Bir Kez Daha Bonapartizm Sorunu Üzerine
(Burjuva Bonapartizmi ve Sovyet Bonapartizmi)

19.01.2014 | Lev TROÇKİ
Bonapartizm derken, ekonomik açıdan egemen olan sınıfın demokratik yönetim usulleri için gerekli özelliklere sahip olmakla birlikte, mülkiyetini muhafaza etmek adına tepesinde bir asker ve polis aygıtının, taç giymiş bir “kurtarıcı”nın dizginsiz egemenliğine müsamaha göstermek zorunda kaldığı rejimi kastediyoruz. Bu tür durumlar sınıf çelişkilerinin özellikle keskinleştiği dönemlerde ortaya çıkar; Bonapartizmin amacı patlamaları engellemektir. Burjuva toplumu bu tür dönemleri birçok kez yaşamıştır, ama bunlar, deyim yerindeyse, sadece birer provaydı. Kapitalizmin mevcut gerileyişi demokrasinin kesin olarak altını oymakla kalmadı, aynı zamanda eski tür Bonapartizmin tamamen yetersiz olduğunu da ortaya çıkardı; eski tür Bonapartizmin yerini faşizm aldı. Fakat demokrasi ile faşizm arasındaki bir köprü olarak demokrasinin üzerine çıkan ve iki kamp arasında gidip gelen, ama bunu yaparken egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir “kişisel rejim” zuhur eder; Bonapartizm teriminin kesin olarak yerli yerine oturtulması için bu tanım yeterlidir.

Bazı eleştirmenler bizim Bonapartizm terimini çok geniş kapsamlı ve çok farklı şekillerde kullanıyor olmamızdan yakınıyorlar. Bu eleştirmenler aynısının siyaset lügatindeki diğer terimler, örneğin “demokrasi” ve “diktatörlük”, hattâ “devlet”, “toplum”, “hükümet” ve sair için de geçerli olduğunu görmüyorlar. Demokrasi derken geçmişteki (köleliğe dayanan) demokrasiden de bahsediyoruz, ortaçağ loncalarının demokrasisinden de, burjuva demokrasisinden de, proleter demokrasisinden de (devlet yönetimi anlamında); ama aynı zamanda partilerdeki, sendikalardaki, loncalardaki vb. demokrasiden de bahsediyoruz. Marksizm bu tür yerleşik, ekonomik mefhumları terk edemez, bunları yeni olgulara uygulamaktan vazgeçemez; aksi takdirde, insan düşüncesinin aktarımı genel olarak imkânsız hale gelecektir. Marksizm her durumda, hata yapma pahasına da olsa, söz konusu mefhumun toplumsal içeriğini ve evriminin yönünü tanımlamak zorundadır. Hatırlayacak olursak, Marx ve Engels sadece III. Napoléon’un rejimini değil, Bismarck rejimini de Bonapartizm olarak tanımlamışlardı. Engels 12 Nisan 1890′da Sorge’ye mektubunda, “Bugün her hükümet ister istemez Bonapartistleşiyor” diye yazmıştı.[1] Tarımın krizde, sanayinin bunalımda olduğu uzun bir dönem boyunca bu söylenen az çok doğruydu. Kapitalizmin 1895′te başlayan yeni atılımı Bonapartist eğilimleri zayıflattı; savaştan [Birinci Dünya Savaşı] sonra kapitalizmin gerileyişiyse bu eğilimleri fevkalade güçlendirdi.

Çernov[2] Büyük Rus Devrimi’nin Tarihi kitabında Lenin ve Troçki’nin Kerenski rejimini Bonapartizmin başlangıcı (rüşeym halinde Bonapartizm) olarak tanımlayan görüşlerine dikkat çeker ve bu tanımlamayı reddederek tumturaklı bir söz savurur: “Bonapartizm zafer kanatlarıyla uçar.” Teorinin bu “uçup kaçışı” tastamam Çernov’un tarzıdır; Marx-Engels ve Lenin ise Bonapartizmi kanatlarına değil, özgül sınıf ilişkilerine bakarak tanımlamışlardı.

