Sosyalizm ve Ulus-Devlet

11.05.2016 | Sinan KARASU
Tek ülkede sosyalizm ideolojisi ile dünya devrimi ve dünya çapında sosyalizm anlayışı arasındaki ayrımı; aynı hedefe giden farklı yollar arasındaki basit bir yöntem ya da tarz farkı olarak görmemek gerekir. Stalinizm birbirinden ayrı, tek tek ülkelerde gerçekleşecek ulusal sosyalizmlerin toplamıyla komünizme varacak bir Marksizm yorumu ya da Marksizmin bir kolu değildir. Ulus-devletlerin aritmetik ya da ilerlemeli toplamıyla dünya sosyalizmine varılabileceği düşünülmemeli. Ulus-devletler arasındaki ihtilafın nedeni “sosyalist” değil, burjuva olmalarından kaynaklanan iyi niyet eksikliği değildir. “Tek ülkede sosyalizm” diğer ülkelerdeki sosyalizmlerin kapısını aralayan bir ilk adım değil; bir müddet sonra diğer ülkelerdeki “sosyalizm”lerin bastırılması için aktif müdahale demektir. 1936 İspanya belki de bunun en acı örneğidir. Üstelik her yönüyle ve her çeşit yaklaşıma (“SSCB kötü de olsa neticede bir mevziydi” ya da “öyle ya da böyle ‘çift’ kutuplu bir dünya vardı”) sahip çevreler açısından dersler çıkartılması gereken bir örnektir.

Devamını Oku

Sosyalizm, Ulus-Devlet ve Enternasyonalizm

12.04.2016 | Sinan KARASU
Devrimin enternasyonalist önderlikle gerçekleştiği bir ülkede işçi ve emekçiler artık kendi “yurtsever” çıkarlarını düşünmezler. Onlar açısından yurt, ulus, bayrak vs. kavramları anlamını tüketmiştir. Bulundukları toprak parçası yalnızca basamaklardan biridir, dünya devriminin tamamlanmasındaki önem sırasına göre bir anlam taşır, o topraklar üzerinde yaşayanların toprağı olduğu için değil. Lenin’in sözleriyle: “Proleter enternasyonalizmi, ilkin bir ülkedeki proleter mücadelesinin çıkarlarının, dünya ölçüsündeki mücadelenin çıkarlarına bağımlı kılınmasını; ikincisi burjuvaziyi yenmekte olan ulusların, uluslararası sermayenin devrilmesi için ulusal planda en büyük fedakârlıklara katlanmaya hazır olmalarını gerektirir.” Sosyalizme ulaşmak için stratejik açıdan ya da güçler dengesi bakımından daha önemli bir ülke (devrimci mevzi) diğerinden daha değerlidir.

Devamını Oku

Kenan Evren Öldü, “Fikirleri” Hâlâ İktidarda!

12.05.2015 | Güven YALÇIN
Biz bu ülkenin devrimcileri Kenan Evren’den, onun temsil ettiği faşizmden, darbeye şükran borcunu birçok kez dile getiren Türk burjuvazisinden hesap soramadık! Kenan Evren Pinochet gibi ecel terleri dökerek yaşamadı son günlerini, İtalyan partizanlarının Mussolini’ye yaptığı gibi cezalandırılamadı da! Böylece gün geldi 12 Eylül’ün çocukları “12 Eylül’le hesaplaşma” adı altında bir referanduma giriştiler ve devletteki İslamcı dönüşümün son çivisini tam 30 yıl sonra halktan aldıkları bu “evet”le çaktılar. Buradan çıkarılacak sayısız ders var, ama Evren’in ölümü bağlamında bir tanesi özellikle vurgulanmalı: Kapitalist toplumda geçmiş hiçbir zaman geçmişte kalmaz. İşçi sınıfı geçmişten dersler çıkarıp, kişisel intikam duygusuna kapılıp kalmadan yenilgilerinin ve yaşatılan acıların hesabını sormadıkça, yeni zaferlere ilerlemek mümkün olmadığı gibi daha gerilere savrulmak da kaçınılmazdır.

