Mısır’ı Bir de Troçki’den Dinleyin!

06.07.2013 | Sinan KARASU

egypt 2013 july

Mübarek diktatörlüğünün yerine kendi diktatörlüğünü geçirmeye çalışan Mursi ve arkasındaki İhvan yönetimi daha ilk yılı dolmadan muazzam bir kitle hareketiyle karşı karşıya kaldı. Bir günde 20 milyondan fazla insanın sokaklara döküldüğü olaylar, yüzde bilmem kaçını evde tutmamayı tercih eden Mursi’nin zıtlaşmasıyla iyice büyüdü. Ölü ve yaralı sayısının artmasını fırsat bilen ordu, 2 yıl önce İhvan’ın yaptığını yapıp rol çaldı ve (bu kez) İhvan’ın yapamadığını yapıp kitle hareketinin başını yedi: Mursi askeri darbeyle devrildi. Marksistler açısından bu müdahalenin anlamı açıktır: Mısırlı işçi ve emekçiler yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur! Diğer yandan, Türkiye’de “ulusalcı”ların yaptığı gibi, ılımlı İslam’ın sonunun geldiği nidaları için henüz çok erken olduğunu gösteren işaretler yok değildir. Bu darbe Mısır’a uzun yıllar AKP türü bir ılımlı İslam dayatmanın başlangıcı da olabilir pekâlâ. Yok eğer emperyalizm Ortadoğu’da strateji değişikliğine gidiyorsa, bu süreç, er ya da geç, Erdoğan’ın da başını yer!

Mısır halkı, mücadelesine inançsızlara, dünyayı komplolarla anlamaya çalışanlara ve baskıyla durdurulabileceğine inananlara karşın bir kez daha, hem de ilkine rahmet okutacak kadar kitlesel bir şekilde sokaklara döküldü ve bir “Tahrir” sayfası daha açtı. Mübarek diktatörlüğünün yerine kendi diktatörlüğünü geçirmeye çalışan Mursi ve arkasındaki İhvan (sözde “Müslüman Kardeşler”) yönetimi daha ilk yılı dolmadan muazzam bir kitle hareketiyle karşı karşıya kaldı. Bir günde 25 milyondan fazla insanın sokaklara döküldüğü olaylar, yüzde bilmem kaçını evde tutmamayı tercih eden Mursi’nin zıtlaşmasıyla iyice büyüdü. Ölü ve yaralı sayısının artmasını fırsat bilen ordu, iki yıl önce İhvan’ın yaptığını yapıp rol çaldı ve (bu kez) İhvan’ın yapamadığını yapıp kitle hareketinin başını yedi: Mursi askeri darbeyle devrildi.

Tahrir olaylarının ilk çıktığı günden bu yana “ABD emperyalizminin oyunu” diye bas bas bağıran solun ağırlıklı kesimi bir tarafta, orduyu her gördüğünde 28 Şubat’ta korkup kaçmış olmaları akıllarına geldiğinden Türkiye üzerinden Mısır’a dair İslamcı mağduriyet okumaları yapan AKP’nin yandaş ideologları diğer tarafta dizildiğinden, doğal olarak, birçok insan ne olup bittiği anlamakta zorlanıyor. Daha iki yıl önce Tahrir’i “solcular” reddedip, Tayyip ve şürekâsı “sahiplenirken”; şimdi tam tersi oluyor, ama tam “solcular” sahiplenmişken darbe oluyor! Bu nasıl oluyor?

