Komünist Enternasyonal’in Kuruluşu (1. Bölüm)

04.12.2014 | Sinan KARASU
Soyut birlik, ya da birlik için birlik anlayışı tek parti diktatörlüğü anlayışıyla aynı kavrayışsızlığı yansıtır: Gerçek birliğin olmadığı yerde yapay yollarla, aygıt etkenini devreye sokarak ayrılığı ortadan kaldırma girişimi bölünmüşlüğü yok etmez, yalnızca bu ayrılığı sözde “birliği” cisimleştiren kurumun içine taşır. İkinci Enternasyonal aynı görüşlere sahip olmayan, aynı mücadele yöntemlerini savunmayan, kısacası hayata aynı bakmayan, yalnızca uzak gelecekte benzer bir ideale sahip olan kişileri aynı çatı altında toplamakla tam da bunu yapmıştı. Yeni bir Enternasyonal fikrinin ortaya atıldığı 1914’ten, Komünist Enternasyonal’in alamet-i farikası olarak bilinen 21 koşulun kabul edildiği 1920’ye kadar, hattâ sonrasında da yeni Enternasyonal’in ana fikrini bu oluşturacaktır. Denilebilir ki 21 koşul bile bu yanlış örgütlenme fikrinden kopuşu sağlama çabasıdır.

Devamını Oku

Stalin ve Dünya Devrimi

11.04.2014 | Sinan KARASU
Bu yazı, elhak, bir ironi teşebbüsü değildir! Stalin’in proleter enternasyonalizmine düşmanlığını, milliyetçi sosyalizm savunusunu örnek göstererek Stalin ve dünya devrimi arasında gece ile gündüz kadar fark olduğunu gösterme amacı taşımamaktadır. Aksine, proleter dünya devrimi kavramının Marksizmin en temel ilkelerinden biri olduğunu ve Stalin’in de siyasi yaşamının önemli bir dönemi boyunca bunu kabul ettiğini gösterme amacındadır. İlla bir ironi aranacaksa, bu ironi hikâyenin ikinci kısmında, Stalin’in bilahare kendi yazıp söylediklerinden bile yüz geri edecek şekilde tahrifatlara girişmesinde ve onu önder kabul eden önemli bir çoğunluğun bu tarihten bihaber şekilde dünya devrimi mefhumuna ve dolayısıyla Marksizme saldırmalarında aranmalıdır.

Devamını Oku

Krupskaya’nın Ölümü

07.03.2014 | Lev TROÇKİ

Krupskaya Lenin’in eşi olmanın yanı sıra –ki bunun bir tesadüf olmadığını belirtelim– davaya olan bağlılığı, çalışkanlığı ve karakterinin temizliğiyle sıra dışı bir şahsiyetti. Nadejda Konstantinovna’yı bürokrasiyle bağlarını açıkça koparacak kadar kararlı olmadığı için suçlamak aklımızın ucundan bile geçmez. Ondan çok daha bağımsız siyasi dimağlar yalpalamış, tarihle saklambaç oynamaya çalışmış ve sonunda zail olmuştur. Krupskaya sorumluluk bilinci en üst düzeyde olan bir insandı. Kişisel olarak gayet cesurdu. Krupskaya’da eksik olan zihinsel cesaretti. Lenin’in sadık yoldaşı, kusur bulunamaz bir devrimci ve devrim tarihinin en trajik simalarından biri olan Krupskaya’ya içimiz acıyarak veda ediyoruz.

