Devrimci Bir Enternasyonalʼin İnşası: Görevler ve Güçlükler

22.09.2015 | Harun YILMAZ
Enternasyonal parti anlayışı Stalinizmin işçi hareketindeki yarım asrı aşkın egemenliğinden ötürü muazzam yara almıştır. Öyle ki, bu milliyetçi yozlaşma sadece Stalinist ya da merkezci akımlara değil, Troçkist harekete de darbe vurmuştur. Bugün Enternasyonal parti anlayışı dendiğinde, tepe noktasını Üçüncü Enternasyonalʼde (ve onun mirasçısı olan, ama ölü doğan Dördüncü Enternasyonalʼde) bulan merkeziyetçi, ulusal seksiyonlara dayalı tek bir Enternasyonal parti akla gelmiyor ve ne yazık ki dünya genelinde egemen olan da bu değildir. Bugün onlarca Enternasyonal parti olmasına karşın, işçi sınıfına önderlik edebilecek devrimci Marksist bir parti yoktur, oysa böyle bir parti inşası sadece Türkiyeʼde değil, tüm dünyada devrimci Marksistlerin en acil görevi ve ihtiyacıdır.

Devamını Oku

Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (4. Bölüm)

01.08.2015 | Sinan KARASU
Bolşeviklerin nesnel kötüleşmeyi devrimle doğrudan ilişkilendirmek gibi bir görüşleri yoktu. Yenilginin devrimi kolaylaştıracağı yalnızca bir olasılığa işaret eder ve bu anlamda dikkate alınmayı gerektirir. Ama burada aslolan, yenilginin neyi kolaylaştırdığından bağımsız olarak, devrimcilerin zaferin milliyetçi hezeyanlarındansa, başka bir ulusun “kendi” ülkemiz tarafından ezilmesindense, yenilginin moral bozukluğunu tercih etmeleri ve Lenin’in de vurguladığı gibi, yenilginin sonuçlarından korkmamalarıdır. Öznel öğe eksikse ya da diğer nesnel koşullar uygunsuzsa devrim olmaz, o yüzden koşullara göre değerlendirmek gerekir. Sadece sloganlar üzerinden gidersek hiçbir yere varamayız. Bakılması gereken kısım şudur: Yenilgi devrimleri her zaman, her koşulda ilerletmez.

Devamını Oku

Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (3. Bölüm)

16.07.2015 | Sinan KARASU
İşçi sınıfının devrimi dünya devrimidir. Lenin’in dediği gibi, “zaferin kalıcı olması için proleter devrimi ana kapitalist ülkelerin tümünde ya da en azından birkaçında zafere ulaşmalıdır.” Dolayısıyla proletaryanın dünya devrimi söz konusu olduğunda, herkesin “kendi” ülkesindeki devrim en değerli değildir. Her devrim dünya devrimi terazisindeki ağırlığına göre öneme sahiptir ve bu terazinin ağırlık ölçüsü de, öncelikle, o ülkede kapitalizmin ne derece gelişkin olduğudur. Bu çerçevede, emperyalist savaşlarda daha güçlü olan ülkenin yenilmesi bizim genel sınıf çıkarlarımıza daha uygun değil midir? Örneğin Türkiye ile Almanya arasında bir savaş çıkması durumunda Almanya’nın yenilmesi ehven-i şer değil midir? Enternasyonalizm bağlamında değerlendirildiğinde, özelde kendi ülkemizin yenilgisi “bizim” işimize yarayacaktır, ama Almanya’nın yenilmesi tüm dünya işçi sınıfının işine yarayacaktır, zira Türkiye kolsa, Almanya kalptir.