Devamını Oku

Soykırımın 100. Yılında Ermeni Halkıyla Kucaklaşabilmek

23.04.2015 | Güven YALÇIN
Egemen sınıfın şiddet aracı olarak her devlet, temsilcisi olduğu sınıfın çıkarları adına katleder, yok eder, yok sayar. Bunun yükünü biz işçi sınıfı çekmemeliyiz, ama elbette kendi burjuvazimizin gerçekleştirdiği katliamla yüzleşmeliyiz. Ermeni işçi kardeşlerimizle kucaklaşabilmek için şunu çekinmeden söylemeliyiz: 24 Nisan, Türkiye’nin ve bu “şanlı” devlet geleneğini sahiplenenlerin utanç günüdür. Ermenilere yapılan soykırım bu topraklarda işçilere, Kürtlere, Alevilere vb. uygulanan zulümden ayrı düşünülemez. Başka bir halkın acıları demek bile yanlıştır. Bu topraklarda acılar asla tek bir halkla, tek bir zümreyle sınırlı kalmadı, kalmaz, mutlaka diğer ezilenlere de ulaşır. Ermeni işçileri ve ezilenleriyle sınıf kardeşliği bağlarımızla birbirimize sarılabilmeli, acılarımızı paylaşabilmeliyiz. Bu yolda ilk adım, egemenlerin siyasetinden ve yalanlarından uzaklaşmaktır.

Devamını Oku

Marksizm ve Kadın Sorunu

07.03.2014 | Berna IRMAK – Deniz KÖKSAL

kadın sorunu

Bugüne kadarki tüm yazılı tarih, kadınların ezilmesinin, aşağılanmasının ve yok sayılmasının tarihidir. Kadınlar sınıflı toplumlarda arka plana itilmiş, çeşitli haksızlıklara maruz bırakılmış, dövülmüş, aşağılanmış, yok sayılmışlardır. Sömürünün, baskının, ezilmenin çifte niteliğini anlamayan bir işçi hareketinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Sorunu yalnızca ilk kısımla (işçi sınıfının ezilmesiyle) sınırlayan ya da kadınların maruz kaldıkları kaba ezilme biçimlerini görmekle yetinip, ince, incelikli ayrımcılık ve ezme biçimlerine göz kapayarak, “neticede bütün işçiler eziliyor” diyen bir hareket, işçi sınıfının yarısıyla ilişkilerini asla belli bir seviyenin ötesine geçiremeyeceğinden, hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaktır.

Devamını Oku

80. Yılında Asturias Komünü

03.10.2014 | Sinan KARASU
Asturias yenilgiye uğrayan bir ayaklanmadan ibaret değildi. Ayaklanma patlak verdikten hemen birkaç gün sonra tüm kent ve köylerde işçi ve emekçiler devrimci komitelerini kurmuş, silahlanmış, asayişi ellerine almış, yani kendi devletlerini kurmaya girişmişlerdi. Asturias’ta iki hafta boyunca yaşananlar tek kelimeyle bir proleter devrimiydi. Vakit kaybetmeksizin silah fabrikalarını ele geçiren işçiler, milislerin silah tedarikini bu fabrikalardan sağlamışlardı. Çoğunluğunu UGT üyelerinin oluşturduğu 40 bin işçi bir Kızıl Ordu kurmuş ve kırk yaşını geçmemiş tüm işçileri göreve, burjuvaziye karşı silah başına çağırmıştı. İşçiler burjuvazinin ordusunda değil kendi ordularında; kendi kardeşlerine karşı değil sınıf düşmanlarına karşı çarpışmalıydı. Asturias’ta işçiler ayan beyan yeni bir düzenin inşasına girişmişlerdi.

Devamını Oku

Birinci Dünya Savaşı’nın Yüzüncü Yıldönümü (2. Bölüm)

04.08.2014 | Sinan KARASU
4 Ağustos sosyalizm tarihinin en kara günüdür. 4 Ağustos 1914′te tarihin gelmiş geçmiş en büyük, en örgütlü sosyalist partisi Marksizmin bütün ilkelerine aykırı bir tutum alarak, Alman meclisi Reichstag’daki oylamada savaş bütçesine oy verdi ve böylece sosyalistler dünya savaşı denen katliama ortak oldu. Mecliste ciddi bir çoğunluk oluşturan sosyalistler (sosyal-demokratlar) o zamana kadar burjuvaziye karşı sınıfsal bir tutum almış ve bütçe oylamalarında aleyhte oy kullanmışlardı. Bu temelde başlayan ayrılık, sosyalist hareketin tarihindeki bu en büyük bölünme hem birkaç yıl sonra yaşanacak ilk (büyük) işçi devriminin hem de Üçüncü Enternasyonal’in, “proleter dünya devriminin partisi”nin temellerini atacaktı.

