Ulusal Sorunda Gerçek Bir Demokrat ile Bir Marksist Nerede Ayrılır?

12.04.2013 | Harun YILMAZ
Biz ezilen ulusa merhamet duygularımız ağır bastığı için ya da kardeşlik hukuku böyle gerektirdiği için değil, sosyalizm davası böyle yarar elde edeceği için destek verdik ve veriyoruz. Ortada ne Kürtlerin minnet duymalarını gerektirecek ne de “Türk” komünistlerinin hayırseverlik yaptıklarını düşündürecek bir durum vardır. Lenin ulusal sorun-komünistler ilişkisinde destekten de öte başka bir şeyi vurgular: Olumsuz görev, yani Marksistler ulusal sorunda ezilen ulusu desteklemekten de çok ezen ulus devletine, yani kendi başdüşmanlarına karşı çıkarlar. Bugün Kürt sorununun girdiği çözüm yolu Marksistler açısından olup olabilecek en iyi çözüm yolu olduğu için değil, ortada bir alternatifi olmadığı ve Kürt halkı bunu tercih ettiği için desteklenmelidir. Bu destek ne AKP’ye dair görüşlerimizi bir nebze olsun değiştireceğimiz, ne de PKK hareketinin her yaptığına olur vereceğimiz anlamına geliyor.

Devamını Oku

Ulusların Kaderlerini Kendilerinin Tayin Hakkı mı, Ulusların Kendi Kaderlerini Bizim İstediğimiz Gibi Tayin Hakkı mı?
STALİNİST SOLUN FREUDCU LAPSUSU ÜZERİNE

27.03.2013 | Sinan KARASU
Freud “dil sürçmesi”nin basit bir şekilde “yanlışlıkla ağzımdan öyle çıktı” ile açıklanamayacağını söyler. Freud’a göre, dil ya da kalem sürçmesi (lapsus), deyim yerindeyse, bir düşünce (beyin) sürçmesinin sonucudur. Stalinist solun derdi, Öcalan’ın rahatsız edici açıklamaları değil, Kürtlerin kaderlerini kendilerinin tayin ediyor olmalarıdır. Nitekim bu yanlış görüş yanlış dil kullanımına da yansımıştır. Türk solu yıllarca Lenin’in “self-determination” ilkesini “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” diye kullandı. Lenin’in kavramı o ulusların kaderlerini kendilerinin tayin etmelerini anlatırken; Stalinist Türk solu “kendi” kelimesini tamlamada, zamir olarak kullanmış ve kaderi kimin tayin edeceğine açık kapı bırakmıştır: Ulusların kendi kaderlerini kimin tayin etme hakkı? Belli ki “bizim” istediğimiz gibi, yani ezen ulusun tayin etme hakkı! Stalinist Türk solu için UKKTH, UKKBİGTH’ye dönüşmüştür.

Devamını Oku

Öcalan Gülen’e Selam Yollamış, Elçisi de Bir Sosyalist Olmuş!

27.03.2013 | Deniz KÖKSAL
Güzel şeyler oluyor. Hepimizi mutlu eden barış rüzgârları esiyor. Güzel şeyler oluyor, ama … tuhaf şeyler de oluyor. İmralı’da hapiste olan Öcalan Pennsylvania’da gizlilik halesinin nimetlerinden yararlanmak için gönüllü “hapiste” olan cemaat lideri ve Türkiye’nin en nüfuzlu sermayedarlarından Fethullah Gülen’e, hem de Gülencilerin ağzıyla selam yolluyor ve ne acıdır ki bunun elçisi de bir sosyalist olan Sırrı Süreyya Önder oluyor! Tarihin ironisi olarak mı alınır bilinmez, tam da onyıllardır ezilmekte olan bir ulus siyasal özgürlüğüne doğru yol alırken, onun önderliği hem kendi ulusunun hem de başka bir ulusun (Türklerin) boyunduruğunun daha da sıkılaşmasına, ezilmişliğinin daha da artmasına destek olacak sözler sarf ediyor. Öcalan sınıf düşmanımız Gülen’e selam yollamış, elçisi de bir sosyalist olmuş, ama Gülen’in elçisi Gülerce “bu selamı almıyoruz” demiş. Ne yapalım, bari selam boşa gitmesin: Ve aleynâ aleykûm selam!