Ne olup bittiğini anlamanın en kestirme yolu, bundan tam 75 yıl önce yazılmış bir metindeki tarihi söze geri dönmektir. İnsanlığın krizi devrimci önderlik krizine indirgenmiştir. Troçki “Geçiş Programı” adı verilen devrimci bildirisinde, sınırsız sömürü, baskı ve gözyaşı anlamına gelen kapitalist sistemin ortadan kaldırılması ve tüm ezilenler için düzgün bir sistemin kurulması önünde tek bir engel olduğunu vurguluyordu. Kimilerinin zannettiği gibi, insanlığın bencillik konusunda onulmaz yaraları yoktu veya tüm insanlara yetecek kadar zenginlik yok değildi. Yahut insanlık halinden memnun, kapitalizmde mutlu ve bu nedenle asla ayağa kalkmayacak değildi. Sosyalist bir toplumun kurulmasının önünde tek bir engel vardı, kronik sorunlarına sermaye düzeninde çözüm bulamayan huzursuz kitlelerin kapitalizmin karmaşık siyasal labirentlerinde kaybolmalarını ve düzen içi seçeneklere hapsolup kalmalarını engelleyecek gerçekten devrimci partinin eksikliği! Kurtuluş ancak nesnellikle öznelliğin bu birleşimiyle mümkün olabilirdi.

Bugün Mısır’da olanların özeti budur. Mısır’da kitleler devrilmez denen Mübarek’i şimdiden efsane haline gelmiş bir kalkışmayla devirdikten sonra, ancak başına bir hal gelmeyeceğini anlayınca harekete katılmış olan vesayetçi İhvan’a teslim edilen iktidarı da daha büyük bir kalkışmayla devirmeye giriştiler, ama bu kez de rolü “halkın yanında” görünen, oysa en az Mursi kadar halkın düşmanı olan orduya kaptırdılar.

Ordunun toplumdaki rolünün ne olduğu konusunda en ufak bir şüphesi olmayan Marksistler açısından bu müdahalenin anlamı açıktır: Mısırlı işçi ve emekçiler yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur!

Hiçbir kapitalist toplumda ordu halkın dostu, kurtarıcısı, “babası” değildir; aksine, ordu egemen sınıfın ezilenleri bastırma aracıdır. Milyonlarca insanın açlık, sefalet, işsizlik ve ölüm sarmalını salt güzellikle kabul etmeleri beklenemez. Bunun için aynı zamanda bir cebir aracına da ihtiyaç vardır ve polis gibi ordu da bunun ta kendisidir. Özellikle de Mısır ordusu, uzmanların da üzerinde anlaştığı üzere, “dış düşman”la değil, iç düşmanla savaşacak şekilde uzmanlaşmıştır.

egypt 2013 june-july coup revolution

Toplam aktif asker sayısı 1 milyonu bulan Mısır ordusu dünya askeri kuvvetleri arasında ilk onda yer almaktadır. Bunda baş müttefiki ABD’nin yardımları (maddi yardımlar ve subay yetiştirme vb.) çok büyüktür. Kısacası, Mısır’da ordu sermayenin gayet güçlü bir hizmetkârıdır.

Diğer yandan, ordunun emekçi düşmanlığı sadece askeri-siyasi rolüyle sınırlı değildir. Mısır’da ordu kapitalizmin sadece hizmetkârı değil, gerçekten ta kendisidir. Mısır ordusu tüm sermayenin ortak temsilcisi olma rolüyle yetinmemiş, buna ilaveten kendisi de kapitalistleşmiştir. Ordu mensuplarının bireysel sermayeleri bir tarafa, ordunun kendisi çok çeşitli alanlarda sermaye işletmektedir: Oteller, inşaat şirketleri, elektronik, ev aletleri, giyim, gıda, finans sektörü vb. Böylece Mısır ekonomisinin büyük bir kısmı ordunun elinde bulunmaktadır.