Devamını Oku

Yunanistan Krizi Üzerine Tezler

09.07.2015 | Sinan KARASU
Borç meselesi ekonomik değil, siyasi bir meseledir. Başka bir deyişle, mesele borcu kimin, hangi koşullarda reddettiğidir. Kapitalizmin sınırları içinde kalarak borcun reddedilmesi, en az kabul edilmesi kadar kötü koşullara yol açacaktır. Mesele borca karşı siyasi bir tutum almaktır. Borcun kapitalist sistemin borcu olduğunu ortaya koymadan doğru, devrimci bir siyasi tutum alınamaz. Bolşeviklerin 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Çarlık borçlarını reddetmiş olmaları, devrimci tutumu borçların tümden reddedilmesiyle özdeşleştirmeye yol açmıştır. Oysa bu “red” meselenin sadece bir ayağıdır. Yunanistan işçi ve emekçilerine sunulacak alternatif “borçlu kapitalizmi mi, borçsuz kapitalizm mi?” değil, kapitalizmi tümden ortadan kaldırmaktır. Bu adımı attıktan sonra borç da görüşülür harç da!

Devamını Oku

Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (2. Bölüm)

23.06.2015 | Sinan KARASU
Lenin’in “eğip bükmeye gerek yok, bu tutum vatana ihanettir” yaklaşımının kitleleri cezbetmesini beklemek gerçekçi olmaz. Bu sloganı kitlelere ulaştırabilmek için bir ara formüle ihtiyaç vardır. Bu şekilde bakıldığında, aslında, doğru formüle edilmiş barış sloganı savaşın başlangıcında çok daha işlevseldir, kullanılması gereken bir geçiş sloganıdır. Kitlelerin gözünde savaşın anlamsızlığını teşhir etmeye başlayacağımız sloganlardan biri bu olmalıdır. Devrimci savaşı iç savaşa çevirmek ve silahı kendi burjuvalarına doğrultmak, yenilgicilik perspektifinin daha ilk günden itibaren çok daha iyi bir formülüdür. Zaten Lenin de birkaç yerde bunu söyler: “ana sloganımız, emperyalist savaşın iç savaşa çevrilmesidir”.

Devamını Oku

Çözülmeyen Demokratik Sorunlar ve Sağcılar

12.05.2015 | Deniz KÖKSAL
Çoğunluğu Müslüman ülkede “kendine Müslüman” deyimini çıkartmış bir toplumuz. Tevekkeli değil, demokrasi dendiğinde aklımıza genelde bizi doğrudan ilgilendiren kısımlar geliyor. Bize o an dokunmuyorsa, bu kez bir atasözüyle söyleyecek olursak, yılanın bin yıl yaşamasına bile müsaade edebiliyoruz! Kendisini solda konumlandıran pek çok insanda bile yaygın olan bu zihniyet ne yazık ki “kendi topuğumuza sıkmak” anlamına geliyor, zira bir ülkede halledilmemiş her demokratik sorun er geç sağcılar için bir istismar malzemesi olmakta, sol hareketin ve genel olarak demokratikleşmenin önünü tıkamaktadır. “Ben Kürt değilim, Kürtlerin hakları beni ne ilgilendirir?” diyenler oturup bir daha düşünmeli. Başörtülü de değilsin, belki kadın da değilsin, ama tüm bu mağdurlar, ezilenler toplandığında emekçi halkı oluşturuyor. İşte farklı çıkarları, ilgi alanları ve talepleri olan o topluma ulaşmadığımız sürece 12 Eylül diktatörlüğünden ve onun mirasçısı olan AKP diktatörlüğünden kurtulamayacağız.

Devamını Oku

Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (1. Bölüm)

04.05.2015 | Sinan KARASU
“Devrimci yenilgicilik” proletaryanın barış dönemindeki sınıf politikasını savaş sırasında da özünü değiştirmeden savunması gerekliliğini anlatır. Devrimci yenilgicilik bir sınıf siyaseti olarak düşmanı dışarıda değil, içeride arayan, bu nedenle savaş durumunda bile çizgisini değiştirmeyen devrimci proleter tavrın adıdır. Tam karşıtı ise duygusal değil, yine siyasal ve sınıfsal bir tabir olarak alınması gereken yurtseverliktir, yani esas düşmanın sınırların dışında olduğunu düşünen ve sınıflar üzerinden değil uluslar üzerinden düşünmek gerektiğini vaaz eden ideolojidir. Kısacası, yurtseverlik ulus-devlet denen burjuva kurumu savunmak, savaşta o ulus-devletin sahibi olan burjuvaziden bağımsız bir siyasi çizgi izlememek, proletaryayı bu milliyetçi siyasete hapsetmektir.

