1 Mayıs ve Enternasyonal

28.04.2016 | Lev TROÇKİ
1 Mayıs bayramına atfedilen esas görev, ekonomik bir kategori olarak işçi sınıfını kelimenin sosyolojik anlamında işçi sınıfına dönüştürme, yani tüm çıkarlarının bilincinde olan ve proletarya diktatörlüğü ve sosyalist devrim için çabalayan bir sınıf yaratma sürecini kolaylaştırmaktı. Bu bakış açısına göre, 1 Mayıs’ta en uygun eylem tarzı sosyalist devrimi destekleyen gösteriler yapmaktı. Fakat işçi sınıfının o dönem geçmekte olduğu gelişme aşamasında, çoğunluk, sekiz saatlik işgünü talebinin önlerindeki görevi yerine getirmek için daha iyi bir cevap sunduğunu gördü. 1 Mayıs bayramı yavaş yavaş dünya proletaryasının mücadele aracı olmaktan çıktı ve tek tek her ülkenin işçilerinin kendi yerel çıkarları için verdikleri mücadelenin bir aracına dönüştü.

Devamını Oku

1 Mayıs Yazıları

28.04.2016 | Lev TROÇKİ
1 Mayıs gösterileri proletaryanın uluslararası ve ulusal durumundan bağımsız olarak her yıl belirli bir gün düzenlenmesi takvime bağlanmış geleneksel bir gösteridir. Fakat 1 Mayıs kutlamalarının tüm tarihine baktığımızda, hiçbir zaman işçi hareketinin gerçek seyrinin üzerine çıkamadığını, bilakis tamamen bu hareket tarafından belirlendiğini ve ona tabi olduğunu görüyoruz. 1 Mayıs barışçıl reformist çalışma yürüten partiler tarafından ilk baştan itibaren barışçıl eylemlere dönüştürülmüş ve böylece savaş öncesinde bütün devrimci niteliklerinden kopartılmıştı. Mektubun son satırlarında Muhalefet’in genel olarak işçi sınıfından, özel olarak da sınıfın öncüsünden asla ayrı duramayacağı –adeta bir ön kabul olarak– vurgulanmaktadır. Genel bir kural olarak söylersek, devrimciler hiçbir koşulda işçi sınıfının en mücadeleci kesiminden ayrı hareket edemezler.

Devamını Oku

Lenin Öldü (Troçki’nin Taziye Yazısı)

20.01.2015 | Lev TROÇKİ

Lenin artık yok. Lenin’i kaybettik. Atardamarlarının işleyişini yöneten esrarengiz yasalar onun canını aldı. Hastalığın ilkinden daha şiddetli olan ikinci saldırısı on aydan fazla sürdü. Hekimlerin acı verici tabiriyle, atardamarlar mütemadiyen “oynadı”. Lenin’in hayatıyla korkunç bir oyundu bu. İlerleme, hattâ tamamen iyileşme de mümkündü, felaket de. Hepimiz iyileşeceğini umut ediyorduk, ama felaket kapımızı çaldı. Artık Vladimir İlyiç yok. Parti yetim kaldı. İşçi sınıfı yetim kaldı. Öğretmenimiz ve önderimizin ölüm haberinin uyandırdığı duygular işte bunlar. Lenin artık yok, ama Leninizm yaşıyor.

Devamını Oku

Troçki’nin Öldürüldüğü Gün Yazılmış Son Üç Mektubu

04.08.2014 | Lev TROÇKİ

Murder scene where Spanish communist Ramon Mercader assassinated Leon Trotsky in Coyoacan, Mexico

Troçki’nin 20 Ağustos 1940′da sürgün hayatı yaşadığı Meksika’da Stalin’in ajanı Ramon Mercader tarafından kalleşçe öldürüldüğü gün kaleme aldığı üç mektubunu yayınlıyoruz. Siyasi yasaklılar listesinin tepesinde olduğu için hiçbir ülkenin vize vermediği, misafir etmeyi kabul eden ülkelerin de siyasi meselelere karışmama yasağı getirdiği Troçki her şeye rağmen siyasi faaliyetlerini sürdürüyordu. Stalin elinin altındaki onca kaynağa rağmen siyasi olarak başa çıkamadığı bu rakibini, sonradan SSCB’de madalyayla taltif edilen bir kiralık katille susturmaya karar vermişti. Troçki’nin öldürüldüğü gün masasında hâlihazırda yazmaya devam ettiği Stalin biyografisi duruyordu.

Devamını Oku

Yurtdışı Merkez Komite Bürosu’na Telgraf

10.07.2014 | V. İ. Lenin
1917 Haziran Günleri Bolşevikler için toplumsal alandaki ilk büyük sınavdı. Meselenin sadece doğru politikalardan ibaret olmadığını, doğru sloganları bulmaktan da geçtiğini biliyorlardı ve Haziran gösterisinde bunun ilk meyvesini toplamışlardı. Bu açıdan, zorunlu olarak kısa olan telgraflar kimi zaman çok sağlam birer siyasi belge olabilmektedir. Lenin’in ilk kez 1937′de yayınlanan aşağıdaki telgrafını böyle bir tarihsel belge olması bakımından Sinan Karasu’nun 1917: Haziran Günleri yazısına ek olarak aşağıda yayınlıyoruz.