Tüm bu nedenlerle, ordu hakkında iki yıl önce, yani ordunun geçiş yönetimi Mursi’nin başkanlığına giden yolu açarken, yani AKP ve benzerleri suspusken söylediklerimiz bugün de aynen geçerlidir ve tekrarlanmasında fayda vardır:

Tarihsel kökeninden bugüne gelecek olursak, ordunun neyi temsil ettiğinden ziyade neyi temsil etmediği çok önemlidir. Orduya duyulan sevgi polise duyulan nefretten beslenmektedir. Ordu gerçekte “kötü polis”in karşısında “iyi polis”ten öteye geçmeyen bir role sahip olsa da, maalesef benzerini Türkiye’de de gördüğümüz halkla ilişkiler çalışmalarının da desteğiyle gerçek rolünü gizlemeyi başarmıştır.

Nedenler ne olursa olsun, orduya karşı mevcut tutum hayati derecede yanlıştır. Ordunun tabanındaki askerlerle orduyu ayırmak ve orduya zerrece güven duymamak devrimci hareket açısından zorunludur. Mısır ordusu kapitalizm demektir. Mısır ordusu dün Mübarek rejiminde cisimleşen, bugünkü şartlarda ise “demokratik” yüzlü bir diktatörlükte cisimleşecek olan sermayenin egemenliğidir. Mısır’ın devrimci işçi ve yoksulları ordunun kontrolündeki bir geçişe izin vermekle kendi yaptıklarını yıkmış olurlar. İşçi sınıfı kendi öz örgütlülüğünden başka hiçbir güce güvenemez.

Peki, Mısır’da bu durum nereye gider? ABD’nin ve genel olarak emperyalizmin bölgede yeni bir projesi mi başlıyor? Gelişmeler Türkiye’ye nasıl yansır? Elbette ne olabileceğini konuşmadan önce, ne olduğunu anlamak gerekiyor.

Meseleyi komplolara minnet etmeden ve spekülasyondan olabildiğince uzaklaşarak şöyle açıklamak mümkün: Mursi’nin iktidarda kalmasının hiçbir yolu kalmamıştı. Mursi yönetimi İhvan’ın diktatörlüğüne doğru emin adımlarla ilerliyordu. Kafasına göre atamalar (daha geçen ay bir kalemde kendi yandaşlarından 17 vali ataması), tıpkı Erdoğan gibi her türlü denetimi reddederek tek başına yönetme hırsı, kendi başına anayasa yapma çabaları, iki yıldır belli kesintiler olsa da süreklilik arz eden gösterilere saldırıları, dini çatışmaları körükleme eğilimi ve zaten berbat durumdaki ekonomiyi daha da kötüleştirmesi, vb. ile Mursi hükümeti zaten sallantıdaydı. Tarihin en büyük kitle gösterileri (ilk Tahrir’in en az iki katı olduğu kabul ediliyor) denen eylemlerle de popülerliğinin kalmadığı anlaşılmış oldu.

Dolayısıyla İhvan’ın başa geçmesine onay ve destek vermiş olan emperyalizm açısından bakıldığında, Mursi bu haliyle başta kalamaz, yani desteklenemezdi. Muazzam bir kitle hareketi sokakları zaptetmişti ve ardı arkası gelmeyeceği kesindi. Denilebilir ki, “Ne var bunda? Türkiye’de de kitleler, milyonlar halinde sokağa çıkmıştı. Bir süre sonra döndüler. Mısır’da da aynısı olamaz mıydı?” Evet, Türkiye’de de kitleler sokağa çıkmıştı, ama silahlar çıkmamıştı! Mısır’da ikinci Tahrir isyanı ilkinden dersler alarak ilerliyordu ve ilkinde yüzlerce ölü verilmişken, iki yıldır hiç dinmeyen bir huzursuzluk ve dibe doğru giden bir ekonomi üzerinde yükselen ikinci isyanın bir iç savaşa dönüşmesi neredeyse kaçınılmazdı.