Devamını Oku

Devrim ve Evrim

16.03.2015 | Harun YILMAZ
Devrim evrimin karşıtı değil, evrimin tamamlanmasıdır. Devrim evrimi dışlamaz, kapsar ve ilerletir. Devrim ile evrim tam da yirminci yüzyılın en önemli evrimbilimcilerinden Stephen Jay Gould’un sıçramalı evrim diye de tercüme edilen kesintili denge teorisindekine benzer bir diyalektik ilişki içindedir. Buna göre, devrim bir süreçtir ve bu sürecin içinde sıçramalar kadar uzun süreli denge durumları, zikzaklar ve geriye düşüşler de vardır. Devrim, alttan alta yaşanan değişimlerin, gözle görülemeyen moleküler değişikliklerin, nicel birikimin belli bir nodal noktaya ulaştığında patlamalı olarak yeni bir niteliği doğurduğu andır. Dolayısıyla bir tercihten de ziyade en az evrim kadar bir zorunluluktur. Devrim tek bir güne ya da âna indirgenemez. Ne sadece bir süreçtir ne de salt bir sıçramadır; bu ikisinin diyalektik bütünüdür.

Devamını Oku

Tarihte Bireyin Rolü ve Stalin

16.03.2015 | Deniz KÖKSAL
Marksizm tarihte bireyin rolünü yadsımaz, ama bireylerin içinden çıktıkları koşullardan bağımsız olarak dilediğince hareket edebilen özneler olduklarını reddeder. Bu diyalektik kavrayışa rağmen, özne ile nesnel dünya arasındaki ilişki Marksizme çok “vurulan” noktalardan birisidir. Gerçekten de yüzeysel bir bakışla Marksizmin yirminci yüzyılda tarihsel projesini gerçekleştirememiş ve dolayısıyla şimdilik başarısız olmuş olmasını açıklarken, asıl kabahatli olarak Stalinizm gibi hiçbir özelliği olmayan bir siyasî harekete işaret etmek çelişki gibi görünebilir. Neticede bu hareketin başını çeken kişi sıfatıyla Stalin gibi sınırlı meziyetlere sahip bir birey, tarihin akışını böyle kökten değiştirebilmiştir. Devrimci Marksistler olarak bu yüzeysel yaklaşımla sık sık karşılaşıyor olmamız bir açıklamayı zorunlu kılıyor.

Devamını Oku

Marksizm ve Kadın Sorunu

07.03.2014 | Berna IRMAK – Deniz KÖKSAL

kadın sorunu

Bugüne kadarki tüm yazılı tarih, kadınların ezilmesinin, aşağılanmasının ve yok sayılmasının tarihidir. Kadınlar sınıflı toplumlarda arka plana itilmiş, çeşitli haksızlıklara maruz bırakılmış, dövülmüş, aşağılanmış, yok sayılmışlardır. Sömürünün, baskının, ezilmenin çifte niteliğini anlamayan bir işçi hareketinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Sorunu yalnızca ilk kısımla (işçi sınıfının ezilmesiyle) sınırlayan ya da kadınların maruz kaldıkları kaba ezilme biçimlerini görmekle yetinip, ince, incelikli ayrımcılık ve ezme biçimlerine göz kapayarak, “neticede bütün işçiler eziliyor” diyen bir hareket, işçi sınıfının yarısıyla ilişkilerini asla belli bir seviyenin ötesine geçiremeyeceğinden, hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaktır.

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.