Sosyalizm, Ulus-Devlet ve Enternasyonalizm

12.04.2016 | Sinan KARASU
Devrimin enternasyonalist önderlikle gerçekleştiği bir ülkede işçi ve emekçiler artık kendi “yurtsever” çıkarlarını düşünmezler. Onlar açısından yurt, ulus, bayrak vs. kavramları anlamını tüketmiştir. Bulundukları toprak parçası yalnızca basamaklardan biridir, dünya devriminin tamamlanmasındaki önem sırasına göre bir anlam taşır, o topraklar üzerinde yaşayanların toprağı olduğu için değil. Lenin’in sözleriyle: “Proleter enternasyonalizmi, ilkin bir ülkedeki proleter mücadelesinin çıkarlarının, dünya ölçüsündeki mücadelenin çıkarlarına bağımlı kılınmasını; ikincisi burjuvaziyi yenmekte olan ulusların, uluslararası sermayenin devrilmesi için ulusal planda en büyük fedakârlıklara katlanmaya hazır olmalarını gerektirir.” Sosyalizme ulaşmak için stratejik açıdan ya da güçler dengesi bakımından daha önemli bir ülke (devrimci mevzi) diğerinden daha değerlidir.

Devamını Oku

Kendiliğindenlik ve Dışarıdan Bilinç Üzerine (3. Bölüm)

16.02.2016 | Sinan KARASU
İşçi sınıfının devrimi gerçekleştirip sosyalizme ilerleyebilmesi (dünya çapında gerçekleşebilecek bu dönüşüm) için devrimci Marksist bir önderliğe ihtiyacı olduğu doğru olsa da, bu partinin yokluğu koşullarında işçi sınıfının hep sığ sularda çimleneceğini düşünmek hem büyük saflık olur, hem de siyaseten ikameciliğe varır. Kendiliğinden tartışmasının önemi burada saklıdır. Sorun şu ki işçi sınıfı ile devrimci önderlik arasındaki ilişki teleolojik şekilde ele alındığında anlaşılamaz. Bu ikisinin buluşması bizim için vazgeçilmez bir zorunluluk olsa da, tarih bu ikisinin buluşmasını beklemez, kendi yolunda akmaya devam eder, kendisine yeni yollar açmaya çalışır ve bu nesnel gerçeklik, kitle hareketinden beslenen zengin içerik karşı etken (devrimci önderlik) üzerinde etkide bulunur ve iki etken (teleolojik yaklaşımla iki durağan öğe olarak kavranan devrimci önderlik ve sınıf) bu yeni nesnel zemin üzerinde birleşir.

Devamını Oku

Kendiliğindenlik ve Dışarıdan Bilinç Üzerine (2. Bölüm)

17.01.2016 | Sinan KARASU
İşçi sınıfının devrimci önderlikle buluşamadığı istisnai durumlarda, mücadele neden ve nasıl sendikal sınırları aşar? Bunun iki temel nedeninden bahsedebiliriz. Zaten bu iki neden, kendiliğinden mücadelenin sendikal sınırları aşmasına dair iki model sağlamaktadır bize. Birinci model, devrimci Marksistlerin müdahalesinin olmadığı (yani kendiliğinden) mücadelenin kelimenin düz anlamıyla kendiliğinden bir şekilde, yani herhangi bir örgüt ya da önderlik tarafından belirgin ya da belirleyici müdahalenin olmadığı koşullarda aşmasıdır. İkinci model ise, “sosyalistlerin” (reformist, merkezci, sosyal-şovenist vb.) ya da sendikacıların müdahalesiyle aşmasıdır. Bu ikinci tür mücadele de devrimci Marksistler açısından kendiliğindendir, fakat bir önderliğin (yanlış önderliğin) müdahalesi belirgin ya da belirleyicidir.