Bonapartizm derken, ekonomik açıdan egemen olan sınıfın demokratik yönetim usulleri için gerekli özelliklere sahip olmakla birlikte, mülkiyetini muhafaza etmek adına tepesinde bir asker ve polis aygıtının, taç giymiş bir “kurtarıcı”nın dizginsiz egemenliğine müsamaha göstermek zorunda kaldığı rejimi kastediyoruz. Bu tür durumlar sınıf çelişkilerinin özellikle keskinleştiği dönemlerde ortaya çıkar; Bonapartizmin amacı patlamaları engellemektir. Burjuva toplumu bu tür dönemleri birçok kez yaşamıştır, ama bunlar, deyim yerindeyse, sadece birer provaydı. Kapitalizmin mevcut gerileyişi demokrasinin kesin olarak altını oymakla kalmadı, aynı zamanda eski tür Bonapartizmin tamamen yetersiz olduğunu da ortaya çıkardı; eski tür Bonapartizmin yerini faşizm aldı. Fakat demokrasi ile faşizm arasındaki bir köprü olarak (1917 Rusya’sında bu “köprü” demokrasi ile Bolşevizm arasında kuruldu) demokrasinin üzerine çıkan ve iki kamp arasında gidip gelen, ama bunu yaparken egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir “kişisel rejim” zuhur eder; Bonapartizm teriminin kesin olarak yerli yerine oturtulması için bu tanım yeterlidir.

Her halükarda, şöyle bir duruma şahit oluyoruz:

1) Eleştirmenlerimizden biri bile faşizm öncesi hükümetlerin özgül niteliğinin ne olduğunu ortaya koyma zahmetine girmemiştir: İtalya’da Giolitti ve Facta; Almanya’da Brüning, Papen ve Schleicher; Avusturya’da Dolfuss ve Fransa’da Doumergue ile Flandin.[3]

2) Bugüne kadar başka bir terim öneren çıkmamıştır. Kendi adımıza konuşacak olursak, biz böyle bir ihtiyaç duymuyoruz; Marx, Engels ve Lenin’in kullandıkları terim bizim için gayet yeterlidir.

*  *  *

Neden bu sorunda ısrar ediyoruz? Çünkü hem teorik hem de siyasi açıdan muazzam önemi haizdir. İki düşman kampa ayrılmış olan sınıflar arasındaki çatışma iktidar eksenini meclisin dışına kaydırdığı andan itibaren o ülkede resmen bir ön-devrimci (ya da faşizm öncesi) dönemin başladığı söylenebilir. Bu nedenle Bonapartizm proleter öncünün iktidarın fethi için hız kazanabileceği son dönemin adıdır. Stalinistler Bonapartist rejimin ne olduğunu anlamadıklarından “devrimci durum yok” teşhisinde bulunuyor ve ön-devrimci durumu görmezden geliyorlar.

*  *  *

Bonapartizm terimini Stalin rejimi için kullanıp “Sovyet Bonapartizmi”nden bahsettiğimizdeyse işler iyice karmaşıklaşıyor. “Olmaz”, diye bağırıyor eleştirmenlerimiz, “bu kadar çok ‘Bonapartizm’ olur mu? Kelimeyi bu denli farklı örneklerde kullanmak kabul edilemez” vs. Bu tür –soyut, şekilci ve kelimelere takılıp kalan– itirazları genellikle o konu hakkında söyleyecek tek kelime sözü olmayan insanlardan duyuyoruz.

Hiç kuşkusuz, ne Marx ve Engels ne de Lenin Bonapartizm terimini bir işçi devleti için kullanmıştır; bunda şaşılacak bir yan yok, zira bunu yapmaları için bir vesile yoktu (ama Lenin’in gerekli şerhleri düşerek, burjuva rejimleri için kullanılan terimleri işçi devleti için kullanmakta tereddüt etmediğini örneğin “Sovyet devletinde kapitalizm” nitelendirmesinden anlayabiliriz). Peki, eski güzel kitaplar gerekli emareleri sunmadığında ne yapmalı?  Kendi başının çaresine bak!

Stalin’in “kişisel rejimi” ne anlama geliyor ve kökeninde ne vardır? Bu rejim, son tahlilde, proletarya ile burjuvazi arasındaki şiddetli sınıf mücadelesinin ürünüdür. Bürokratik aygıtın ve polis aygıtının yardımıyla halkın “kurtarıcısı”nın iktidarı ve egemen kast olarak bürokrasinin hakemliği Sovyet demokrasisinin üzerine yükselmiş ve onu kendi gölgesi haline getirmiştir. “Kurtarıcı”nın nesnel işlevi egemen sınıfın siyasal işlevlerini gasp ederek yeni mülkiyet biçimlerini muhafaza etmektir. Bu hem sosyalist rejimin kesin bir tarifi hem de Bonapartizmin bilimsel sosyolojik tanımı değil midir?

