Kendiliğindenlik ve Dışarıdan Bilinç Üzerine (2. Bölüm)

17.01.2016 | Sinan KARASU
İşçi sınıfının devrimci önderlikle buluşamadığı istisnai durumlarda, mücadele neden ve nasıl sendikal sınırları aşar? Bunun iki temel nedeninden bahsedebiliriz. Zaten bu iki neden, kendiliğinden mücadelenin sendikal sınırları aşmasına dair iki model sağlamaktadır bize. Birinci model, devrimci Marksistlerin müdahalesinin olmadığı (yani kendiliğinden) mücadelenin kelimenin düz anlamıyla kendiliğinden bir şekilde, yani herhangi bir örgüt ya da önderlik tarafından belirgin ya da belirleyici müdahalenin olmadığı koşullarda aşmasıdır. İkinci model ise, “sosyalistlerin” (reformist, merkezci, sosyal-şovenist vb.) ya da sendikacıların müdahalesiyle aşmasıdır. Bu ikinci tür mücadele de devrimci Marksistler açısından kendiliğindendir, fakat bir önderliğin (yanlış önderliğin) müdahalesi belirgin ya da belirleyicidir.

Devamını Oku

Kendiliğindenlik ve Dışarıdan Bilinç Üzerine (1. Bölüm)

30.12.2015 | Sinan KARASU
Sosyalist fikirler proletaryanın kendi doğal koşullarının ve o koşulların değiştirilmesi için gerekli adımların formüle edilmiş hali olması bakımından doğal; ama bu fikirlere ulaşmasının mekanik, dolayımsız bir süreçle olmayacağı anlamında dolaylıdır. O halde, işçi sınıfının bu bilince kendiliğinden ulaşamayacağı açıktır. Peki, Manifesto’yu kabaca incelediğimizde bile ulaşabileceğimiz bir gerçek, neden bu denli hararetli ve hayati tartışmalara konu olmuştur ya da olsun? Lenin’in kastettiği sınıf bilinci işçi sınıfını kendisi için sınıf haline getiren, devrimci potansiyellerini ortaya sermeye ve nihayetinde sosyalizme götürmeye muktedir olan sınıf bilincidir ve harekete taşınması gereken de bu sınıf bilincidir.

Devamını Oku

Devrimci Bir Enternasyonalʼin İnşası: Görevler ve Güçlükler

22.09.2015 | Harun YILMAZ
Enternasyonal parti anlayışı Stalinizmin işçi hareketindeki yarım asrı aşkın egemenliğinden ötürü muazzam yara almıştır. Öyle ki, bu milliyetçi yozlaşma sadece Stalinist ya da merkezci akımlara değil, Troçkist harekete de darbe vurmuştur. Bugün Enternasyonal parti anlayışı dendiğinde, tepe noktasını Üçüncü Enternasyonalʼde (ve onun mirasçısı olan, ama ölü doğan Dördüncü Enternasyonalʼde) bulan merkeziyetçi, ulusal seksiyonlara dayalı tek bir Enternasyonal parti akla gelmiyor ve ne yazık ki dünya genelinde egemen olan da bu değildir. Bugün onlarca Enternasyonal parti olmasına karşın, işçi sınıfına önderlik edebilecek devrimci Marksist bir parti yoktur, oysa böyle bir parti inşası sadece Türkiyeʼde değil, tüm dünyada devrimci Marksistlerin en acil görevi ve ihtiyacıdır.

Devamını Oku

Metal İşçisi de “Bu Daha Başlangıç” Dedi!

28.05.2015 | Berna IRMAK
Renault ile başlayan ve faşist Türk-Metal’in örgütlü olduğu onlarca fabrikaya yayılan bu işçi hareketi yıllardır Türk-Metal’in oluşturduğu çeteci örgütlenme anlayışına bir başkaldırı niteliği taşıdığından çok önemli bir potansiyel barındırıyor. Başlangıçta Türk-Metal’e karşı çıkılan yolda, önce MESS’in, ardından patronlarının gerçek yüzünü gören işçiler açısından sıçramalı bir ilerleme söz konusudur. Diğer taraftan, bugün mücadelenin içinde öğrenen bu kitlenin büyük bir kısmı başta sendikalar olmak üzere tüm sınıf örgütlerine mesafeli duruyor. Bu nesnel durumun elbette ki tarihsel nedenleri mevcut; keza biz devrimcilerin bu işçilerle bir yolunu bulup, öncesinde bağ kuramamış olması da bir etken. Ancak nasıl ki Renault’da yanan ateş on binlerce Türk-Metal işçisi için bir milat olma özelliği taşıdıysa, aynı biçimde sınıftan yana derdi olan örgütler açısından da görüşlerini anlatmak, güven kazanmak ve bir sonraki dalgayı çok daha güçlü yaratmak için bir fırsat olacaktır.