Devamını Oku

Krupskaya’nın Ölümü

07.03.2014 | Lev TROÇKİ

Krupskaya Lenin’in eşi olmanın yanı sıra –ki bunun bir tesadüf olmadığını belirtelim– davaya olan bağlılığı, çalışkanlığı ve karakterinin temizliğiyle sıra dışı bir şahsiyetti. Nadejda Konstantinovna’yı bürokrasiyle bağlarını açıkça koparacak kadar kararlı olmadığı için suçlamak aklımızın ucundan bile geçmez. Ondan çok daha bağımsız siyasi dimağlar yalpalamış, tarihle saklambaç oynamaya çalışmış ve sonunda zail olmuştur. Krupskaya sorumluluk bilinci en üst düzeyde olan bir insandı. Kişisel olarak gayet cesurdu. Krupskaya’da eksik olan zihinsel cesaretti. Lenin’in sadık yoldaşı, kusur bulunamaz bir devrimci ve devrim tarihinin en trajik simalarından biri olan Krupskaya’ya içimiz acıyarak veda ediyoruz.

Devamını Oku

Bir Kez Daha Bonapartizm Sorunu Üzerine
(Burjuva Bonapartizmi ve Sovyet Bonapartizmi)

19.01.2014 | Lev TROÇKİ
Bonapartizm derken, ekonomik açıdan egemen olan sınıfın demokratik yönetim usulleri için gerekli özelliklere sahip olmakla birlikte, mülkiyetini muhafaza etmek adına tepesinde bir asker ve polis aygıtının, taç giymiş bir “kurtarıcı”nın dizginsiz egemenliğine müsamaha göstermek zorunda kaldığı rejimi kastediyoruz. Bu tür durumlar sınıf çelişkilerinin özellikle keskinleştiği dönemlerde ortaya çıkar; Bonapartizmin amacı patlamaları engellemektir. Burjuva toplumu bu tür dönemleri birçok kez yaşamıştır, ama bunlar, deyim yerindeyse, sadece birer provaydı. Kapitalizmin mevcut gerileyişi demokrasinin kesin olarak altını oymakla kalmadı, aynı zamanda eski tür Bonapartizmin tamamen yetersiz olduğunu da ortaya çıkardı; eski tür Bonapartizmin yerini faşizm aldı. Fakat demokrasi ile faşizm arasındaki bir köprü olarak demokrasinin üzerine çıkan ve iki kamp arasında gidip gelen, ama bunu yaparken egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir “kişisel rejim” zuhur eder; Bonapartizm teriminin kesin olarak yerli yerine oturtulması için bu tanım yeterlidir.

Devamını Oku

Rosa Luxemburg ve Dördüncü Enternasyonal
(Önemli Bir Soruna Dair Akla İlk Gelen Düşünceler)

20.01.2013 | Lev TROÇKİ
Rosa’nın kendiliğindenlik teorisi reformizmin kemikleşmiş aygıtına karşı sağlıklı bir silahtı. Bu silahın çoğu zaman Lenin’in bir devrimci aygıt inşa etme çalışmasına karşı kullanılmış olması, onun –kuşkusuz sadece rüşeym halinde olan– gerici özelliklerini gösterir. Rosa’nın kendisinde bunu ancak ara ara görmek mümkündü. Rosa’nın devrimci anlamda gerçekçiliği, kendiliğindenlik teorisinin öğelerini su katılmadık bir metafiziğe dönüştürmesini engelleyecek kadar güçlüydü. Gelişimin seyri içinde aşılmış olan arızi öğeler bir kenara bırakıldığında, Dördüncü Enternasyonal için yürüttüğümüz çalışmanın bayrağına “üç L’yi” gönül rahatlığıyla yazabiliriz: Yalnızca Lenin’in değil, aynı zamanda Luxemburg ve Liebknecht’in de L’sini!

Devamını Oku

Otorite Üzerine

18.10.2011 | Friedrich ENGELS
Bu zatı muhteremler bir şeyin ismini değiştirdiklerinde cismini de değiştirdiklerini zannediyorlar. Bu beyler ömrü hayatlarında hiç devrim gördüler mi acaba? Devrim hiç kuşkusuz olup olabilecek en otoriter şeydir; nüfusun bir kesiminin diğer kesimine topla, tüfekle, süngüyle, kısacası hepsi de fevkalade otoriter olan araçlarla kendi iradesini zorla kabul ettirmesidir. Zafer kazanan taraf, egemenliğini, silahlarının gericilerde uyandırdığı korkuyla sürdürmek zorundadır. Eğer Paris Komünü burjuvaziye karşı silahlı halkın otoritesini kullanmamış olsaydı, tek bir gün bile ayakta kalabilir miydi? En azılı otorite karşıtlarına bu tür görüşlerle gittiğimde, verebildikleri tek cevap şu oluyor: Evet, doğru, ama burada yetkililerimize otorite tevcih etmemiz değil, bir görev vermemiz söz konusudur!

Devamını Oku

Demokratik Merkeziyetçilik Üzerine
(Parti İçi İşleyiş Hakkında Birkaç Söz)

20.08.2011 | Lev TROÇKİ
Demokrasi ve merkeziyetçilik oranları değişmeyen iki öğe değildir. Meselenin ileriki dönem için siyasi çizginin belirlenmesi olduğu bir konferansın öncesinde demokrasi merkeziyetçiliğe baskın çıkar. Siyasi eylem söz konusu olduğunda ise, demokrasi merkeziyetçiliğe tabidir. Parti kendi eylemlerini eleştirel olarak masaya yatırma ihtiyacı duyduğunda yeniden demokrasi ön plana çıkar. Demokrasi ile merkeziyetçilik arasındaki denge fiilî mücadele içinde yerli yerine oturur, kimi zaman ihlal edilir, sonra yeniden yerli yerine oturtulur. Partinin tek tek her üyesinin olgunluğu özellikle de, parti içi işleyişten mümkün olandan daha fazlasını beklememesiyle ölçülebilir. Partiye karşı tutumunu birey olarak yediği fiskelere göre belirleyen kişi kötü bir devrimcidir.

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.