Devamını Oku

Kürt Sorununda “Şanlı Devrim”e Doğru*

23.03.2013 | Sinan KARASU
Bugün Kürt sorunu bizlerin istediği türde ideal bir çözümle (Türk ve Kürt halklarının sosyalist temelde birliği ya da bir Kürt proleter devleti) sonlanmıyor diye barışa dudak bükmek devrimci Marksistlerin işi olamaz. Bu durum PKK’nin her dediğine, her yaptığına destek vereceğimiz anlamına gelmiyor. Kürt ulusal hareketinin tarihsel meşruiyeti ve demokratik talepleri ayrıdır, siyasi amaçlarla verdiği tavizlere çanak tutmak ayrıdır. Örneğin Kürt önderliği “İslam kardeşliği”nde buluşmak istiyor olabilir, Erdoğan’a başkanlık vizesi vermek istiyor olabilir. Onların sorunu! Biz yolumuza bakmalıyız. Kürt sorunu burjuva-demokratik kapsamda bir sorundur, yani siyasi kaderini tayin hakkı sorunudur ve bu nedenle kapitalizm sınırları içinde (ayrı bir devletle ya da başka bir yolla) çözülebilir. Yeter ki biz Marksistler Kürt emekçilerinin “Kürt sorunu” derken sadece dil, kimlik vb. sorunları anlamadığını unutmayalım.

Devamını Oku

Türk Burjuvazisi Gözünü Kararttı

16.10.2012 | Sinan KARASU
Türkiye’nin artık ciddi ciddi savaş hazırlıkları yaptığı açıktır. Bugün savaşa girmesinin önünde en büyük engel, TC’nin egemenlerinin bile Suriye’ye askeri müdahalenin devleti nasıl bir bataklığa saplayacağını az biraz görüyor olmalarıdır. Fakat sürecin başından beri belirttiğimiz gibi, görmek ayrı şey, görüp de durmak apayrı bir şey. Kapitalistlerden ya da kapitalist devletlerden her daim “rasyonel” olanı tercih etmelerini beklemek kapitalizmin işleyişini anlamamaktır. Kapitalizm sermayenin kâr hırsının yönlendirdiği bir sistemdir. Küçülmemenin tek çaresi büyümektir. Bu yönetici ilke kapitalist aktörleri risk almaya iter. TC tam da bu nedenle içeride Kürt sorununun şahsında kendi Suriyeleri, kendi Libyaları varken sürecin başından itibaren böyle bir tutum aldı.

Devamını Oku

Suriye ve Kürt Sorunu

04.09.2012 | Harun YILMAZ
“Demokrasi” ihraç etmeye gelince mangalda kül bırakmayan AKP, içeride demokratik taleplerin her birine ceberut devlet geleneğinin meşum yüzüyle karşılık veriyor. Masum sivillerin katledilmesine seyirci kalamayacağını her fırsatta bağıran hükümet, iş cinayetlerinde birinciliği kimselere bırakmıyor. Polis şiddetinden ölen masumların haddi hesabı yok. Küçük çocuklara toplu tecavüz ve taciz vakalarının sayısı, bu alçakların devletten gördükleri şefkatten, AKP’nin “siz tecavüz edin, biz doğana bakarız” desteğinden, burjuva köşe yazarlarının kâh olimpiyatlar kâh Kürt sorunu bağlamında ağızlarından salyalar akıtarak yazdıkları kadın düşmanı laflardan ötürü iyice artıyor. Alevilere yönelik taciz ve tehditler her an patlamaya hazır bir bomba niteliği taşıyor.

