu Enternasyonal’dir. Bu parti, tipik bir kitle partisi olan İkinci Enternasyonal’in yadsınmasıyla ortaya çıkmıştır ve bu açıdan en üstün örgütlenme biçimidir. Aynı şekilde, bu biçime denk düşen ilkeler de bugün geneli itibariyle aşılmış değildir. Bu nedenle, devrimci Marksistlerin bugün kurmak istedikleri partinin 21. yüzyılın Komünist Enternasyonal’i olacağını söylemek yanlış olmaz.

Ne var ki Lenin ve Bolşevikler, Lenin’in erken ölümü ve sonrasındaki karşıdevrim nedeniyle Bolşevizmi genele uygulayacak zamanı bulamadılar. Lenin duruma ilişkin olarak, aktif siyasetteki son günlerinde şu sözleri sarf eder:

1921 yılında, Üçüncü Kongre’de, Komünist partilerin örgütsel yapıları ve çalışma yöntemleriyle çalışmalarının içeriği hakkında bir karar almıştık. Bu mükemmel bir karar, ama tamamen Rus işidir, çünkü içindeki her şey tamamen Rusya koşullarından alınmıştır. Metnin olumlu yanı da olumsuz yanı da buradadır. Olumsuz yanı diyorum çünkü bu kararı hiçbir yabancının okuyamayacağına eminim. Bunu söylemeden önce kararı tekrar okudum. Birincisi gereğinden uzun bir metin, elli küsur madde var. Yabancılar genellikle bu tür şeyleri okuyamıyorlar. İkincisi, okusalar bile, fazla Rus olduğu için anlayamayacaklardır. Rus­ça yazılmış olduğu için değil -bütün dillere harikulade bir şekilde tercüme edildi- her yanına Rus düşünce tarzı sinmiş olduğu için. Üçüncüsü de, hani olur da kazara bir yabancı bu metni anlasa bile, hayata geçiremez. Bu da üçüncü kusuru­dur. Yabancı delegelerden birkaçıyla görüştüm ve kongrede elimde olmayan sebeplerle maalesef oturumlara katılamayacak olsam da farklı ülkelerden gelen daha fazla delegeyle meseleleri enine boyuna tartışmayı umuyorum. Ben bu kararla önemli bir yanlış yaptığımızı düşünüyorum, zira daha fazla başarıya giden yolda kendi önümüzü tıkadık. Dedi­ğim gibi, bu karar çok iyi yazılmıştır ve el­li küsur maddesinin altına hiç düşünmeden imzamı atarım. Fakat yabancılara Rus deneyimlerimizi nasıl aktaracağımızı öğrenemedik. Karardaki bütün sözler havada kalmış. Bunu anlamadığımız takdirde ilerlememiz mümkün olmayacak.[27]

Lenin’den sonra bayrağı devralan Troçki bu konuda en sağlam adımları atmış olsa da, o da başka sorunlarla boğuştuğundan, dahası olumsuz bir tarihsel konjonktürde bulunduğundan, doğru ilkeleri gerçek bir Enternasyonal partide cisimleştirememiş, Dördüncü Enternasyonal Üçüncü Enternasyonal gibi özgül koşullarda ve güç bakımından daha geri, koşullar bakımından daha olumsuz bir ortamda ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan, Üçüncü Enternasyonal henüz aşılamamış bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Onun ve Dördüncü Enternasyonal’in sahiplendiği ilkelerin özümsenmesi ve daha ileri taşınması yirmibirinci yüzyılın devrimci Enternasyonal’inin temel görevidir.

Yaz 2005


Notlar

[16] Lenin, Collected Works, c. 30, s. 354-5.

[17] Birliğin bozulduğu anlar elbette olacaktır: Platformlar, hizipler, eğilimler vb. Fakat bunlar geçici ve açık bir niteliğe sahip olduğu sürece zararlı değil, yararlıdır.

[18] Akt. Richard Pipes, Russia under the Bolshevik regime, A.A. Knopf, 1994, s. 184

[19] Troçki, “On The Coming Congress of the Comintern“, 22 Temmuz 1920.

[20] Lenin, Collected Works, c. 31, s. 236-7.

[21] The Communist International, 1919-1943 Documents, Jane Degras (haz),  cilt 1, p. 164.

[22] Jane Degras, a.g.e., cilt 1, p. 167.

[23] Collected Works, c. 30, s. 89

[24] Zinovyev’den aktaran, Degras, a.g.e., s. 70.

[25] Veya şunu alalım: “Kapitalist ülkelerdeki yasal komünist partiler, genel olarak konuşmak gerekirse, henüz partinin devrimci ayaklanmalara, silahlı mücadeleye ya da genel olarak illegal mücadeleye nasıl hazırlanması gerektiği görevlerini tamamen öğrenememişlerdir. Parti örgütü yasallığın daimi olduğuna çok fazla bel bağlıyor ve günübirlik yasal faaliyetin gerekliliklerine göre inşa ediliyor.” İllegal mücadelenin yasallıkla ilişkisi sorununun birçok parti tarafından kavranamamış olması Komintern’i oluşturan partilerin henüz gerekli düzeye ulaşmış olmaktan uzak olduğunu gösteriyor.

[26] Collected Works, c. 33, s. 257.

[27] Lenin, “Komünist Enternasyonal Dördüncü Kongresi’ne Rapor”, Bolşevikler ve Proletarya Diktatörlüğü içinde, s. 158-59.