Devamını Oku

Metal Grevinden Notlar

19.05.2015 | Berna IRMAK

Bizler tarihî metal direnişini yaratan metal işçilerinin direnişe zarar gelmemesi amacıyla çeşitli güvenlik önlemleri almalarını anlayışla karşılıyoruz, ama bazı TOFAŞ işçileri tarafından dile getirilen “biz bize yeteriz” yaklaşımının da bu büyük hareketi yalıtma riski taşıdığını düşünüyoruz. Dışarıdan gelen destek sadece orada fizikî olarak durmayı içermiyor, aynı zamanda bu mücadelenin haklılığını duyurmak, her türlü müdahaleye karşı bir arada durmak anlamına geliyor. Bugün kendileri dışındaki kesimleri tehlike olarak görmek zaman geçtikçe yalnızlaşma riskini de beraberinde getiriyor. Bizlere düşen görev, bu büyük mücadeleyi bulunduğumuz her alanda duyurmak, daha çok insanın haberdar olmasını ve desteklemesini sağlamak ve öncesinde sorulsa pek çoklarının “mümkün değil olmaz” diye baktığı bir mücadele dalgasıyla karşı karşıya olduğumuzu unutmamaktır. Unutmayalım, neredeyse 15 bin işçi “yeter artık” demiş durumda ve diğer işyerlerindeki işçilerin de gözü bu dört fabrikada.

Devamını Oku

Soma Katliamının Birinci Yılında Değişen Bir Şey Yok!

19.05.2015 | Militanlarımızdan

16 Mayıs’ta bir kez daha katillerin yargılanması, suçluların cezalarını çekmesi için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB çağrısıyla unutmayacağımızı ve unutturmayacağımızı haykırarak Soma Kent Meydanı’ndaydık. Soma, içinde bulunduğumuz sistemin kaçınılmaz bir ürünüydü. İşçi sınıfı düşmanı sermaye politikalarının doğal sonucuydu. Soma ne kader ne maden sektörünün doğasından gelen bir şeydir. 19. yüzyıldan örnek veren Erdoğan’dan sonra maden inceleme komisyonu Şırnak’ta “maden işçileri 18. yüzyıl koşullarında çalışıyor” dedi. Yani sermayenin mantığıyla, taş devrine kadar götürecekler çalışma koşullarını!

Devamını Oku

Bursa’da Çanlar Türk-Metal Çetesi İçin Çalıyor

16.05.2015 | Berna IRMAK

İşçi sınıfını tek başına ne bir sendika kurtarabilir ne bir önder ne bir parti. İşçi sınıfı ücretli kölelik düzenini yıkmadıkça asla rahat yüzü göremeyecektir. Bu sermaye düzenini ortadan kaldırmak için de her an tetikte, her an hesap sormaya hazır, örgütlü ve bilinçli bir sınıf haline gelmek şarttır. İşte o zaman hiçbir sendika ağası işçilerin önünde duramaz. Peki, bu söylediklerimiz neden Türk-Metal için geçerli değil? Onu da alıp, düzeltip, yeniden kullanamaz mıyız? Hayır, çünkü Türk-Metal bir patron sendikası, patronların elinde ve emrinde. Bunu en iyi Renault işçileri biliyor. Birleşik-Metal ise işçilerin kurduğu, işçilerin çıkarları için mücadele eden bir sendika; eksiğiyle fazlasıyla bizim sendikamız, onu değiştirip düzeltmek de bize düşer. Ancak bu yolda gerekli çabayı gösterdikten sonra yeni ufuklara yelken açmak gerekir. Yoksa yeni diye girdiğimiz yol eskinin kısır bir tekrarı olacaktır.