Devamını Oku

İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri – Onların Tarihi, Bizim Tarihimiz

06.01.2014 | Sinan KARASU

“Geçmişi kontrol eden geleceği de kontrol eder” düsturuna sadık kalan AKP döneminde Tarih, iktidarın toplum üzerinde kurduğu ideolojik tahakkümün önde gelen araçlarından biri haline geldi. Popüler tarih kitapları, dergiler, televizyon programları, hamasi filmler ve diziler, inşaatlar, “eserler” derken yeni-Osmanlıcı söylem gurur duyduğu ecdadıyla birlikte her bir tarafımızı sardı. Tarih ne ilk ne de son kez mevcut iktidar savaşının ve emperyalist emellerin meşrulaştırılma aracı ve sahnesi haline getirildi. Ama neyse ki, onların kirli tarihine karşı bizim tarihimiz, komünistlerin tarihi de var ve aynı dönemde bu alan da boş durmadı. Emel Akal’ın İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri adlı çalışması özel bir ilgiyi hak ediyor, zira 2013′ün en dikkate değer kitaplarından biri olduğu söylenebilir.

Devamını Oku

Troçki’nin Teorisi İyi, Pratiği ve Örgütçülüğü Kötü Müydü?

17.02.2013 | Sinan KARASU
Devrimci hareketin en tartışmalı ismi tartışmasız Troçki’dir! Fakat Troçki tartışması Stalinizmin dogmatik ve hayal mahsulü yaklaşımıyla yaratılan “hain ve karşıdevrimci” yaftasına karşı, devrimci Marksistlerin enternasyonalist mevzilerde direnmelerinden ibaret değildir. Bir de Troçkist geçinen ya da “Stalin eleştirisi de yapan” (merkezci) çevrelerin bilinçli olarak gerçekleştirdikleri tahrifatlar vardır ki, bunları “böyle dostun olduktan sonra düşmana ne gerek” kapsamında değerlendirmek gerekir. Bu iddiaya göre, Troçki teorisi iyi, ama pratiği kötü; ideolojik duruşu sağlam, ama politik tutumları ve örgütçülüğü zayıf bir devrimcidir! Troçki’nin tüm hayatı bu çarpıtmaya yanıt nitelikte sayısız veri sunar. Yeni yayınlanan bir kitap bunu çürütecek çok ciddi bir kanıt daha sunmaktadır: Lenin’in devrim yılı olan 1917’ye ait yazılarının bir araya toplandığı serinin ikinci kitabı olan Bütün İktidar Sovyetlere.

Devamını Oku

Komünist Enternasyonal Nasıl Tasfiye Edildi?

08.11.2012 | Harun YILMAZ
Troçkizme hiçbir belge, kanıt veya –iş oraya geldiyse– mantıklı bir görüş sunmadan “tasfiyeci”, “karşıdevrimci”, “oportünist” gibi suçlamalarda bulunmak Stalinizmin neredeyse bir asırlık tarihinin en nadide pratiğidir. Fakat Lenin’in de sevdiği bir lafla, gerçekler inatçıdır. Kuru sloganlara ve iftiralara inat, işçi sınıfı mücadelesinin tarihi kimin tasfiyeci olup kimin olmadığını açıkça ve belgelerle göstermektedir. Komünist Enternasyonal bundan yaklaşık 70 yıl önce, 15 Mayıs 1943’te Stalinist bürokrasi tarafından tasfiye edildi. Zaten 15-20 yıldır Stalin ve şürekâsının elinde kuklaya dönüşmüş olan ve göstermelik kongreleri bile düzensiz toplanan Komintern, bu kez kongre toplama gereği bile duymadan ibretlik bir açıklamayla lağvedildi. Birkaç sayfalık bu bildiri işçi sınıfının devrimi için Enternasyonal bir komünist partinin gerekli olduğunu reddeden Stalinist ve merkezci akımların o günden beri başlıca, hattâ neredeyse tek cephaneliği olmuştur.