Devamını Oku

Birinci Dünya Savaşı’nın Yüzüncü Yıldönümü (1. Bölüm)

29.07.2014 | Sinan KARASU
Tam 100 yıl önce bu zamanlar dünya savaşı başladı. Dünya savaşı! Biz bugün oldukça kanıksamışız olduğumuzdan, bu tabir kolay bir tamlamaymış gibi ağzımızdan dökülüveriyor. Peki, ya saati tam bir asır geriye alsak? Acaba bu kelimeleri bu kadar rahat sarf edebilir miydik? Daha dünyayı keşfetmeyi bile yakın zaman önce başarmış bir tür nasıl oldu da tüm dünyayı bir savaş alanına çevirdi? Savaşı yerel, bölgesel ya da birkaç ülke arası bir olay olmaktan çıkarıp, dünya çapında bir olaya, katliama nasıl dönüştürdü? Bu söz (“dünya savaşı!”) ilk ne zaman duyuldu, kim sarf etti? Dünya savaşı kavramını ilk duyanlar ne hissetti? Diğer yandan, mesele sadece sözel alanla sınırlı değildi, bizatihi somuttu da. Hava saldırılarıyla bir şehrin stratejik olarak bombalanması insanlık tarihinde daha önce görülmedik bir şeydi. İngiltere’ye karşı 1915′teki Alman Hava Gemisi (Zeplin) saldırıları ve 1917-18′deki Gotha bombardıman uçakları bir başlangıçtı.

Devamını Oku

1848 Şubat Devrimi Üzerine Birkaç Not

26.02.2014 | Harun YILMAZ
Marx-Engels’in Fransız üçlemesi (Fransa’da Sınıf Savaşımları, 1848-1850, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i ve Fransa’da İç Savaş) Marksizm okumalarına başlayacak hemen her devrimcinin gözünü korkutan eserler olmuştur. Resmi eğitim sistemindeki malum hamasi nitelikten ötürü tarihsel olaylara zaten mesafeli duran bir toplumda yaşıyor olmaya, teorinin karmaşıklığı da eklenince bu kitaplar Kapital gibi “çok kıymetli, ama ileride okunacak” eserler haline gelmiştir, oysa bir siyasi eğitim müfredatında paha biçilmez bir yer tutarlar. Meselenin tarihsel kısmının üstesinden gelmek için Fransa 1848 broşürümüz üçlemelere niyet etmiş okura önemli bir kaynak niteliğindedir. Buradaysa, devrimin 166. yıldönümü vesilesiyle günümüze ışık tutacak siyasi boyutlarından birkaçını ele almaya çalışacağız.

Devamını Oku

İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri – Onların Tarihi, Bizim Tarihimiz

06.01.2014 | Sinan KARASU

“Geçmişi kontrol eden geleceği de kontrol eder” düsturuna sadık kalan AKP döneminde Tarih, iktidarın toplum üzerinde kurduğu ideolojik tahakkümün önde gelen araçlarından biri haline geldi. Popüler tarih kitapları, dergiler, televizyon programları, hamasi filmler ve diziler, inşaatlar, “eserler” derken yeni-Osmanlıcı söylem gurur duyduğu ecdadıyla birlikte her bir tarafımızı sardı. Tarih ne ilk ne de son kez mevcut iktidar savaşının ve emperyalist emellerin meşrulaştırılma aracı ve sahnesi haline getirildi. Ama neyse ki, onların kirli tarihine karşı bizim tarihimiz, komünistlerin tarihi de var ve aynı dönemde bu alan da boş durmadı. Emel Akal’ın İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri adlı çalışması özel bir ilgiyi hak ediyor, zira 2013′ün en dikkate değer kitaplarından biri olduğu söylenebilir.

Devamını Oku

BROŞÜRLERİMİZ Broşürlerimizin PDF versiyonlarını buradan indirebilirsiniz.