Marksizm ve Cumhuriyet

29.10.2016 | Harun YILMAZ
Cumhuriyet kapitalizm çağına özgü bir yönetim biçimidir ve emekçi kitleleri siyasi yaşamdan dışlayan kapitalizm-öncesi sistemlerden farklı olarak onların siyasi yaşamda belli derecelerde aktif rol alma haklarını tanımasıyla temayüz eder. Başka (ama yanlış) bir deyişle, cumhuriyet, halkın kendi kendini yönetimini kıstas alan ve bunu kendine özgü araçlarla, her şeyden önce de seçimler ve kapsamı dönemden döneme değişen demokratik haklarla yapan rejimdir. Cumhuriyet için “halkın kendi kendini yönetimi” nitelendirmesi, kabaca söylersek, yirminci yüzyıldan önce yanlış değildi, çünkü henüz halkın kendi kendini gerçek yönetiminin sovyet ya da komün gibi yerellere özerklikle merkeziyetçiliğin harikulade bir bileşimi olan sınıfsal öz-örgütlerle olabileceğini gösteren somut gerçeklik ortaya çıkmamıştı. Oysa bugün bir yandan “halkın kendini yönetmesi öyle olmaz, böyle olur” dedirtecek tarihsel örnekler vardır, diğer yandan kapitalizme özgü mekanizmanın (seçim sandığı ve denetlenemeyen meclis) tam bir aldatmaca olduğu görülmüştür.

Devamını Oku

“Nöbete Devam”: Faşist Seferberlik ve İslamcılık

04.08.2016 | Harun YILMAZ
Bu zamana kadar, İslamcı tabanın geniş kitleler halinde sokağa inemeyeceğini, devleti karşısına aldığında yahut devleti arkasında görmediğinde eyleme girişmeyeceğini savunduk. Bunun sebebi de gelenektir. Türkiye’de İslamcılığın diğer birçok ülkedekinin aksine bir yeraltı mücadele geleneği yoktur. Bizde İslamcılar her zaman iktidar tarafından korunup kollanmış, kendi küçük dükkânlarını büyütüp para biriktirmenin derdine düşmüş, ancak bundan sonra ve buna paralel olarak “dava”ya iltihak etmişlerdir. AKP medyası eliyle başlatılan ve sözde muhalif gazetecilerin desteğiyle büyütülen kampanya sonucunda, AKP kitlesi gerçekten de darbeyi çıplak elleriyle durdurduğuna inandı. Bir sonraki darbe girişiminde, evelallah, darbeyi durdurmak için sokağa fırlamaya hazır, hattâ teşne bir güruh oluştu. AKP bu darbeyle kitlesini seferber etmeyi başarmış, Saraçhane eylemlerindekinden farklı olarak kitle ya da en azından kitlenin önemli bir kesimi bu kez sokağı sevmiştir. İşte AKP diktatörlüğünün kitle seferberliğiyle birleşmesi faşizm alametidir!

Devamını Oku

Stalinizm ve Tarihsel Materyalizm

31.05.2016 | Harun YILMAZ
Stalinist anlayışa göre, toplumlar bir beşli şemayı takip etmişti: Sınıfsız toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapitalizm ve sosyalizm. Doğa sıçrama nedir, geri düşüş nedir, sapma nedir bilmezdi. Hepsinden önemlisi, dünya tarihi birörnekti ve dahası her yerde aynı modeli izlediğine göre, kapitalizmden önce de dünya tarihi (evrensel tarih) diye bir şey vardı. Elbette burada teori kılıfına uydurulmuştu: SSCB’deki bürokrasinin egemenliğinin sosyalizm (“tek ülkede sosyalizm”) olduğunu yutturmaya çalışmak için bu şemadan medet umuluyordu. Tarihte hiç sapma olmadığına, dümdüz bir çizgi izlendiğine göre, kapitalizmden sonra gelen de mutlaka sosyalizmdi, demek ki Rusya’da 1930’larda var olan rejim de sosyalizmdi! Bu mantığın olgusal açıdan doğru olup olmadığı bir tarafa (ki değildi), en azından Marksizmi inkâr ettiği açıktır.