Tüm bunlar Türkiye’de “ulusalcı”ların yaptığı gibi, ılımlı İslam’ın sonunun geldiği nidaları için henüz çok erken olduğunu gösteren işaretlerdir. Bu darbe Mısır’a uzun yıllar AKP türü bir ılımlı İslam dayatmanın başlangıcı da olabilir pekâlâ. Neticede güçlü hükümetlerin nasıl incelikli planların ürünü olarak doğduğunu Türkiye’den çok iyi biliyoruz. Kime, neye hizmet ettiği bilinmeyen bir postmodern darbenin ardından, göstermelik birkaç ay yatıp çıkan bir siyasetçinin (Mısır’da an itibariyle, birçoğu üst düzey yönetici olan 400 İhvan mensubunun tutuklu olduğu söyleniyor) mağdur sıfatıyla devletin tepesine çöreklendiği bir ülkede yaşıyoruz. Neden İhvan’ı pazarlamak isteyenler, başına “mağdur” sıfatı konduğunda alıcısının çok daha fazla olacağını düşünüyor olmasınlar?

Burada belirleyici olan, emperyalizmin Ortadoğu’ya dair uzun vadeli planları olacak. Emperyalizm Ortadoğu’da stratejik bir değişikliğe gitmiyorsa, tüm bu süreç (İhvan’a “baskılar”, ordunun ve onun kukla yönetimlerinin başarısızlıkları, kitlelerin uzun mücadelelerin ardından yorulup pasifleşmeleri vb.), hepsi İhvan’ın daha da güçlenerek sahneye çıkması anlamına gelebilir. Yok eğer, strateji değişikliğine gidiliyorsa, bu süreç, er ya da geç, Erdoğan’ın da başını yer!

egypt 2013 government army

AKP hükümeti bu durumun farkında olduğundan, ilk günden itibaren büyük bir ajitasyon ağı ördü. Bu ajitasyon sanılanın aksine sadece ulusal sınırlara içine değil, aynı zamanda ve esasen uluslararası alana hitap etmeye çalışıyor. Elbette bu çaba pislikleri örtmeye yetmiyor. Sahtekarların tutumu her yerde aynı, mesela pisliklerini aklamak için ekranda güçlü görünmeye çalışıyorlar. Darbenin başındaki General Sisi yanına dini liderleri ve sivil otoriteleri alarak açıklamasını yaptı. Bizde de sivil otorite Gezi Parkı açıklamalarını yanına silahlı otoriteleri alarak yapıyordu. Keza dün “gerekirse ordu sokağa inebilir” diyen Arınçlar bugün başka telden çalıyor.

Tüm bunlar, kapitalizme dair çok somut bir gerçeği ortaya koyuyor: Burjuva partileri arasında mutlak ayrımlar yapmak ölümcüldür: Hepsi de aynı ürünlerle beslenir, ama farklı miktarlarda alım yapar. Dün Mursi’nin diktatörlüğüne giden yolda ordunun geçiş hükümeti iyiyken ve Mursi karşıdevrimci pislikleriyle nam salmış General Sisi’yi bilhassa göreve getirirken iyiydi, bugün darbe yapınca kötü – AKP zihniyeti böyle işliyor.

Biz devrimcilerin gözündeyse bu askeri darbe “Tahrir”e İhvan’ın kırk yıl uğraşsa yapamayacağını yapmıştır. Kitle hareketinin altında ezilen İhvan’a yeniden umut ışığı yakmıştır. Mursi’yi deviren ordu değil, işçi ve emekçiler olmalıydı. Ordu sermaye düzenine nefes aldırmak ve kitle hareketini massetmek (yavaş yavaş sönümlendirmek) adına bu hamlede bulunmuştur, zira Mısır’da orduyu rahatsız eden tek şey, sermayenin sorunsuz sömürü ortamını engelleyen eylemler ve “istikrarsızlık”tır, yani Tahrir’deki milyonlarla talepleri ve amaçları taban tabana zıttır. Tahrir’de önemli bir kalabalığın henüz bu gerçeği görmüyor olması bir Enternasyonal devrimci önderliğin eksikliğinin daha da yakıcı olduğunu gösteriyor.

5 Temmuz 2013