Bonapartizm teriminin emsalsiz değeri, bize son derece bilgilendirici tarihsel benzerlikler kurma ve bunların toplumsal kökenlerini oluşturan şeyin ne olduğunu belirleme imkânı sunuyor olmasıdır. Durum şudur: Emekçi kitlelerin ya da proleter güçlerin iktidardaki burjuvaziye saldırısı, tıpkı burjuva ve küçük burjuva güçlerin iktidardaki proletaryaya saldırısı gibi, tamamen benzeş (simetrik) siyasi rejimlerin ortaya çıkmasına yol açabilir. İşte Bonapartizm teriminin en iyi şekilde anlamamızı sağladığı tartışılmaz gerçek budur.

Engels “her hükümet ister istemez Bonapartistleşiyor” derken, aklında, kuşkusuz, sadece gelişim eğilimi vardı. Bu alanda da, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi, nicelik niteliğe dönüşüyor. Bonapartist özellikler tüm burjuva demokrasilerinde vardır. Nitekim Stalin yönetimindeki Sovyet rejiminde de gayet haklı nedenlerle Bonapartizm öğeleri olduğundan bahsedilebilir. Ama bilimsel düşüncede meziyet tam da niceliğin nerede yeni bir niteliğe dönüştüğünü belirlemektir. Lenin döneminde Sovyet Bonapartizmi bir olasılıktı; Stalin döneminde gerçeklik haline gelmiştir.

Bonapartizm terimi (Çernov gibi) naif düşünürleri yoldan çıkarıyor, çünkü akıllarına bir tarihsel model olarak Napoléon’u getiriyor, tıpkı Sezarizm teriminin akla Julius Sezar örneğini getirmesi gibi. Ama gerçekte bu iki terim isim babaları olan tarihsel simalarla uzun zaman önce yollarını ayırmışlardır. Biz bugün herhangi bir şerh düşmeden Bonapartizmden bahsederken, tarihsel analojilerden değil, sosyolojik tanımdan dem vuruyoruz. Aynı şekilde, şovenizm terimi de milliyetçilik kadar genel bir niteliğe sahiptir, ama şovenizm kelimesi köken itibariyle Fransız burjuva Chauvin’den, milliyetçilik ise millet kelimesinden gelir.

Gelgelelim belli durumlarda Bonapartizmden bahsederken aklımızda daha somut bir tarihsel benzerlik vardır. Sözgelimi, Bonapartizmin Sovyet devleti diline çevirisi olan Stalin rejimi aynı zamanda Konsüllük[4] rejimine (ya da imparatorluğa, ama her halükarda bir hükümdarsız imparatorluğa) benzeyen bütünleyici özelliklerden bazılarını sergiler ve bu bir tesadüf değildir; iki rejim de büyük devrimlerin ardından kurulmuş ve onların iktidarını gasp etmiştir.

Bonapartizm teriminin doğru, yani diyalektik bir şekilde kullanımının bizi şablonculuktan –hani şu düşünce ülserinden– kurtarmakla kalmayıp, bizi ilgilendiren olguları gerekli olduğu kadar somut bir şekilde nitelendirme imkânı da tanıdığını görüyoruz; olgu diğer şeylerden yalıtık halde bir “kendinde şey” olarak değil, onunla bağlantılı sayısız diğer olguyla tarihsel bağlantı içinde ele alınmaktadır. Bilimsel bir terimden daha başka ne beklenir ki?

Mart 1935

İlk kez Şubat 1937′de Dördüncü Enternasyonal’in Fransızca dergisi Quatrieme Internationale‘de yayınlandı.

Writings of Leon Trotsky 1934-35‘te (s. 206-9) yeniden basıldı.

Çeviri: Militan


Notlar

[1] Troçkiʼnin aktardığı bu alıntı Marx-Engels İngilizce “Toplu Eserler”de biraz daha farklıdır: “Mevcut hükümdarlar güruhunun hepsi ister istemez Bonapartistleşmektedir.” Marxʼtan Sorgeʼye Mektup, 12 Nisan 1890, Marx-Engels, Collected Works, c. 48. s. 474. [Sinan Karasu'nun notu]

[2] Köylülüğün partisi olarak bilinen SR’lerin (Sosyalist-Devrimci Parti) en itibarlı ismi. Mayıs 1917′de burjuva hükümette bakan olarak görev aldıktan sonra bu itibarını yavaş yavaş yitirdi.

[3] Bu konuda daha fazla ayrıntı için, bkz. Lev Troçki, Faşizme Karşı Mücadele, Yazın Yay., 1998.

[4] Konsüllük ya da Konsül hükümeti: Fransız Devrimi’nde Napoléon Bonaparte’ın darbesinden sonra kurulan rejim.