Devamını Oku

Hasan Bülent Kahraman Sovyet Devrimi’ne El Atarsa

22.05.2012 | Deniz KÖKSAL
Hasan Bülent Kahraman Soğuk Savaş döneminden beri 1917 tarihiyle ilgili bir şey okumadığından olsa gerek, bugünkü “Kemalizmin Leninist Kopuşu” adlı yazısında “Ekim Devrimi bir darbeydi” saçmalığını yineliyor. Bu görüş Soğuk Savaş döneminde (hatta öncesinde de) Rusya’daki devrime kara çalmanın temel yollarından biriydi. Ama özellikle de Soğuk Savaş’ın bitimine doğru ve bitişinden sonra bu çarpıtmayı nesnel tarihyazımının asgari kıstaslarıyla uyuşturmak olanaksız hale geldi. Nitekim bugün Leninist olmayan ya da Leninizme karşıt tarihçiler arasında Ekim’in askeri darbe olmadığına dair azami mutabakat vardır. Alexander Rabinowitch’ten Rex Wade’e, Semion Lyanders’ten Marc Ferro’ya, William G. Rosenberg’den Moshe Lewin’e kadar birçok saygın tarihçi bu tahrifatı reddetmektedir.

Devamını Oku

Zaman”e Solcuları – Kto Kovo?

18.04.2012 | Deniz KÖKSAL
Marksistlerin “burjuva gazetelerde yazmama” gibi bir ilkeleri hiçbir zaman olmamıştır, bu kürsüden yararlanabilirler, hattâ yararlanmalıdırlar. Burada mesele, Rusların siyaset teorisine kattıkları bir tabirle, “Kto kovo” meselesidir: Kim kimi yutacak? Solculardan yararlanmak isteyen sermaye mi, yoksa tam tersi mi? Şu soruyu cevaplamadan doğru yol bulunamaz: “Ben sosyalistim ve düzene karşıyım. O halde, burjuva gazetesi neden bana teveccüh göstersin?” Çünkü iki taraf da birbirinden yararlanmaya çalışıyor: Kto kovo? Maalesef Türkiye’de düzen gazetelerinde yazan veya röportaj veren sosyalistlerin çoğunluğu bu ilkeyi gözetmiyor ve zamanın ruhuna uyuyorlar.

Devamını Oku

Bir Devrimci Parti Teorisine Doğru (4. Bölüm)

29.01.2012 | Sinan KARASU

V. I. Lenin

Lenin devrimci mücadeleye İkinci Enternasyonal’de cisimleşen uzlaşmacı parti anlayışını sahiplenen bir sosyalist olarak girmiş, çok geçmeden bu örgütlenme tarzına tümüyle bilinçli diyemeyeceğimiz bir tarzda karşı çıkmaya başlamış, fakat bu modelin özünü sorgulamak yerine tekil sapmaları ve yanlışları hedef tahtasına koymuştur. Menşevikler İkinci Enternasyonal’in teorik ve örgütsel görüşlerinin Rus çeşidinden başka bir şey olmamasına karşın ve Lenin Rusya özelinde Menşeviklerle (yani İkinci Enternasyonal’le) gecikmeden hesaplaşma içine girmesine karşın, sorunun esas kaynağına, yani İkinci Enternasyonal’de cisimleşen uzlaşmacı parti (kitle partisi) anlayışına saldırmamış ve oradan kopma yoluna gitmemiştir. Kopması için 1914’teki büyük ihanetin yaşanması gerekmiştir.

Devamını Oku

Lenin ve Kronstadt’tan Parti İçi Muhalefete

04.01.2012 | Vedat AKIN
Bir ülkeye sosyalist devrim ihraç etmek Marksist açıdan nereye oturur? Kuşkusuz, sosyalizmin bir ülkeye ihraç edilemeyeceği doğrudur. Sosyalizm işçilerin tabandan mücadelesinin ürünü olarak doğacaktır; bir işçi devleti de olsa, ülke dışından tanklarla gelecek bir yardımla değil. Özellikle de 1945 sonrası Stalinist örneklerden ötürü bunu ne kadar vurgulasak azdır. Fakat bir işçi devletinin başka bir ülkedeki devrimci işçi hareketine elindeki tüm imkânlarla yardım edebileceği ve etmesi gerektiği de bir o kadar açık olmalıdır. Yalnızca bu soruna liberal ya da Stalinist yaklaşımlardan kaçınmak için bile bu kitap okunmaya değer.

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.