Devamını Oku

Kendiliğindenlik ve Dışarıdan Bilinç Üzerine (1. Bölüm)

30.12.2015 | Sinan KARASU
Sosyalist fikirler proletaryanın kendi doğal koşullarının ve o koşulların değiştirilmesi için gerekli adımların formüle edilmiş hali olması bakımından doğal; ama bu fikirlere ulaşmasının mekanik, dolayımsız bir süreçle olmayacağı anlamında dolaylıdır. O halde, işçi sınıfının bu bilince kendiliğinden ulaşamayacağı açıktır. Peki, Manifesto’yu kabaca incelediğimizde bile ulaşabileceğimiz bir gerçek, neden bu denli hararetli ve hayati tartışmalara konu olmuştur ya da olsun? Lenin’in kastettiği sınıf bilinci işçi sınıfını kendisi için sınıf haline getiren, devrimci potansiyellerini ortaya sermeye ve nihayetinde sosyalizme götürmeye muktedir olan sınıf bilincidir ve harekete taşınması gereken de bu sınıf bilincidir.

Devamını Oku

Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (4. Bölüm)

01.08.2015 | Sinan KARASU
Bolşeviklerin nesnel kötüleşmeyi devrimle doğrudan ilişkilendirmek gibi bir görüşleri yoktu. Yenilginin devrimi kolaylaştıracağı yalnızca bir olasılığa işaret eder ve bu anlamda dikkate alınmayı gerektirir. Ama burada aslolan, yenilginin neyi kolaylaştırdığından bağımsız olarak, devrimcilerin zaferin milliyetçi hezeyanlarındansa, başka bir ulusun “kendi” ülkemiz tarafından ezilmesindense, yenilginin moral bozukluğunu tercih etmeleri ve Lenin’in de vurguladığı gibi, yenilginin sonuçlarından korkmamalarıdır. Öznel öğe eksikse ya da diğer nesnel koşullar uygunsuzsa devrim olmaz, o yüzden koşullara göre değerlendirmek gerekir. Sadece sloganlar üzerinden gidersek hiçbir yere varamayız. Bakılması gereken kısım şudur: Yenilgi devrimleri her zaman, her koşulda ilerletmez.

Devamını Oku

Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (3. Bölüm)

16.07.2015 | Sinan KARASU
İşçi sınıfının devrimi dünya devrimidir. Lenin’in dediği gibi, “zaferin kalıcı olması için proleter devrimi ana kapitalist ülkelerin tümünde ya da en azından birkaçında zafere ulaşmalıdır.” Dolayısıyla proletaryanın dünya devrimi söz konusu olduğunda, herkesin “kendi” ülkesindeki devrim en değerli değildir. Her devrim dünya devrimi terazisindeki ağırlığına göre öneme sahiptir ve bu terazinin ağırlık ölçüsü de, öncelikle, o ülkede kapitalizmin ne derece gelişkin olduğudur. Bu çerçevede, emperyalist savaşlarda daha güçlü olan ülkenin yenilmesi bizim genel sınıf çıkarlarımıza daha uygun değil midir? Örneğin Türkiye ile Almanya arasında bir savaş çıkması durumunda Almanya’nın yenilmesi ehven-i şer değil midir? Enternasyonalizm bağlamında değerlendirildiğinde, özelde kendi ülkemizin yenilgisi “bizim” işimize yarayacaktır, ama Almanya’nın yenilmesi tüm dünya işçi sınıfının işine yarayacaktır, zira Türkiye kolsa, Almanya kalptir.

Devamını Oku

Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (2. Bölüm)

23.06.2015 | Sinan KARASU
Lenin’in “eğip bükmeye gerek yok, bu tutum vatana ihanettir” yaklaşımının kitleleri cezbetmesini beklemek gerçekçi olmaz. Bu sloganı kitlelere ulaştırabilmek için bir ara formüle ihtiyaç vardır. Bu şekilde bakıldığında, aslında, doğru formüle edilmiş barış sloganı savaşın başlangıcında çok daha işlevseldir, kullanılması gereken bir geçiş sloganıdır. Kitlelerin gözünde savaşın anlamsızlığını teşhir etmeye başlayacağımız sloganlardan biri bu olmalıdır. Devrimci savaşı iç savaşa çevirmek ve silahı kendi burjuvalarına doğrultmak, yenilgicilik perspektifinin daha ilk günden itibaren çok daha iyi bir formülüdür. Zaten Lenin de birkaç yerde bunu söyler: “ana sloganımız, emperyalist savaşın iç savaşa çevrilmesidir”.