Devamını Oku

Laiklik, Ordu ve Burjuva Çıkarlar

30.03.2012 | Harun YILMAZ
Laiklik, devletin ihtiyaçlarına göre kitlelere “münasip” dozlarda din şırınga edilmesi değildir. Oysa TC’nin uyguladığı “laiklik” her zaman bu olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı feshedilmeli, buraya ayrılan bütçe doğrudan ve tümüyle eğitim ve sağlık emekçilerinin öz-örgütlülükleri denetiminde eğitim ve sağlık harcamalarına aktarılmalıdır. Öncesinde diyanetten beslenen kurumlar kendi cemaatlerinin gelirlerine bırakılmalıdır. Ayrıca okullarda verilen din eğitiminin tercihe bırakılması sorunu çözmez, tersine aynı ayrımcılığı körükler. Din eğitimi resmi eğitimin bir parçası olmaktan çıkartılmalı, isteyen istediği eğitimi kendi cebinden verdiği ücret mukabilince almalıdır. Böylece hem “laik” kesimin hem de “dinci” kesimin “istediği” olacak, imam ya da hatip ihtiyacı duymayanlardan para toplanarak okullar açılamayacaktır. Devamını Oku

NTV’ye Açık Mektup – “Şehitleri” Tasnif Etmek!

21.10.2011 | Deniz KÖKSAL
20 Ekim 2011 tarihli öğle haber bülteninizi izledikten sonra, kendime şu soruyu sormayı daha bir hak görüyorum: “Şehitleri” coğrafi bölgelere göre tasnif etmekten, maç programı verir gibi dakikalarca “şu cenaze şu ilden” diye sıralamaktan, “en fazla şehit İç Anadolu bölgesinden verildi” demekten muradınız nedir? Sizinki gibi haberler yapılınca, insanların sinir sistemi bozuluyor, hani şu dilinize doladığınız “barış” lafları var ya, siz toplumu bu tür haberlerle inceden inceye işledikten sonra, onlarla o “barış”ı konuşmak hiç mümkün olmuyor. Bunlar yoluyla insanların tamamı genel bir seferberlik havasına, savaş atmosferine giriyor.

Devamını Oku

İsrail’de Yükselen Mücadele ve Düşündürdükleri

14.08.2011 | Deniz KÖKSAL
İsrail tıpkı “düşman”ı Filistin gibi burjuva önderliklerin elindedir ve dışarıya karşı savaş söylemiyle içeride sistemli bir baskı aygıtı işletmektedir. Ülke içinde güçlü bir baskı aygıtının işliyor olması, dışarıdan bakıldığında İsrail halkının tek bir hedefe (Siyonist emperyalizm) kilitlenmiş yekpare bir bütün olduğu izlenimini doğurmaktadır. Mevcut mücadelenin de gösterdiği gibi, bunun gerçeklikle uzaktan yakından bir alakası yoktur. İsrail kurulduğunda var olan durum ile bugün var olan durum birbirinden farklıdır. Elli-altmış yıl önce işgalci olan Yahudiler bugün bir İsrail ulusu haline gelmişlerdir ve atalarının ne yaptığından bağımsız olarak diğer uluslarla eşit haklara sahiplerdir. Bu eşit hak, ne eksik ne fazla, kendi ulus-devletine sahip olma hakkıdır.

Devamını Oku

Bağımsız Adaylara Seçim Vetosu ya da Komplosu

20.04.2011 | Harun YILMAZ
Bu vetonun tamamen bir komplo olduğunu anlamak için hukuk profesörü olmaya gerek yok. YSK’nin “yasalar böyle, ne yapalım” aldatmacasını engellemek için adaylara başvuru zamanında doğrudan bir beyanda bulunmak, ya da bu konuda “bilgi sızdırmak” sorunu (tabii eğer bir sorun varsa) çözmek için yeterli olurdu. Bugün adayların durumunun ne olacağı belirsizliğini korumaktadır. Ama bu durumda boykot sorununun teorik açıdan kesin olarak reddedilemeyeceği açıktır. Elbette adaylıkların engellenmesi otomatikman seçimlerin boykot edilmesi gerektiği anlamına gelmez, ama boykotun bir alternatif olarak dışlanamayacağı anlamına gelir.

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.