Devamını Oku

Sosyalizm ve Ulus-Devlet

11.05.2016 | Sinan KARASU
Tek ülkede sosyalizm ideolojisi ile dünya devrimi ve dünya çapında sosyalizm anlayışı arasındaki ayrımı; aynı hedefe giden farklı yollar arasındaki basit bir yöntem ya da tarz farkı olarak görmemek gerekir. Stalinizm birbirinden ayrı, tek tek ülkelerde gerçekleşecek ulusal sosyalizmlerin toplamıyla komünizme varacak bir Marksizm yorumu ya da Marksizmin bir kolu değildir. Ulus-devletlerin aritmetik ya da ilerlemeli toplamıyla dünya sosyalizmine varılabileceği düşünülmemeli. Ulus-devletler arasındaki ihtilafın nedeni “sosyalist” değil, burjuva olmalarından kaynaklanan iyi niyet eksikliği değildir. “Tek ülkede sosyalizm” diğer ülkelerdeki sosyalizmlerin kapısını aralayan bir ilk adım değil; bir müddet sonra diğer ülkelerdeki “sosyalizm”lerin bastırılması için aktif müdahale demektir. 1936 İspanya belki de bunun en acı örneğidir. Üstelik her yönüyle ve her çeşit yaklaşıma (“SSCB kötü de olsa neticede bir mevziydi” ya da “öyle ya da böyle ‘çift’ kutuplu bir dünya vardı”) sahip çevreler açısından dersler çıkartılması gereken bir örnektir.

Devamını Oku

1 Mayıs ve Enternasyonal

28.04.2016 | Lev TROÇKİ
1 Mayıs bayramına atfedilen esas görev, ekonomik bir kategori olarak işçi sınıfını kelimenin sosyolojik anlamında işçi sınıfına dönüştürme, yani tüm çıkarlarının bilincinde olan ve proletarya diktatörlüğü ve sosyalist devrim için çabalayan bir sınıf yaratma sürecini kolaylaştırmaktı. Bu bakış açısına göre, 1 Mayıs’ta en uygun eylem tarzı sosyalist devrimi destekleyen gösteriler yapmaktı. Fakat işçi sınıfının o dönem geçmekte olduğu gelişme aşamasında, çoğunluk, sekiz saatlik işgünü talebinin önlerindeki görevi yerine getirmek için daha iyi bir cevap sunduğunu gördü. 1 Mayıs bayramı yavaş yavaş dünya proletaryasının mücadele aracı olmaktan çıktı ve tek tek her ülkenin işçilerinin kendi yerel çıkarları için verdikleri mücadelenin bir aracına dönüştü.

Devamını Oku

Sosyalizm, Ulus-Devlet ve Enternasyonalizm

12.04.2016 | Sinan KARASU
Devrimin enternasyonalist önderlikle gerçekleştiği bir ülkede işçi ve emekçiler artık kendi “yurtsever” çıkarlarını düşünmezler. Onlar açısından yurt, ulus, bayrak vs. kavramları anlamını tüketmiştir. Bulundukları toprak parçası yalnızca basamaklardan biridir, dünya devriminin tamamlanmasındaki önem sırasına göre bir anlam taşır, o topraklar üzerinde yaşayanların toprağı olduğu için değil. Lenin’in sözleriyle: “Proleter enternasyonalizmi, ilkin bir ülkedeki proleter mücadelesinin çıkarlarının, dünya ölçüsündeki mücadelenin çıkarlarına bağımlı kılınmasını; ikincisi burjuvaziyi yenmekte olan ulusların, uluslararası sermayenin devrilmesi için ulusal planda en büyük fedakârlıklara katlanmaya hazır olmalarını gerektirir.” Sosyalizme ulaşmak için stratejik açıdan ya da güçler dengesi bakımından daha önemli bir ülke (devrimci mevzi) diğerinden daha değerlidir.

Devamını Oku

Kendiliğindenlik ve Dışarıdan Bilinç Üzerine (3. Bölüm)