Devamını Oku

Devrimci Yenilgicilik Üzerine Mülahazalar (1. Bölüm)

04.05.2015 | Sinan KARASU
“Devrimci yenilgicilik” proletaryanın barış dönemindeki sınıf politikasını savaş sırasında da özünü değiştirmeden savunması gerekliliğini anlatır. Devrimci yenilgicilik bir sınıf siyaseti olarak düşmanı dışarıda değil, içeride arayan, bu nedenle savaş durumunda bile çizgisini değiştirmeyen devrimci proleter tavrın adıdır. Tam karşıtı ise duygusal değil, yine siyasal ve sınıfsal bir tabir olarak alınması gereken yurtseverliktir, yani esas düşmanın sınırların dışında olduğunu düşünen ve sınıflar üzerinden değil uluslar üzerinden düşünmek gerektiğini vaaz eden ideolojidir. Kısacası, yurtseverlik ulus-devlet denen burjuva kurumu savunmak, savaşta o ulus-devletin sahibi olan burjuvaziden bağımsız bir siyasi çizgi izlememek, proletaryayı bu milliyetçi siyasete hapsetmektir.

Devamını Oku

Komünist Enternasyonal’in Kuruluşu (3. Bölüm)

16.02.2015 | Sinan KARASU
Bugün de devrimci Marksistlerin örnek aldığı parti modeli Lenin ve Troçki dönemindeki bu Enternasyonal’dir. Fakat devrimci Marksistler açısından Komintern’in ilk dört kongresi sahiplenilmesi gereken bir devrimci miras olmakla beraber, bir ideal katına da yükseltilemez. Bolşevikler için bu kongreler aynı zamanda inşa sürecinin devamıydı. Örneğin Komintern’in bu açıdan belli düzeyde geri olduğunun bir göstergesi de, Lenin ve Bolşeviklerin Polonya Savaşı’nı Komintern’de tartışmamış olmasıdır. Bolşevikler haklı olarak var olan prestijden yararlanıp Avrupa işçi sınıfının içinde çok daha güçlü mevziler elde etme teşebbüsünde bulunmuşlardı. Komintern’in yaşaması için mevcut Bolşevik çekirdeğin varlığını sürdürmesi zorunluydu. Lenin’in ölümüyle birlikte Bolşevik Parti içinde başlayan karşıdevrimci hareket Komintern’in de kaderini çizmiş oldu.

Devamını Oku

Komünist Enternasyonal’in Kuruluşu (2. Bölüm)

05.01.2014 | Sinan KARASU
Nasıl ki Üçüncü Enternasyonal fikrinin ortaya çıkması için Birinci Dünya Savaşı gibi travmatik bir olay gerekli olduysa, aynı şekilde bu fikrin gerçekleşmesi ve yeni bir Enternasyonal partinin kurulması için de en az dünya savaşı kadar büyük bir tarihsel olay gerekliydi: 1917 Sovyet Devrimi. Üçüncü (Komünist) Enternasyonal’in kuruluşu yolunda en büyük adım Bolşeviklerin 1917 Ekim’inde Rusya proletaryasına önderlik ederek gerçekleştirdikleri devrim oldu. Bu ilk işçi iktidarı Bolşeviklerin tüm dünyada otoritesini alabildiğine artırdı. Bu sayede yalnızca işçi ve emekçiler arasında değil, sosyalistler (veya sosyal-demokratlar) arasında da, farklı nedenlerden ötürü olmakla birlikte, Bolşeviklere sempati ve yakınlaşma isteği ortaya çıktı.

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.