Devamını Oku

1 Mayıs’ta AKP Diktatörlüğüne Dur Demek İçin Alanlara!

23.04.2015 | MİLİTAN
Taksim mücadelesi devrimin mücadelesidir. Taksim’den vazgeçilmemelidir. Fakat Taksim’in “fethi”nin nasıl olacağı doğru planlanmalıdır. Hiçbir fetih, hiçbir askerî operasyon sadece taarruza dayalı olamaz. Askerlik sanatı taarruz ile ricatin, taktiksel hamlelerle stratejik hedefin nasıl bütünleştirileceği üzerine kuruludur. Taksim’e çağrı yapan “koca koca” sendikaların, örgütlerin hangi biri gerçekten oraya kitle getiriyor? Ne yazık ki bu 1 Mayıs’ta da, tıpkı Gezi’nin yıldönümünde ve geçen 1 Mayıs’ta olduğu gibi doğru bir siyasi hat belirlenemedi ve 1 Mayıs’ta Taksim mücadelesi kendiliğindenliğe terk edildi. 1 Mayıs’ta büyük ihtimalle küçük bir azınlıkla Taksim mücadelesini yürüteceğiz. Böylece işçi sınıfının çok çeşitli ve aynı derecede yakıcı taleplerini kamuoyunun gündemine taşımak pek mümkün olmayacak gibi görünüyor. Her halükarda, devrimci Marksistler olarak 1 Mayıs’ı AKP diktatörlüğüne karşı giderek güçlenen muhalefetin sınıf eksenine oturması için bir basamak haline getirmeliyiz.

Devamını Oku

“Terör” ve AKP’nin Kaba Güldürüsü

12.04.2015 | Vedat AKIN
Bugün bu topraklarda eğer bir terörist örgüt varsa, o da AKP ve onun korsan devletidir. Hakan Fidan’ın söylediklerini unutmayalım, ne demişti, “sıkışırsam göndertirim birkaç adam, attırırım birkaç füze…” Tam seçim sathı mailine girilmişken, “terör” sadece AKP’nin işine yarayacakken AKP güruhundan kimsenin kılına bile zarar vermeyen bu tür “terör” eylemleri ancak AKP tezgâhıdır. Bu 1 Mayıs işçi sınıfının ve sol muhalefetin gövde gösterisi haline dönüştürülmelidir. “1Milyonla 1 Mayıs’a” çağrısı seçimde AKP’ye düşman olan tüm işçileri ve ezilenleri bayrağı altında toplamalıdır. Gerekirse oradan Taksim yürüyüşü başlatılmalı, kitlelere güçlerini tekrar görecek fırsat tanınmalıdır. Hem böyle güçlü bir eylem sayesinde, örgütsüz işçi sınıfının arka plana atılan taleplerini duyurmak da mümkün olacaktır. Zira seçimlerden ne sonuç çıkarsa çıksın, ister seçim yapılsın ister yapılmasın, işçi sınıfı kendi talepleri, programı ve örgütlülüğüyle alana inmedikçe kurtuluş gelmeyecektir.

Devamını Oku

Ejot ve Paksan İşçileri Nasıl Tarih Yazılacağını Gösteriyor!

06.02.2015 | Berna IRMAK

grev

Birleşik Metal-İş 2 No’lu şubeye bağlı Ejot Tezmak ve Paksan işçilerinin duruşu büyük önem taşıyor. Bu iki işyerindeki BMİS üyeleri “bizim taleplerimizle sözleşme yoksa üretim de yok” diyerek tüm sınıf kardeşlerine yapılması gerekeni göstermiştir. Bu mücadelenin bir sonucu olarak Paksan’da istenen taleplerle iki yıllık bir sözleşme imzalandı, Ejot’ta ise işçilerin birlik içinde duruşu ve deneyimli işçilerin “sözleşme yoksa çalışmayacağız” tavrıyla patron günlerdir üretim yapılmamasına rağmen işçilere dokunamıyor. Olağan dönemlerde bir saat dahi üretime ara verilmesine tahammülü olmayan patron, günlerdir işçilerin talepleri karşılanmadığı için üretim yapılmamasına göz yummak zorunda kalıyor. Ejot işçileri iplerin kimin elinde olduğunu göstermektedir!

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.