16.02.2016 | Sinan KARASU
İşçi sınıfının devrimi gerçekleştirip sosyalizme ilerleyebilmesi (dünya çapında gerçekleşebilecek bu dönüşüm) için devrimci Marksist bir önderliğe ihtiyacı olduğu doğru olsa da, bu partinin yokluğu koşullarında işçi sınıfının hep sığ sularda çimleneceğini düşünmek hem büyük saflık olur, hem de siyaseten ikameciliğe varır. Kendiliğinden tartışmasının önemi burada saklıdır. Sorun şu ki işçi sınıfı ile devrimci önderlik arasındaki ilişki teleolojik şekilde ele alındığında anlaşılamaz. Bu ikisinin buluşması bizim için vazgeçilmez bir zorunluluk olsa da, tarih bu ikisinin buluşmasını beklemez, kendi yolunda akmaya devam eder, kendisine yeni yollar açmaya çalışır ve bu nesnel gerçeklik, kitle hareketinden beslenen zengin içerik karşı etken (devrimci önderlik) üzerinde etkide bulunur ve iki etken (teleolojik yaklaşımla iki durağan öğe olarak kavranan devrimci önderlik ve sınıf) bu yeni nesnel zemin üzerinde birleşir.

Devamını Oku

Kendiliğindenlik ve Dışarıdan Bilinç Üzerine (2. Bölüm)

17.01.2016 | Sinan KARASU
İşçi sınıfının devrimci önderlikle buluşamadığı istisnai durumlarda, mücadele neden ve nasıl sendikal sınırları aşar? Bunun iki temel nedeninden bahsedebiliriz. Zaten bu iki neden, kendiliğinden mücadelenin sendikal sınırları aşmasına dair iki model sağlamaktadır bize. Birinci model, devrimci Marksistlerin müdahalesinin olmadığı (yani kendiliğinden) mücadelenin kelimenin düz anlamıyla kendiliğinden bir şekilde, yani herhangi bir örgüt ya da önderlik tarafından belirgin ya da belirleyici müdahalenin olmadığı koşullarda aşmasıdır. İkinci model ise, “sosyalistlerin” (reformist, merkezci, sosyal-şovenist vb.) ya da sendikacıların müdahalesiyle aşmasıdır. Bu ikinci tür mücadele de devrimci Marksistler açısından kendiliğindendir, fakat bir önderliğin (yanlış önderliğin) müdahalesi belirgin ya da belirleyicidir.

Devamını Oku

Kendiliğindenlik ve Dışarıdan Bilinç Üzerine (1. Bölüm)

30.12.2015 | Sinan KARASU
Sosyalist fikirler proletaryanın kendi doğal koşullarının ve o koşulların değiştirilmesi için gerekli adımların formüle edilmiş hali olması bakımından doğal; ama bu fikirlere ulaşmasının mekanik, dolayımsız bir süreçle olmayacağı anlamında dolaylıdır. O halde, işçi sınıfının bu bilince kendiliğinden ulaşamayacağı açıktır. Peki, Manifesto’yu kabaca incelediğimizde bile ulaşabileceğimiz bir gerçek, neden bu denli hararetli ve hayati tartışmalara konu olmuştur ya da olsun? Lenin’in kastettiği sınıf bilinci işçi sınıfını kendisi için sınıf haline getiren, devrimci potansiyellerini ortaya sermeye ve nihayetinde sosyalizme götürmeye muktedir olan sınıf bilincidir ve harekete taşınması gereken de bu sınıf bilincidir.

Devamını Oku

Konut Sorunu ve Kentsel Dönüşüm

21.11.2015 | Taylan YÜCEL
TOKİ’nin kuruluşu 1984 yılına dayanmaktadır. Kuruluş amacı güya alt ve orta gelire sahip insanların konut ihtiyacını gidermektir. 2000’li yılların başına dek pek adı duyulmayan TOKİ, imar affıyla birlikte, önünü açan yasal düzenlemelerin yapılmasından sonra büyük bir şirkete dönüştü. TOKİ artık her türlü inşaat projesine girmeye, her türlü gayrimenkulü alıp satmaya başlayan, bu konuda sınırsız yetkileri olan, sadece Sayıştay tarafından denetlenen (bugün o da kalmadı!), kendi alanında tartışılmaz bir tekel haline gelmiştir. Van depremiyle birlikte kentsel dönüşüm, yıkım ve rant politikalarına hız vermiştir. Şehirlerin depreme dayanıklı olmadığı gerçekliği üzerinden bir meşrulaştırma söylemiyle TOKİ’ye pazar alanı sağlanmaktadır. TOKİ başkanı Bayraktar, “Şu İstanbul’u yeniden yıkıp yapmaktan güzel şey yok” demişti. Bu durum Türkiye sermaye sınıfının inşaat sektörünü büyük bir rant kaynağı olarak görmesinin açık ifadesidir.

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.